İçeriğe geç

Cüzler

29. Cüz

Mushaf'ta oku

Mülk Suresi الملك

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

1

تَبَـٰرَكَ ٱلَّذِى بِيَدِهِ ٱلْمُلْكُ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ ۝١

tebârake-lleẕî biyedihi-lmülk. vehüve `alâ külli şey'in ḳadîr.

Mutlak hükümranlık elinde bulunan Allah, yüceler yücesidir ve O'nun her şeye gücü yeter.

Kelimeler
2

ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلْمَوْتَ وَٱلْحَيَوٰةَ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا ۚ وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْغَفُورُ ۝٢

elleẕî ḫaleḳa-lmevte velḥayâte liyeblüveküm eyyüküm aḥsenü `amelâ. vehüve-l`azîzü-lgafûr.

O, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır.

Kelimeler
3

ٱلَّذِى خَلَقَ سَبْعَ سَمَـٰوَٰتٍ طِبَاقًا ۖ مَّا تَرَىٰ فِى خَلْقِ ٱلرَّحْمَـٰنِ مِن تَفَـٰوُتٍ ۖ فَٱرْجِعِ ٱلْبَصَرَ هَلْ تَرَىٰ مِن فُطُورٍ ۝٣

elleẕî ḫaleḳa seb`a semâvâtin ṭibâḳâ. mâ terâ fî ḫalḳi-rraḥmâni min tefâvüt. ferci`i-lbeṣara hel terâ min füṭûr.

O, yedi göğü, birbiri üzerine yarattı. Rahmân'ın yaratmasında bir aykırılık, uygunsuzluk görmezsin. Gözünü döndür de bak, bir bozukluk görüyor musun?

Kelimeler
4

ثُمَّ ٱرْجِعِ ٱلْبَصَرَ كَرَّتَيْنِ يَنقَلِبْ إِلَيْكَ ٱلْبَصَرُ خَاسِئًا وَهُوَ حَسِيرٌ ۝٤

ŝümme-rci`i-lbeṣara kerrateyni yenḳalib ileyke-lbeṣaru ḫâsiev vehüve ḥasîr.

Sonra gözünü tekrar tekrar döndür (bak). Göz (aradığı bozukluğu bulmaktan) âciz ve bitkin halde sana dönecektir.

Kelimeler
5

وَلَقَدْ زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا بِمَصَـٰبِيحَ وَجَعَلْنَـٰهَا رُجُومًا لِّلشَّيَـٰطِينِ ۖ وَأَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابَ ٱلسَّعِيرِ ۝٥

veleḳad zeyyenne-ssemâe-ddünyâ bimeṣâbîḥa vece`alnâhâ rucûmel lişşeyâṭîni vea`tednâ lehüm `aẕâbe-sse`îr.

Andolsun biz, en yakın göğü kandillerle donattık ve onları, şeytanlar için taşlamalar yaptık. Ve onlar için alevli ateş azabını hazırladık.

Kelimeler
6

وَلِلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِرَبِّهِمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ ۖ وَبِئْسَ ٱلْمَصِيرُ ۝٦

velilleẕîne keferû birabbihim `aẕâbü cehennem. vebi'se-lmeṣîr.

Rablerini inkâr edenler için cehennem azabı vardır. Ne kötü gidilecek yerdir o!

Kelimeler
7

إِذَآ أُلْقُوا۟ فِيهَا سَمِعُوا۟ لَهَا شَهِيقًا وَهِىَ تَفُورُ ۝٧

iẕâ ülḳû fîhâ semi`û lehâ şehîḳav vehiye tefûr.

Oraya atıldıklarında, onun kaynarken çıkardığı uğultuyu işitirler.

Kelimeler
8

تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ ٱلْغَيْظِ ۖ كُلَّمَآ أُلْقِىَ فِيهَا فَوْجٌ سَأَلَهُمْ خَزَنَتُهَآ أَلَمْ يَأْتِكُمْ نَذِيرٌ ۝٨

tekâdü temeyyezü mine-lgayż. küllemâ ülḳiye fîhâ fevcün seelehüm ḫazenetühâ elem ye'tiküm neẕîr.

Az daha öfkeden çatlayacak. Her ne zaman oraya bir topluluk atılsa, onun bekçileri onlara: "Size korkutucu bir peygamber gelmemiş miydi?" diye sorarlar.

Kelimeler
9

قَالُوا۟ بَلَىٰ قَدْ جَآءَنَا نَذِيرٌ فَكَذَّبْنَا وَقُلْنَا مَا نَزَّلَ ٱللَّهُ مِن شَىْءٍ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا فِى ضَلَـٰلٍ كَبِيرٍ ۝٩

ḳâlû belâ ḳad câenâ neẕîrun fekeẕẕebnâ veḳulnâ mâ nezzele-llâhü min şey'. in entüm illâ fî ḍalâlin kebîr.

Derler: "Evet, bize uyarıcı geldi ama biz yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmedi, siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz." dedik.

Kelimeler
10

وَقَالُوا۟ لَوْ كُنَّا نَسْمَعُ أَوْ نَعْقِلُ مَا كُنَّا فِىٓ أَصْحَـٰبِ ٱلسَّعِيرِ ۝١٠

veḳâlû lev künnâ nesme`u ev na`ḳilü mâ künnâ fî aṣḥâbi-sse`îr.

Ve derler ki: "Eğer biz dinleseydik, yahut düşünüp anlasaydık şu çılgın ateşin halkı arasında bulunmazdık!"

Kelimeler
11

فَٱعْتَرَفُوا۟ بِذَنۢبِهِمْ فَسُحْقًا لِّأَصْحَـٰبِ ٱلسَّعِيرِ ۝١١

fa`terafû biẕembihim. fesuḥḳal liaṣḥâbi-sse`îr.

Böylece günahlarını itiraf ederler. (Artık) o çılgın ateş halkı (Allah'ın rahmetinden) uzak olsunlar!

Kelimeler
12

إِنَّ ٱلَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُم بِٱلْغَيْبِ لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ كَبِيرٌ ۝١٢

inne-lleẕîne yaḫşevne rabbehüm bilgaybi lehüm magfiratüv veecrun kebîr.

Fakat daha görmeden Rablerinden korkanlar var ya, işte onlar için bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır.

Kelimeler
13

وَأَسِرُّوا۟ قَوْلَكُمْ أَوِ ٱجْهَرُوا۟ بِهِۦٓ ۖ إِنَّهُۥ عَلِيمٌۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ ۝١٣

veesirrû ḳavleküm evi-cherû bih. innehû `alîmüm biẕâti-ṣṣudûr.

Sözünüzü ister gizleyin, ister açığa vurun; bilin ki, O, göğüslerin özünü bilir.

Kelimeler
14

أَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ ٱللَّطِيفُ ٱلْخَبِيرُ ۝١٤

elâ ya`lemü men ḫaleḳ. vehüve-lleṭîfü-lḫabîr.

Hiç yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.

Kelimeler
15

هُوَ ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ ٱلْأَرْضَ ذَلُولًا فَٱمْشُوا۟ فِى مَنَاكِبِهَا وَكُلُوا۟ مِن رِّزْقِهِۦ ۖ وَإِلَيْهِ ٱلنُّشُورُ ۝١٥

hüve-lleẕî ce`ale lekümü-l'arḍa ẕelûlen femşû fî menâkibihâ vekülû mir rizḳih. veileyhi-nnüşûr.

O size yeri boyun eğer kıldı. Haydi onun omuzlarında (dağlarında, tepelerinde) yürüyün ve Allah'ın rızkından yeyin. Dönüş ancak O'nadır.

Kelimeler
16

ءَأَمِنتُم مَّن فِى ٱلسَّمَآءِ أَن يَخْسِفَ بِكُمُ ٱلْأَرْضَ فَإِذَا هِىَ تَمُورُ ۝١٦

eemintüm men fi-ssemâi ey yaḫsife bikümü-l'arḍa feiẕâ hiye temûr.

Her şeyi kuşatmış olan Allah ın yeri sizinle birlikte göçürüvermesinden emin misiniz? O zaman yer çalkalanıyordur.

Kelimeler
17

أَمْ أَمِنتُم مَّن فِى ٱلسَّمَآءِ أَن يُرْسِلَ عَلَيْكُمْ حَاصِبًا ۖ فَسَتَعْلَمُونَ كَيْفَ نَذِيرِ ۝١٧

em emintüm men fi-ssemâi ey yürsile `aleyküm ḥâṣibâ. feseta`lemûne keyfe neẕîr.

Yoksa siz, gökte olanın üzerinize taş yağdıran bir kasırga göndermeyeceğinden emin misiniz? Tehdidim nasılmış bileceksiniz.

Kelimeler
18

وَلَقَدْ كَذَّبَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ فَكَيْفَ كَانَ نَكِيرِ ۝١٨

veleḳad keẕẕebe-lleẕîne min ḳablihim fekeyfe kâne nekîr.

Andolsun, onlardan öncekiler de yalanladılar. Ama beni inkâr nasıl oldu?

Kelimeler
19

أَوَلَمْ يَرَوْا۟ إِلَى ٱلطَّيْرِ فَوْقَهُمْ صَـٰٓفَّـٰتٍ وَيَقْبِضْنَ ۚ مَا يُمْسِكُهُنَّ إِلَّا ٱلرَّحْمَـٰنُ ۚ إِنَّهُۥ بِكُلِّ شَىْءٍۭ بَصِيرٌ ۝١٩

evelem yerav ile-ṭṭayri fevḳahüm ṣâffâtiv veyaḳbiḍn. mâ yümsikühünne ille-rraḥmân. innehû bikülli şey'im beṣîr.

Üstlerinde kanatlarını açıp yumarak uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları Rahmân'dan başkası tutmuyor. Doğrusu O, her şeyi görmektedir.

Kelimeler
20

أَمَّنْ هَـٰذَا ٱلَّذِى هُوَ جُندٌ لَّكُمْ يَنصُرُكُم مِّن دُونِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ۚ إِنِ ٱلْكَـٰفِرُونَ إِلَّا فِى غُرُورٍ ۝٢٠

emmen hâẕe-lleẕî hüve cündül leküm yenṣuruküm min dûni-rraḥmân. ini-lkâfirûne illâ fî gurûr.

Rahmân olan Allah'a karşı şu size yardım edecek askerleriniz hani kimlerdir? İnkârcılar, ancak derin bir gaflet içinde bulunmaktadırlar.

Kelimeler
21

أَمَّنْ هَـٰذَا ٱلَّذِى يَرْزُقُكُمْ إِنْ أَمْسَكَ رِزْقَهُۥ ۚ بَل لَّجُّوا۟ فِى عُتُوٍّ وَنُفُورٍ ۝٢١

emmen hâẕe-lleẕî yerzüḳuküm in emseke rizḳah. bel leccû fî `utüvviv venüfûr.

Allah size verdiği rızkı kesiverse, size rızık verecek olabilen kimdir? Hayır, onlar azgınlık ve nefrette direnip durmaktadırlar.

Kelimeler
22

أَفَمَن يَمْشِى مُكِبًّا عَلَىٰ وَجْهِهِۦٓ أَهْدَىٰٓ أَمَّن يَمْشِى سَوِيًّا عَلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ ۝٢٢

efemey yemşî mükibben `alâ vechihî ehdâ emmey yemşî seviyyen `alâ ṣirâṭim müsteḳîm.

Şimdi yüz üstü kapanarak yürüyen mi doğru gider, yoksa dosdoğru yolda yürüyen mi?

Kelimeler
23

قُلْ هُوَ ٱلَّذِىٓ أَنشَأَكُمْ وَجَعَلَ لَكُمُ ٱلسَّمْعَ وَٱلْأَبْصَـٰرَ وَٱلْأَفْـِٔدَةَ ۖ قَلِيلًا مَّا تَشْكُرُونَ ۝٢٣

ḳul hüve-lleẕî enşeeküm vece`ale lekümü-ssem`a vel'ebṣâra vel'ef'ideh. ḳalîlem mâ teşkürûn.

De ki: "Sizi yaratan, size kulaklar gözler ve gönüller veren O'dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz!"

Kelimeler
24

قُلْ هُوَ ٱلَّذِى ذَرَأَكُمْ فِى ٱلْأَرْضِ وَإِلَيْهِ تُحْشَرُونَ ۝٢٤

ḳul hüve-lleẕî ẕera'eküm fi-l'arḍi veileyhi tuḥşerûn.

De ki: "Sizi yerden üreten O'dur ve O'na toplanıp götürüleceksiniz."

Kelimeler
25

وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَـٰذَا ٱلْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ ۝٢٥

veyeḳûlûne metâ hâẕe-lva`dü in küntüm ṣâdiḳîn.

(Onlar): "Doğru iseniz bu tehdit ne zaman olacak?" diyorlar

Kelimeler
26

قُلْ إِنَّمَا ٱلْعِلْمُ عِندَ ٱللَّهِ وَإِنَّمَآ أَنَا۠ نَذِيرٌ مُّبِينٌ ۝٢٦

ḳul inneme-l`ilmü `inde-llâh. veinnemâ ene neẕîrum mübîn.

De ki: "(O'na ait) bilgi, Allah'ın yanındadır. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."

Kelimeler
27

فَلَمَّا رَأَوْهُ زُلْفَةً سِيٓـَٔتْ وُجُوهُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَقِيلَ هَـٰذَا ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تَدَّعُونَ ۝٢٧

felemmâ raevhü zülfeten sîet vucûhü-lleẕîne keferû veḳîle hâẕe-lleẕî küntüm bihî tedde`ûn.

Onu yakın görünce inkâr edenlerin yüzleri kötüleşti. Ve: "İşte çağırıp durduğunuz şey budur!" dendi.

Kelimeler
28

قُلْ أَرَءَيْتُمْ إِنْ أَهْلَكَنِىَ ٱللَّهُ وَمَن مَّعِىَ أَوْ رَحِمَنَا فَمَن يُجِيرُ ٱلْكَـٰفِرِينَ مِنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ ۝٢٨

ḳul era'eytüm in ehlekeniye-llâhü vemem me`iye ev raḥimenâ femey yücîru-lkâfirîne min `aẕâbin elîm.

De ki: "Baksanıza, eğer Allah beni ve benimle beraber olanları öldürse, yahut bize merhamet etse, kâfirleri acı bir azabdan kim kurtarabilir?

Kelimeler
29

قُلْ هُوَ ٱلرَّحْمَـٰنُ ءَامَنَّا بِهِۦ وَعَلَيْهِ تَوَكَّلْنَا ۖ فَسَتَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ فِى ضَلَـٰلٍ مُّبِينٍ ۝٢٩

ḳul hüve-rraḥmânü âmennâ bihî ve`aleyhi tevekkelnâ. feseta`lemûne men hüve fî ḍalâlim mübîn.

De ki: "O çok merhametlidir. O'na inanmış, O'na dayanmışızdır. Yakında kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu bileceksiniz."

Kelimeler
30

قُلْ أَرَءَيْتُمْ إِنْ أَصْبَحَ مَآؤُكُمْ غَوْرًا فَمَن يَأْتِيكُم بِمَآءٍ مَّعِينٍۭ ۝٣٠

ḳul era'eytüm in aṣbeḥa mâüküm gavran femey ye'tîküm bimâim me`în.

De ki: "Baksanıza, eğer suyunuz çekilse, size kim bir akarsu getirebilir?"

Kelimeler

Kalem Suresi القلم

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

1

نٓ ۚ وَٱلْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ ۝١

nûn. velḳalemi vemâ yesṭurûn.

Nûn, Kaleme ve yazdıklarına andolsun.

Kelimeler
2

مَآ أَنتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍ ۝٢

mâ ente bini`meti rabbike bimecnûn.

Sen Rabbinin nimetiyle mecnun değilsin.

Kelimeler
3

وَإِنَّ لَكَ لَأَجْرًا غَيْرَ مَمْنُونٍ ۝٣

veinne leke leecran gayra memnûn.

Kuşkusuz senin için tükenmez bir ecir var.

Kelimeler
4

وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ ۝٤

veinneke le`alâ ḫulüḳin `ażîm.

Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin.

Kelimeler
5

فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَ ۝٥

fesetübṣiru veyübṣirûn.

Sen de göreceksin, onlar da görecek.

Kelimeler
6

بِأَييِّكُمُ ٱلْمَفْتُونُ ۝٦

bieyyikümü-lmeftûn.

Hanginizde imiş o fitne ve cinnet.

Kelimeler
7

إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعْلَمُ بِٱلْمُهْتَدِينَ ۝٧

inne rabbeke hüve a`lemü bimen ḍalle `an sebîlih. vehüve a`lemü bilmühtedîn.

Doğrusu Rabbin, yolundan sapanı en iyi bilendir. Hidayete ereni de en iyi bilen O'dur.

Kelimeler
8

فَلَا تُطِعِ ٱلْمُكَذِّبِينَ ۝٨

felâ tüṭi`i-lmükeẕẕibîn.

O halde, yalanlayıcılara itaat etme.

Kelimeler
9

وَدُّوا۟ لَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ ۝٩

veddû lev tüdhinü feyüdhinûn.

Onlar istediler ki yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransınlar.

Kelimeler
10

وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَّهِينٍ ۝١٠

velâ tüṭi` külle ḥallâfim mehîn.

Şunların hiçbirine boyun eğme: Yemin edip duran aşağılık,

Kelimeler
11

هَمَّازٍ مَّشَّآءٍۭ بِنَمِيمٍ ۝١١

hemmâzim meşşâim binemîm.

Daima kusur arayıp kınayan, hep lâf götürüp getiren,

Kelimeler
12

مَّنَّاعٍ لِّلْخَيْرِ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ ۝١٢

mennâ`il lilḫayri mü`tedin eŝîm.

Hayra engel olan, saldırgan, günahkâr,

Kelimeler
13

عُتُلٍّۭ بَعْدَ ذَٰلِكَ زَنِيمٍ ۝١٣

`utüllim ba`de ẕâlike zenîm.

Kaba ve haşin, sonra da kötülükle damgalı,

Kelimeler
14

أَن كَانَ ذَا مَالٍ وَبَنِينَ ۝١٤

en kâne ẕâ mâliv vebenîn.

Mal ve oğulları var diye (böyle davranır).

Kelimeler
15

إِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِ ءَايَـٰتُنَا قَالَ أَسَـٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ ۝١٥

iẕâ tütlâ `aleyhi âyâtünâ ḳâle esâṭîru-l'evvelîn.

Kendisine âyetlerimiz okunduğunda: "Eskilerin masalları" der.

Kelimeler
16

سَنَسِمُهُۥ عَلَى ٱلْخُرْطُومِ ۝١٦

senesimühû `ale-lḫurṭûm.

Yakında biz onu hortumunun (burnunun) üzerinden damgalayacağız.

Kelimeler
17

إِنَّا بَلَوْنَـٰهُمْ كَمَا بَلَوْنَآ أَصْحَـٰبَ ٱلْجَنَّةِ إِذْ أَقْسَمُوا۟ لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِحِينَ ۝١٧

innâ belevnâhüm kemâ belevnâ aṣḥâbe-lcenneh. iẕ aḳsemû leyaṣrimünnehâ muṣbiḥîn.

Biz onlara da belâ verdik, bahçe sahiplerine verdiğimiz gibi. Hani onlar sabah olunca bahçeyi mutlaka devşireceklerine yemin etmişlerdi.

Kelimeler
18

وَلَا يَسْتَثْنُونَ ۝١٨

velâ yesteŝnûn.

İstisna da etmiyorlardı ("inşaallah" demiyorlardı).

Kelimeler
19

فَطَافَ عَلَيْهَا طَآئِفٌ مِّن رَّبِّكَ وَهُمْ نَآئِمُونَ ۝١٩

feṭâfe `aleyhâ ṭâifüm mir rabbike vehüm nâimûn.

Fakat onlar uyurken dolaşıcı bir belâ onu sardı da,

Kelimeler
20

فَأَصْبَحَتْ كَٱلصَّرِيمِ ۝٢٠

feaṣbeḥat keṣṣarîm.

Bahçe simsiyah kesiliverdi.

Kelimeler
21

فَتَنَادَوْا۟ مُصْبِحِينَ ۝٢١

fetenâdev muṣbiḥîn.

Derken sabahleyin birbirlerine seslendiler:

Kelimeler
22

أَنِ ٱغْدُوا۟ عَلَىٰ حَرْثِكُمْ إِن كُنتُمْ صَـٰرِمِينَ ۝٢٢

eni-gdû `alâ ḥarŝiküm in küntüm ṣârimîn.

"Haydi, devşirecekseniz erkenden ekininize gidin" diye.

Kelimeler
23

فَٱنطَلَقُوا۟ وَهُمْ يَتَخَـٰفَتُونَ ۝٢٣

fenṭaleḳû vehüm yeteḫâfetûn.

Derken fırladılar, aralarında fısıldaşıyorlardı.

Kelimeler
24

أَن لَّا يَدْخُلَنَّهَا ٱلْيَوْمَ عَلَيْكُم مِّسْكِينٌ ۝٢٤

el lâ yedḫulennehe-lyevme `aleyküm miskîn.

"Sakın bugün hiçbir yoksul bahçeye girip yanınıza sokulmasın" diyorlardı.

Kelimeler
25

وَغَدَوْا۟ عَلَىٰ حَرْدٍ قَـٰدِرِينَ ۝٢٥

vegadev `alâ ḥardin ḳâdirîn.

(Zanlarınca yoksulları) engellemeye güçleri yeterek erkenden gittiler.

Kelimeler
26

فَلَمَّا رَأَوْهَا قَالُوٓا۟ إِنَّا لَضَآلُّونَ ۝٢٦

felemmâ raevhâ ḳâlû innâ leḍâllûn.

Fakat bahçeyi gördüklerinde: "Biz herhalde yanlış gelmişiz" dediler.

Kelimeler
27

بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ ۝٢٧

bel naḥnü maḥrûmûn.

"Yok, biz mahrum edilmişiz." (dediler).

Kelimeler
28

قَالَ أَوْسَطُهُمْ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ ۝٢٨

ḳâle evseṭuhüm elem eḳul leküm levlâ tüsebbiḥûn.

İçlerinde en makul olanı şöyle dedi: "Ben size Rabbinizi tesbih etsenize dememiş miydim?"

Kelimeler
29

قَالُوا۟ سُبْحَـٰنَ رَبِّنَآ إِنَّا كُنَّا ظَـٰلِمِينَ ۝٢٩

ḳâlû sübḥâne rabbinâ innâ künnâ żâlimîn.

"Rabbimizi tesbih ederiz, doğrusu biz zalimler imişiz." (dediler).

Kelimeler
30

فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَلَـٰوَمُونَ ۝٣٠

feaḳbele ba`ḍuhüm `alâ ba`ḍiy yetelâvemûn.

Ardından suçu birbirlerine yüklemeye başladılar.

Kelimeler
31

قَالُوا۟ يَـٰوَيْلَنَآ إِنَّا كُنَّا طَـٰغِينَ ۝٣١

ḳâlû yâ veylenâ innâ künnâ ṭâgîn.

Yazıklar olsun bize, dediler, biz azgınlarmışız.

Kelimeler
32

عَسَىٰ رَبُّنَآ أَن يُبْدِلَنَا خَيْرًا مِّنْهَآ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا رَٰغِبُونَ ۝٣٢

`asâ rabbünâ ey yübdilenâ ḫayram minhâ innâ ilâ rabbinâ râgibûn.

Ola ki Rabbimiz bize onun yerine daha hayırlısını verir. Biz Rabbimize yönelir, ondan umarız.

Kelimeler
33

كَذَٰلِكَ ٱلْعَذَابُ ۖ وَلَعَذَابُ ٱلْـَٔاخِرَةِ أَكْبَرُ ۚ لَوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ ۝٣٣

keẕâlike-l`aẕâb. vele`aẕâbü-l'âḫirati ekber. lev kânû ya`lemûn.

İşte azap böyledir. Elbette ahiret azabı daha büyüktür. Fakat bilselerdi.

Kelimeler
34

إِنَّ لِلْمُتَّقِينَ عِندَ رَبِّهِمْ جَنَّـٰتِ ٱلنَّعِيمِ ۝٣٤

inne lilmütteḳîne `inde rabbihim cennâti-nne`îm.

Kuşkusuz korunanlar için de, Rableri katında nimetleri bol bahçeler vardır.

Kelimeler
35

أَفَنَجْعَلُ ٱلْمُسْلِمِينَ كَٱلْمُجْرِمِينَ ۝٣٥

efenec`alü-lmüslimîne kelmücrimîn.

Öyle ya, teslimiyet gösterenleri suçlular gibi tutar mıyız hiç?

Kelimeler
36

مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ ۝٣٦

mâ leküm. keyfe taḥkümûn.

Neyiniz var, nasıl hüküm veriyorsunuz?

Kelimeler
37

أَمْ لَكُمْ كِتَـٰبٌ فِيهِ تَدْرُسُونَ ۝٣٧

em leküm kitâbün fîhi tedrusûn.

Yoksa size ait bir kitap var da onda mı okuyorsunuz?

Kelimeler
38

إِنَّ لَكُمْ فِيهِ لَمَا تَخَيَّرُونَ ۝٣٨

inne leküm fîhi lemâ teḫayyerûn.

O kitapta, "beğendiğiniz her şey sizindir" diye mi yazılı?

Kelimeler
39

أَمْ لَكُمْ أَيْمَـٰنٌ عَلَيْنَا بَـٰلِغَةٌ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَـٰمَةِ ۙ إِنَّ لَكُمْ لَمَا تَحْكُمُونَ ۝٣٩

em leküm eymânün `aleynâ bâligatün ilâ yevmi-lḳiyâmeti inne leküm lemâ taḥkümûn.

Yoksa, "ne hükmederseniz mutlaka sizindir" diye sizin lehinize olarak tarafımızdan verilmiş, kıyamet gününe kadar geçerli kesin sözler mi var?

Kelimeler
40

سَلْهُمْ أَيُّهُم بِذَٰلِكَ زَعِيمٌ ۝٤٠

selhüm eyyühüm biẕâlike za`îm.

Sor bakalım onlara, içlerinden ona kefil hangisi?

Kelimeler
41

أَمْ لَهُمْ شُرَكَآءُ فَلْيَأْتُوا۟ بِشُرَكَآئِهِمْ إِن كَانُوا۟ صَـٰدِقِينَ ۝٤١

em lehüm şürakâ'. felye'tû bişürakâihim in kânû ṣâdiḳîn.

Yoksa ortakları mı var onların? Doğru iseler ortaklarını getirsinler.

Kelimeler
42

يَوْمَ يُكْشَفُ عَن سَاقٍ وَيُدْعَوْنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ ۝٤٢

yevme yükşefü `an sâḳiv veyüd`avne ile-ssücûdi felâ yesteṭî`ûn.

O gün işler zorlaşır ve secdeye davet edilirler. Fakat güç yetiremezler.

Kelimeler
43

خَـٰشِعَةً أَبْصَـٰرُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ ۖ وَقَدْ كَانُوا۟ يُدْعَوْنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ وَهُمْ سَـٰلِمُونَ ۝٤٣

ḫâşi`aten ebṣâruhüm terheḳuhüm ẕilleh. veḳad kânû yüd`avne ile-ssücûdi vehüm sâlimûn.

Gözleri düşük bir halde kendilerini bir zillet kaplar. Oysa onlar sapasağlam iken de secdeye davet ediliyorlardı.

Kelimeler
44

فَذَرْنِى وَمَن يُكَذِّبُ بِهَـٰذَا ٱلْحَدِيثِ ۖ سَنَسْتَدْرِجُهُم مِّنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَ ۝٤٤

feẕernî vemey yükeẕẕibü bihâẕe-lḥadîŝ. senestedricühüm min ḥayŝü lâ ya`lemûn.

Bu sözü yalanlayanı bana bırak. Onları bilmedikleri yönden derece derece azaba yaklaştıracağız.

Kelimeler
45

وَأُمْلِى لَهُمْ ۚ إِنَّ كَيْدِى مَتِينٌ ۝٤٥

veümlî lehüm. inne keydî metîn.

Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim tuzağım sağlamdır.

Kelimeler
46

أَمْ تَسْـَٔلُهُمْ أَجْرًا فَهُم مِّن مَّغْرَمٍ مُّثْقَلُونَ ۝٤٦

em tes'elühüm ecran fehüm mim magramim müŝḳalûn.

Yoksa onlardan bir ücret istiyorsun da bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?

Kelimeler
47

أَمْ عِندَهُمُ ٱلْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ ۝٤٧

em `indehümü-lgaybü fehüm yektübûn.

Yoksa gayb onların yanlarında da onlar mı yazıyorlar?

Kelimeler
48

فَٱصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تَكُن كَصَاحِبِ ٱلْحُوتِ إِذْ نَادَىٰ وَهُوَ مَكْظُومٌ ۝٤٨

faṣbir liḥukmi rabbike velâ tekün keṣâḥibi-lḥût. iẕ nâdâ vehüve mekżûm.

Rabbinin hükmüne sabret, balık sahibi gibi olma. Hani o öfkeye boğulmuş da nida etmişti.

Kelimeler
49

لَّوْلَآ أَن تَدَٰرَكَهُۥ نِعْمَةٌ مِّن رَّبِّهِۦ لَنُبِذَ بِٱلْعَرَآءِ وَهُوَ مَذْمُومٌ ۝٤٩

levlâ en tedârakehû ni`metüm mir rabbihî lenübiẕe bil`arâi vehüve meẕmûm.

Rabbinden bir nimet yetişmiş olmasaydı, elbette kınanacak bir halde ıssız bir diyara atılacaktı.

Kelimeler
50

فَٱجْتَبَـٰهُ رَبُّهُۥ فَجَعَلَهُۥ مِنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ ۝٥٠

fectebâhü rabbühû fece`alehû mine-ṣṣâliḥîn.

Fakat Rabbi onu seçti de iyilerden kıldı.

Kelimeler
51

وَإِن يَكَادُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَيُزْلِقُونَكَ بِأَبْصَـٰرِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا۟ ٱلذِّكْرَ وَيَقُولُونَ إِنَّهُۥ لَمَجْنُونٌ ۝٥١

veiy yekâdü-lleẕîne keferû leyüzliḳûneke biebṣârihim lemmâ semi`ü-ẕẕikra veyeḳûlûne innehû lemecnûn.

O kafirler Kur'ân'ı işittikleri zaman neredeyse seni gözleri ile devireceklerdi. Bir de durmuşlar "o bir deli" diyorlar.

Kelimeler
52

وَمَا هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِّلْعَـٰلَمِينَ ۝٥٢

vemâ hüve illâ ẕikrul lil`âlemîn.

Halbuki o âlemler için bir öğüttür.

Kelimeler

Hâkka Suresi الحاقة

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

1

ٱلْحَآقَّةُ ۝١

elḥâḳḳah.

(Gerçekleşecek) Kıyamet!

Kelimeler
2

مَا ٱلْحَآقَّةُ ۝٢

me-lḥâḳḳah.

Nedir, o Kıyamet?

Kelimeler
3

وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا ٱلْحَآقَّةُ ۝٣

vemâ edrâke me-lḥâḳḳah.

Gerçekleşenin (Kıaymetin) ne olduğunu sen nerden bileceksin?

Kelimeler
4

كَذَّبَتْ ثَمُودُ وَعَادٌۢ بِٱلْقَارِعَةِ ۝٤

keẕẕebet ŝemûdü ve`âdüm bilḳâri`ah.

Semûd ve Âd, kapılarını çalacak olan o felaketi yalan saymışlardı.

Kelimeler
5

فَأَمَّا ثَمُودُ فَأُهْلِكُوا۟ بِٱلطَّاغِيَةِ ۝٥

feemmâ ŝemûdü feühlikû biṭṭâgiyeh.

Semûd kavmi korkunç bir sesle yok edildi.

Kelimeler
6

وَأَمَّا عَادٌ فَأُهْلِكُوا۟ بِرِيحٍ صَرْصَرٍ عَاتِيَةٍ ۝٦

veemmâ `âdün feühlikû birîḥin ṣarṣarin `âtiyeh.

Âd kavmi ise gürültülü ve azgın bir fırtına ile yok edildiler.

Kelimeler
7

سَخَّرَهَا عَلَيْهِمْ سَبْعَ لَيَالٍ وَثَمَـٰنِيَةَ أَيَّامٍ حُسُومًا فَتَرَى ٱلْقَوْمَ فِيهَا صَرْعَىٰ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ خَاوِيَةٍ ۝٧

seḫḫarahâ `aleyhim seb`a leyâliv veŝemâniyete eyyâmin ḥusûmen fetere-lḳavme fîhâ ṣar`â keennehüm a`câzü naḫlin ḫâviyeh.

Allah o fırtınayı üzerlerine yedi gece sekiz gündüz musallat etmişti. Öyle ki, o kavmi içi boş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş halde görürdün.

Kelimeler
8

فَهَلْ تَرَىٰ لَهُم مِّنۢ بَاقِيَةٍ ۝٨

fehel terâ lehüm mim bâḳiyeh.

Bak şimdi görebilir misin onlardan bir kalıntı?

Kelimeler
9

وَجَآءَ فِرْعَوْنُ وَمَن قَبْلَهُۥ وَٱلْمُؤْتَفِكَـٰتُ بِٱلْخَاطِئَةِ ۝٩

vecâe fir`avnü vemen ḳablehû velmü'tefikâtü bilḫâṭieh.

Firavun, ondan öncekiler ve altı üstüne getirilen beldeler de hep o hatayı işleyegeldiler.

Kelimeler
10

فَعَصَوْا۟ رَسُولَ رَبِّهِمْ فَأَخَذَهُمْ أَخْذَةً رَّابِيَةً ۝١٠

fe`aṣav rasûle rabbihim feeḫaẕehüm aḫẕeter râbiyetâ.

Hep Rablerinin elçilerine karşı geldiler. O da onları pek şiddetli bir şekilde yakalayıverdi.

Kelimeler
11

إِنَّا لَمَّا طَغَا ٱلْمَآءُ حَمَلْنَـٰكُمْ فِى ٱلْجَارِيَةِ ۝١١

innâ lemmâ ṭaga-lmâü ḥamelnâküm fi-lcâriyeh.

Kuşkusuz, sular kabarınca sizi gemide biz taşıdık.

Kelimeler
12

لِنَجْعَلَهَا لَكُمْ تَذْكِرَةً وَتَعِيَهَآ أُذُنٌ وَٰعِيَةٌ ۝١٢

linec`alehâ leküm teẕkiratev vete`iyehâ üẕünüv vâ`iyeh.

Onu size bir ibret yapalım ve belleyici kulaklar bellesin diye.

Kelimeler
13

فَإِذَا نُفِخَ فِى ٱلصُّورِ نَفْخَةٌ وَٰحِدَةٌ ۝١٣

feiẕâ nüfiḫa fi-ṣṣûri nefḫatüv vâḥideh.

Sûr'a bir tek üfleme üflendiği,

Kelimeler
14

وَحُمِلَتِ ٱلْأَرْضُ وَٱلْجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةً وَٰحِدَةً ۝١٤

veḥumileti-l'arḍu velcibâlü fedükketâ dekketev vâḥidetâ.

Arz ve dağlar yerlerinden kaldırılıp şiddetle birbirine çarpılarak darmadağın olduğu zaman,

Kelimeler
15

فَيَوْمَئِذٍ وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ ۝١٥

feyevmeiẕiv veḳa`ati-lvâḳi`ah.

İşte o gün olacak olur.

Kelimeler
16

وَٱنشَقَّتِ ٱلسَّمَآءُ فَهِىَ يَوْمَئِذٍ وَاهِيَةٌ ۝١٦

venşeḳḳati-ssemâü fehiye yevmeiẕiv vâhiyeh.

O gün gök yarılmış, sarkmıştır.

Kelimeler
17

وَٱلْمَلَكُ عَلَىٰٓ أَرْجَآئِهَا ۚ وَيَحْمِلُ عَرْشَ رَبِّكَ فَوْقَهُمْ يَوْمَئِذٍ ثَمَـٰنِيَةٌ ۝١٧

velmelekü `alâ ercâihâ. veyaḥmilü `arşe rabbike fevḳahüm yevmeiẕin ŝemâniyeh.

Melekler de onun etrafındadır, O gün Rabbinin Arşını bunların da üstünde sekiz melek yüklenir.

Kelimeler
18

يَوْمَئِذٍ تُعْرَضُونَ لَا تَخْفَىٰ مِنكُمْ خَافِيَةٌ ۝١٨

yevmeiẕin tü`raḍûne lâ taḫfâ minküm ḫâfiyeh.

O gün (hesap için Allah'a) arz olunursunuz, öyle ki gizli bir haliniz kalmaz.

Kelimeler
19

فَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَـٰبَهُۥ بِيَمِينِهِۦ فَيَقُولُ هَآؤُمُ ٱقْرَءُوا۟ كِتَـٰبِيَهْ ۝١٩

feemmâ men ûtiye kitâbehû biyemînihî feyeḳûlü hâümu-ḳraû kitâbiyeh.

Kitabı sağından verilen, "alın okuyun kitabımı.."

Kelimeler
20

إِنِّى ظَنَنتُ أَنِّى مُلَـٰقٍ حِسَابِيَهْ ۝٢٠

innî żanentü ennî mülâḳin ḥisâbiyeh.

"Çünkü ben hesabıma kavuşacağımı sezmiştim" der.

Kelimeler
21

فَهُوَ فِى عِيشَةٍ رَّاضِيَةٍ ۝٢١

fehüve fî `îşetir râḍiyeh.

Artık o hoşnut bir hayattadır.

Kelimeler
22

فِى جَنَّةٍ عَالِيَةٍ ۝٢٢

fî cennetin `âliyeh.

Yüksek bir cennettedir.

Kelimeler
23

قُطُوفُهَا دَانِيَةٌ ۝٢٣

ḳuṭûfühâ dâniyeh.

Ki o cennetin meyveleri sarkmıştır.

Kelimeler
24

كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَآ أَسْلَفْتُمْ فِى ٱلْأَيَّامِ ٱلْخَالِيَةِ ۝٢٤

külû veşrabû henîem bimâ esleftüm fi-l'eyyâmi-lḫâliyeh.

"Geçmiş günlerde yaptığınız işlerden ötürü afiyetle yeyin, için." (denir).

Kelimeler
25

وَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَـٰبَهُۥ بِشِمَالِهِۦ فَيَقُولُ يَـٰلَيْتَنِى لَمْ أُوتَ كِتَـٰبِيَهْ ۝٢٥

veemmâ men ûtiye kitâbehû bişimâlihî feyeḳûlü yâ leytenî lem ûte kitâbiyeh.

Kitabı sol tarafından verilen ise der ki: "Keşke kitabım verilmeseydi de,

Kelimeler
26

وَلَمْ أَدْرِ مَا حِسَابِيَهْ ۝٢٦

velem edri mâ ḥisâbiyeh.

Hesabımın ne olduğunu bilmeseydim,

Kelimeler
27

يَـٰلَيْتَهَا كَانَتِ ٱلْقَاضِيَةَ ۝٢٧

yâ leytehâ kâneti-lḳâḍiyeh.

Ne olurdu o ölüm, iş bitirici olsaydı.

Kelimeler
28

مَآ أَغْنَىٰ عَنِّى مَالِيَهْ ۜ ۝٢٨

mâ agnâ `annî mâliyeh.

Malım bana hiç fayda vermedi.

Kelimeler
29

هَلَكَ عَنِّى سُلْطَـٰنِيَهْ ۝٢٩

heleke `annî sülṭâniyeh.

Gücüm de benden yok olup gitti."

Kelimeler
30

خُذُوهُ فَغُلُّوهُ ۝٣٠

ḫuẕûhü fegullûh.

(Zebanilere şöyle denir): "Onu yakalayın da bağlayın."

Kelimeler
31

ثُمَّ ٱلْجَحِيمَ صَلُّوهُ ۝٣١

ŝümme-lceḥîme ṣallûh.

"Sonra cehenneme atın onu."

Kelimeler
32

ثُمَّ فِى سِلْسِلَةٍ ذَرْعُهَا سَبْعُونَ ذِرَاعًا فَٱسْلُكُوهُ ۝٣٢

ŝümme fî silsiletin ẕer`uhâ seb`ûne ẕirâ`an feslükûh.

"Sonra da boyu yetmiş arşın zincir içerisinde onu oraya sokun."

Kelimeler
33

إِنَّهُۥ كَانَ لَا يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ ٱلْعَظِيمِ ۝٣٣

innehû kâne lâ yü'minü billâhi-l`ażîm.

Çünkü o, büyük Allah'a inanmıyordu.

Kelimeler
34

وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلْمِسْكِينِ ۝٣٤

velâ yeḥuḍḍu `alâ ṭa`âmi-lmiskîn.

Yoksula yedirmeye teşvik etmiyordu.

Kelimeler
35

فَلَيْسَ لَهُ ٱلْيَوْمَ هَـٰهُنَا حَمِيمٌ ۝٣٥

feleyse lehü-lyevme hâhünâ ḥamîm.

Bu sebeple bugün burada onun candan bir dostu yoktur.

Kelimeler
36

وَلَا طَعَامٌ إِلَّا مِنْ غِسْلِينٍ ۝٣٦

velâ ṭa`âmün illâ min gislîn.

Bir irinden başka yiyecek de yok.

Kelimeler
37

لَّا يَأْكُلُهُۥٓ إِلَّا ٱلْخَـٰطِـُٔونَ ۝٣٧

lâ ye'külühû ille-lḫâṭiûn.

Onu günahkârlardan başkası yemez.

Kelimeler
38

فَلَآ أُقْسِمُ بِمَا تُبْصِرُونَ ۝٣٨

felâ uḳsimü bimâ tübṣirûn.

Andolsun gördüklerinize,

Kelimeler
39

وَمَا لَا تُبْصِرُونَ ۝٣٩

vemâ lâ tübṣirûn.

Ve görmediklerinize..

Kelimeler
40

إِنَّهُۥ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ ۝٤٠

innehû leḳavlü rasûlin kerîm.

Kuşkusuz Kur'ân, şerefli bir peygamberin (Allah'tan) getirdiği sözdür.

Kelimeler
41

وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَاعِرٍ ۚ قَلِيلًا مَّا تُؤْمِنُونَ ۝٤١

vemâ hüve biḳavli şâ`ir. ḳalîlem mâ tü'minûn.

O bir şair sözü değildir, siz çok az inanıyorsunuz.

Kelimeler
42

وَلَا بِقَوْلِ كَاهِنٍ ۚ قَلِيلًا مَّا تَذَكَّرُونَ ۝٤٢

velâ biḳavli kâhin. ḳalîlem mâ teẕekkerûn.

Bir kâhin sözü de değildir, ne de az düşünüyorsunuz!

Kelimeler
43

تَنزِيلٌ مِّن رَّبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ ۝٤٣

tenzîlüm mir rabbi-l`âlemîn.

O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir.

Kelimeler
44

وَلَوْ تَقَوَّلَ عَلَيْنَا بَعْضَ ٱلْأَقَاوِيلِ ۝٤٤

velev teḳavvele `aleynâ ba`ḍa-l'eḳâvîl.

O, bize isnâden bazı sözler uydurmaya kalkışsaydı,

Kelimeler
45

لَأَخَذْنَا مِنْهُ بِٱلْيَمِينِ ۝٤٥

leeḫaẕnâ minhü bilyemîn.

Elbette biz onu bundan dolayı kuvvetle yakalardık.

Kelimeler
46

ثُمَّ لَقَطَعْنَا مِنْهُ ٱلْوَتِينَ ۝٤٦

ŝümme leḳaṭa`nâ minhü-lvetîn.

Sonra da onun şah damarını keser atardık.

Kelimeler
47

فَمَا مِنكُم مِّنْ أَحَدٍ عَنْهُ حَـٰجِزِينَ ۝٤٧

femâ minküm min eḥadin `anhü ḥâcizîn.

O vakit sizden hiçbiriniz ona siper de olamazdınız.

Kelimeler
48

وَإِنَّهُۥ لَتَذْكِرَةٌ لِّلْمُتَّقِينَ ۝٤٨

veinnehû leteẕkiratül lilmütteḳîn.

O hiç kuşkusuz, takva sahipleri için unutulmayacak bir öğüttür.

Kelimeler
49

وَإِنَّا لَنَعْلَمُ أَنَّ مِنكُم مُّكَذِّبِينَ ۝٤٩

veinnâ lena`lemü enne minküm mükeẕẕibîn.

Bununla beraber biz biliyoruz ki sizden inanmayanlar var.

Kelimeler
50

وَإِنَّهُۥ لَحَسْرَةٌ عَلَى ٱلْكَـٰفِرِينَ ۝٥٠

veinnehû leḥasratün `ale-lkâfirîn.

Kuşkusuz bu Kur'ân kafirler için bir pişmanlık vesilesidir.

Kelimeler
51

وَإِنَّهُۥ لَحَقُّ ٱلْيَقِينِ ۝٥١

veinnehû leḥaḳḳu-lyeḳîn.

Gerçekten o, şüphe götürmez bir bilgidir.

Kelimeler
52

فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ ۝٥٢

fesebbiḥ bismi rabbike-l`ażîm.

O halde, haydi tesbih et Rabbinin yüce ismiyle

Kelimeler

Meâric Suresi المعارج

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

1

سَأَلَ سَآئِلٌۢ بِعَذَابٍ وَاقِعٍ ۝١

seele sâilüm bi`aẕâbiv vâḳi`.

Bir isteyen, olacak azabı istedi.

Kelimeler
2

لِّلْكَـٰفِرِينَ لَيْسَ لَهُۥ دَافِعٌ ۝٢

lilkâfirîne leyse lehû dâfi`.

Kâfirler için onu savacak yok.

Kelimeler
3

مِّنَ ٱللَّهِ ذِى ٱلْمَعَارِجِ ۝٣

mine-llâhi ẕi-lme`âric.

O, derece ve makamların sahibi Allah'tandır.

Kelimeler
4

تَعْرُجُ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ وَٱلرُّوحُ إِلَيْهِ فِى يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُۥ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ ۝٤

ta`rucü-lmelâiketü verrûḥu ileyhi fî yevmin kâne miḳdâruhû ḫamsîne elfe seneh.

Melekler ve Ruh miktarı ellibin yıl süren bir gün içinde ona çıkar.

Kelimeler
5

فَٱصْبِرْ صَبْرًا جَمِيلًا ۝٥

faṣbir ṣabran cemîlâ.

O halde güzel bir sabır ile sabret.

Kelimeler
6

إِنَّهُمْ يَرَوْنَهُۥ بَعِيدًا ۝٦

innehüm yeravnehû be`îdâ.

Çünkü onlar onu uzak görürler.

Kelimeler
7

وَنَرَىٰهُ قَرِيبًا ۝٧

venerâhü ḳarîbâ.

Biz ise onu yakın görüyoruz.

Kelimeler
8

يَوْمَ تَكُونُ ٱلسَّمَآءُ كَٱلْمُهْلِ ۝٨

yevme tekûnü-ssemâü kelmühl.

O gün gök erimiş bir maden gibi olur.

Kelimeler
9

وَتَكُونُ ٱلْجِبَالُ كَٱلْعِهْنِ ۝٩

vetekûnü-lcibâlü kel`ihn.

Dağlar da atılmış renkli yün gibi olur.

Kelimeler
10

وَلَا يَسْـَٔلُ حَمِيمٌ حَمِيمًا ۝١٠

velâ yes'elü ḥamîmün ḥamîmâ.

Dost dostun halini soramaz.

Kelimeler
11

يُبَصَّرُونَهُمْ ۚ يَوَدُّ ٱلْمُجْرِمُ لَوْ يَفْتَدِى مِنْ عَذَابِ يَوْمِئِذٍۭ بِبَنِيهِ ۝١١

yübeṣṣarûnehüm. yeveddü-lmücrimü lev yeftedî min `aẕâbi yevmiiẕim bibenîh.

Birbirlerine gösterilirler. Suçlu o günün azabından kurtulmak için fidye vermek ister; oğullarını,

Kelimeler
12

وَصَـٰحِبَتِهِۦ وَأَخِيهِ ۝١٢

veṣâḥibetihî veeḫîh.

Eşini ve kardeşini,

Kelimeler
13

وَفَصِيلَتِهِ ٱلَّتِى تُـْٔوِيهِ ۝١٣

vefeṣîletihi-lletî tü'vîh.

Kendisini barındıran, içinde yetiştiği tüm ailesini,

Kelimeler
14

وَمَن فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًا ثُمَّ يُنجِيهِ ۝١٤

vemen fi-l'arḍi cemî`an ŝümme yüncîh.

Ve yeryüzünde bulunanların hepsini ki, tek kendini kurtarabilsin.

Kelimeler
15

كَلَّآ ۖ إِنَّهَا لَظَىٰ ۝١٥

kellâ. innehâ leżâ.

Hayır, o alevlenen bir ateştir.

Kelimeler
16

نَزَّاعَةً لِّلشَّوَىٰ ۝١٦

nezzâ`atel lişşevâ.

Derileri kavurur, soyar.

Kelimeler
17

تَدْعُوا۟ مَنْ أَدْبَرَ وَتَوَلَّىٰ ۝١٧

ted`û men edbera vetevellâ.

Çağırır, sırtını dönüp gideni,

Kelimeler
18

وَجَمَعَ فَأَوْعَىٰٓ ۝١٨

veceme`a feev`â.

Mal toplayıp kasada yığanı,

Kelimeler
19

۞ إِنَّ ٱلْإِنسَـٰنَ خُلِقَ هَلُوعًا ۝١٩

inne-l'insâne ḫuliḳa helû`â.

Doğrusu insan dayanıksız ve huysuz yaratılmıştır.

Kelimeler
20

إِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ جَزُوعًا ۝٢٠

iẕâ messehü-şşerru cezû`â.

Kendisine kötülük dokundu mu sızlanır.

Kelimeler
21

وَإِذَا مَسَّهُ ٱلْخَيْرُ مَنُوعًا ۝٢١

veiẕâ messehü-lḫayru menû`â.

Kendisine hayır dokundu mu cimrilik eder.

Kelimeler
22

إِلَّا ٱلْمُصَلِّينَ ۝٢٢

ille-lmüṣallîn.

Ancak namaz kılanlar bunun dışındadır.

Kelimeler
23

ٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ دَآئِمُونَ ۝٢٣

elleẕîne hüm `alâ ṣalâtihim dâimûn.

Onlar ki namazlarını sürekli kılarlar.

Kelimeler
24

وَٱلَّذِينَ فِىٓ أَمْوَٰلِهِمْ حَقٌّ مَّعْلُومٌ ۝٢٤

velleẕîne fî emvâlihim ḥaḳḳum ma`lûm.

Onların mallarında belli bir hak vardır,

Kelimeler
25

لِّلسَّآئِلِ وَٱلْمَحْرُومِ ۝٢٥

lissâili velmaḥrûm.

Hem isteyen için, hem de istemekten utanan yoksul için.

Kelimeler
26

وَٱلَّذِينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ ۝٢٦

velleẕîne yüṣaddiḳûne biyevmi-ddîn.

Onlar ki ceza gününü tasdik ederler.

Kelimeler
27

وَٱلَّذِينَ هُم مِّنْ عَذَابِ رَبِّهِم مُّشْفِقُونَ ۝٢٧

velleẕîne hüm min `aẕâbi rabbihim müşfiḳûn.

Rablerinin azabından korkarlar.

Kelimeler
28

إِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمْ غَيْرُ مَأْمُونٍ ۝٢٨

inne `aẕâbe rabbihim gayru me'mûn.

Çünkü Rablerinin azabından emin olunmaz.

Kelimeler
29

وَٱلَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَـٰفِظُونَ ۝٢٩

velleẕîne hüm lifürûcihim ḥâfiżûn.

Onlar ki ırzlarını korurlar.

Kelimeler
30

إِلَّا عَلَىٰٓ أَزْوَٰجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَـٰنُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ ۝٣٠

illâ `alâ ezvâcihim ev mâ meleket eymânühüm feinnehüm gayru melûmîn.

Ancak zevcelerine ve cariyelerine karşı hariç. Çünkü onlara yaklaştıklarında kınanmazlar.

Kelimeler
31

فَمَنِ ٱبْتَغَىٰ وَرَآءَ ذَٰلِكَ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْعَادُونَ ۝٣١

femeni-btegâ verâe ẕâlike feülâike hümü-l`âdûn.

Bundan ötesini isteyenler, var ya işte onlar haddi aşanlardır.

Kelimeler
32

وَٱلَّذِينَ هُمْ لِأَمَـٰنَـٰتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَٰعُونَ ۝٣٢

velleẕîne hüm liemânâtihim ve`ahdihim râ`ûn.

Onlar emanetlerini ve ahitlerini gözetirler.

Kelimeler
33

وَٱلَّذِينَ هُم بِشَهَـٰدَٰتِهِمْ قَآئِمُونَ ۝٣٣

velleẕîne hüm bişehâdetihim ḳâimûn.

Şahitliklerinde dürüsttürler.

Kelimeler
34

وَٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ ۝٣٤

velleẕîne hüm `alâ ṣalâtihim yüḥâfiżûn.

Namazlarına devam ederler.

Kelimeler
35

أُو۟لَـٰٓئِكَ فِى جَنَّـٰتٍ مُّكْرَمُونَ ۝٣٥

ülâike fî cennâtim mükramûn.

İşte bunlar cennetlerde ağırlanırlar.

Kelimeler
36

فَمَالِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ قِبَلَكَ مُهْطِعِينَ ۝٣٦

femâ lilleẕîne keferû ḳibeleke mühti`în.

Şimdi ne oluyor o inkâr edenlere ki, sana doğru boyunlarını uzatarak koşuyorlar:

Kelimeler
37

عَنِ ٱلْيَمِينِ وَعَنِ ٱلشِّمَالِ عِزِينَ ۝٣٧

`ani-lyemîni ve`ani-şşimâli `izîn.

Sağdan ve soldan bölük bölük.

Kelimeler
38

أَيَطْمَعُ كُلُّ ٱمْرِئٍ مِّنْهُمْ أَن يُدْخَلَ جَنَّةَ نَعِيمٍ ۝٣٨

eyaṭme`u küllü-mriim minhüm ey yüdḫale cennete ne`îm.

Onlardan herbiri, bir nimet cennetine sokulacağını mı umuyor?

Kelimeler
39

كَلَّآ ۖ إِنَّا خَلَقْنَـٰهُم مِّمَّا يَعْلَمُونَ ۝٣٩

kellâ. innâ ḫalaḳnâhüm mimmâ ya`lemûn.

Hayır, biz onları bildikleri şeyden yarattık.

Kelimeler
40

فَلَآ أُقْسِمُ بِرَبِّ ٱلْمَشَـٰرِقِ وَٱلْمَغَـٰرِبِ إِنَّا لَقَـٰدِرُونَ ۝٤٠

felâ uḳsimü birabbi-lmeşâriḳi velmegâribi innâ leḳâdirûn.

Artık o doğuların ve batıların Rabbine yemine ne gerek, elbette bizim gücümüz yeter.

Kelimeler
41

عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ خَيْرًا مِّنْهُمْ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ ۝٤١

`alâ en nübeddile ḫayram minhüm vemâ naḥnü bimesbûḳîn.

Onları kendilerinden daha hayırlı olanlarla değiştirebiliriz ve bizim önümüze geçilmez.

Kelimeler
42

فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا۟ وَيَلْعَبُوا۟ حَتَّىٰ يُلَـٰقُوا۟ يَوْمَهُمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ ۝٤٢

feẕerhüm yeḫûḍû veyel`abû ḥattâ yülâḳû yevmehümü-lleẕî yû`adûn.

O halde bırak onları, kendilerine vaad edilen günlerine kavuşuncaya kadar dalıp oynayadursunlar.

Kelimeler
43

يَوْمَ يَخْرُجُونَ مِنَ ٱلْأَجْدَاثِ سِرَاعًا كَأَنَّهُمْ إِلَىٰ نُصُبٍ يُوفِضُونَ ۝٤٣

yevme yaḫrucûne mine-l'ecdâŝi sirâ`an keennehüm ilâ nüṣubiy yûfiḍûn.

O gün kabirlerden hızlı hızlı çıkacaklar, sanki putlara gidiyorlarmış gibi fırlayacaklar.

Kelimeler
44

خَـٰشِعَةً أَبْصَـٰرُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ ۚ ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمُ ٱلَّذِى كَانُوا۟ يُوعَدُونَ ۝٤٤

ḫâşi`aten ebṣâruhüm terheḳuhüm ẕilleh. ẕâlike-lyevmü-lleẕî kânû yû`adûn.

Gözleri düşük, kendilerini bir alçaklık saracak da saracak. İşte onlara vaad edilen gün, o gündür.

Kelimeler

Nûh Suresi نوح

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

1

إِنَّآ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَىٰ قَوْمِهِۦٓ أَنْ أَنذِرْ قَوْمَكَ مِن قَبْلِ أَن يَأْتِيَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ ۝١

innâ erselnâ nûḥan ilâ ḳavmihî en enẕir ḳavmeke min ḳabli ey ye'tiyehüm `aẕâbün elîm.

Gerçekten biz Nûh'u kavmine gönderdik, "kavmine acı bir azap gelmezden önce onları uyar" diye.

Kelimeler
2

قَالَ يَـٰقَوْمِ إِنِّى لَكُمْ نَذِيرٌ مُّبِينٌ ۝٢

ḳâle yâ ḳavmi innî leküm neẕîrum mübîn.

Dedi ki, "ey kavmim! Gerçekten ben size açık bir uyarıcıyım".

Kelimeler
3

أَنِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ وَٱتَّقُوهُ وَأَطِيعُونِ ۝٣

eni-`büdü-llâhe vetteḳûhü veeṭî`ûn.

Şöyle ki, "Allah'a kulluk edin, ondan korkun ve bana itaat edin."

Kelimeler
4

يَغْفِرْ لَكُم مِّن ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرْكُمْ إِلَىٰٓ أَجَلٍ مُّسَمًّى ۚ إِنَّ أَجَلَ ٱللَّهِ إِذَا جَآءَ لَا يُؤَخَّرُ ۖ لَوْ كُنتُمْ تَعْلَمُونَ ۝٤

yagfir leküm min ẕünûbiküm veyüeḫḫirküm ilâ ecelim müsemmâ. inne ecele-llâhi iẕâ câe lâ yü'eḫḫar. lev küntüm ta`lemûn.

"Günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin. Kuşkusuz Allah'ın takdir ettiği süre gelince ertelenmez. Eğer bilseydiniz.." (inanırdınız).

Kelimeler
5

قَالَ رَبِّ إِنِّى دَعَوْتُ قَوْمِى لَيْلًا وَنَهَارًا ۝٥

ḳâle rabbi innî de`avtü ḳavmî leylev venehârâ.

Nûh dedi ki: "Ey Rabbim! Ben kavmimi gece gündüz davet ettim."

Kelimeler
6

فَلَمْ يَزِدْهُمْ دُعَآءِىٓ إِلَّا فِرَارًا ۝٦

felem yezidhüm dü`âî illâ firârâ.

"Fakat benim çağırmam, onların sadece kaçmalarını artırdı."

Kelimeler
7

وَإِنِّى كُلَّمَا دَعَوْتُهُمْ لِتَغْفِرَ لَهُمْ جَعَلُوٓا۟ أَصَـٰبِعَهُمْ فِىٓ ءَاذَانِهِمْ وَٱسْتَغْشَوْا۟ ثِيَابَهُمْ وَأَصَرُّوا۟ وَٱسْتَكْبَرُوا۟ ٱسْتِكْبَارًا ۝٧

veinnî küllemâ de`avtühüm litagfira lehüm ce`alû eṣâbi`ahüm fî âẕânihim vestagşev ŝiyâbehüm veeṣarru vestekberü-stikbârâ.

"Ben onları senin bağışlaman için her davet ettiğimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, ısrar ettiler, kibirlendikçe kibirlendiler."

Kelimeler
8

ثُمَّ إِنِّى دَعَوْتُهُمْ جِهَارًا ۝٨

ŝümme innî de`avtühüm cihârâ.

"Sonra ben onları açık açık çağırdım."

Kelimeler
9

ثُمَّ إِنِّىٓ أَعْلَنتُ لَهُمْ وَأَسْرَرْتُ لَهُمْ إِسْرَارًا ۝٩

ŝümme innî a`lentü lehüm veesrartü lehüm isrârâ.

"Sonra hem ilan ederek söyledim onlara, hem gizli gizli. "

Kelimeler
10

فَقُلْتُ ٱسْتَغْفِرُوا۟ رَبَّكُمْ إِنَّهُۥ كَانَ غَفَّارًا ۝١٠

feḳultü-stagfirû rabbeküm innehû kâne gaffârâ.

"Gelin, dedim, Rabbinizin sizi bağışlamasını isteyin. Çünkü o çok bağışlayıcıdır."

Kelimeler
11

يُرْسِلِ ٱلسَّمَآءَ عَلَيْكُم مِّدْرَارًا ۝١١

yürsili-ssemâe `aleyküm midrârâ.

"Üzerinize gökten bol yağmur yağdırsın."

Kelimeler
12

وَيُمْدِدْكُم بِأَمْوَٰلٍ وَبَنِينَ وَيَجْعَل لَّكُمْ جَنَّـٰتٍ وَيَجْعَل لَّكُمْ أَنْهَـٰرًا ۝١٢

veyümdidküm biemvâliv vebenîne veyec`al leküm cennâtiv veyec`al leküm enhârâ.

"Mallar ve oğullar vererek sizin imdadınıza koşsun. Sizin için bahçeler yapsın, ırmaklar yapsın."

Kelimeler
13

مَّا لَكُمْ لَا تَرْجُونَ لِلَّهِ وَقَارًا ۝١٣

mâ leküm lâ tercûne lillâhi veḳârâ.

"Niçin siz Allah'a bir vakar yakıştıramıyorsunuz?"

Kelimeler
14

وَقَدْ خَلَقَكُمْ أَطْوَارًا ۝١٤

veḳad ḫaleḳaküm aṭvârâ.

"Oysa o sizi aşama aşama yaratmıştır."

Kelimeler
15

أَلَمْ تَرَوْا۟ كَيْفَ خَلَقَ ٱللَّهُ سَبْعَ سَمَـٰوَٰتٍ طِبَاقًا ۝١٥

elem terav keyfe ḫaleḳa-llâhü seb`a semâvâtin ṭibâḳâ.

"Görmediniz mi Allah yedi göğü uygun tabakalar halinde nasıl yaratmış?"

Kelimeler
16

وَجَعَلَ ٱلْقَمَرَ فِيهِنَّ نُورًا وَجَعَلَ ٱلشَّمْسَ سِرَاجًا ۝١٦

vece`ale-lḳamera fîhinne nûrav vece`ale-şşemse sirâcâ.

Ve Ay'ı bunların içinde bir nur yapmış, güneşi de bir lamba kılmış.

Kelimeler
17

وَٱللَّهُ أَنۢبَتَكُم مِّنَ ٱلْأَرْضِ نَبَاتًا ۝١٧

vellâhü embeteküm mine-l'arḍi nebâtâ.

Allah sizi yerden bir bitki bitirir gibi bitirdi.

Kelimeler
18

ثُمَّ يُعِيدُكُمْ فِيهَا وَيُخْرِجُكُمْ إِخْرَاجًا ۝١٨

ŝümme yü`îdüküm fîhâ veyuḫricüküm iḫrâcâ.

Sonra sizi tekrar oraya geri çevirecek ve tekrar çıkaracaktır.

Kelimeler
19

وَٱللَّهُ جَعَلَ لَكُمُ ٱلْأَرْضَ بِسَاطًا ۝١٩

vellâhü ce`ale lekümü-l'arḍa bisâṭâ.

Allah sizin için yeri bir yaygı yapmıştır.

Kelimeler
20

لِّتَسْلُكُوا۟ مِنْهَا سُبُلًا فِجَاجًا ۝٢٠

liteslükû minhâ sübülen ficâcâ.

Ki, ondan açılan geniş geniş yollarda gidesiniz.

Kelimeler
21

قَالَ نُوحٌ رَّبِّ إِنَّهُمْ عَصَوْنِى وَٱتَّبَعُوا۟ مَن لَّمْ يَزِدْهُ مَالُهُۥ وَوَلَدُهُۥٓ إِلَّا خَسَارًا ۝٢١

ḳâle nûḥur rabbi innehüm `aṣavnî vettebe`û mel lem yezidhü mâlühû veveledühû illâ ḫasârâ.

Nûh dedi ki: "Ey Rabbim! Onlar bana isyan ettiler; malı ve çocuğu hüsrandan başka bir şeyini artırmayan kimsenin ardına düştüler."

Kelimeler
22

وَمَكَرُوا۟ مَكْرًا كُبَّارًا ۝٢٢

vemekerû mekran kübbârâ.

"Büyük büyük tuzaklar kurdular."

Kelimeler
23

وَقَالُوا۟ لَا تَذَرُنَّ ءَالِهَتَكُمْ وَلَا تَذَرُنَّ وَدًّا وَلَا سُوَاعًا وَلَا يَغُوثَ وَيَعُوقَ وَنَسْرًا ۝٢٣

veḳâlû lâ teẕerunne âliheteküm velâ teẕerunne veddev velâ süvâ`av velâ yegûŝe veye`ûḳa venesrâ.

Dediler ki: "Sakın tanrılarınızı bırakmayın, ne Vedd'i, ne Suva'ı ve ne de Yeğus'u, Yeûk'u ve Nesr'i."

Kelimeler
24

وَقَدْ أَضَلُّوا۟ كَثِيرًا ۖ وَلَا تَزِدِ ٱلظَّـٰلِمِينَ إِلَّا ضَلَـٰلًا ۝٢٤

veḳad eḍallû keŝîrâ. velâ tezidi-żżâlimîne illâ ḍalâlâ.

Çok kişiyi yoldan saptırdılar. Sen de o zalimlerin sadece şaşkınlıklarını artır.

Kelimeler
25

مِّمَّا خَطِيٓـَٔـٰتِهِمْ أُغْرِقُوا۟ فَأُدْخِلُوا۟ نَارًا فَلَمْ يَجِدُوا۟ لَهُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ أَنصَارًا ۝٢٥

mimmâ ḫaṭîâtihim ugriḳû feüdḫilû nâran felem yecidû lehüm min dûni-llâhi enṣârâ.

Hatalarından dolayı boğuldular, ateşe sokuldular, kendilerine Allah'a karşı yardımcılar da bulamadılar.

Kelimeler
26

وَقَالَ نُوحٌ رَّبِّ لَا تَذَرْ عَلَى ٱلْأَرْضِ مِنَ ٱلْكَـٰفِرِينَ دَيَّارًا ۝٢٦

veḳâle nûḥur rabbi lâ teẕer `ale-l'arḍi mine-lkâfirîne deyyârâ.

Nûh dedi ki: "Yeryüzünde kafirlerden bir tek kişi bırakma."

Kelimeler
27

إِنَّكَ إِن تَذَرْهُمْ يُضِلُّوا۟ عِبَادَكَ وَلَا يَلِدُوٓا۟ إِلَّا فَاجِرًا كَفَّارًا ۝٢٧

inneke in teẕerhüm yüḍillû `ibâdeke velâ yelidû illâ fâciran keffârâ.

"Zira sen onları bırakırsan kullarını yoldan çıkarırlar ve sadece ahlâksız ve kâfir çocuklar doğururlar."

Kelimeler

رَّبِّ ٱغْفِرْ لِى وَلِوَٰلِدَىَّ وَلِمَن دَخَلَ بَيْتِىَ مُؤْمِنًا وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَٱلْمُؤْمِنَـٰتِ وَلَا تَزِدِ ٱلظَّـٰلِمِينَ إِلَّا تَبَارًۢا ۝٢٨

rabbi-gfir lî velivâlideyye velimen deḫale beytiye mü'minev velilmü'minîne velmü'minât. velâ tezidi-żżâlimîne illâ tebârâ.

"Ey Rabbim! Bana, babama, anama, mümin olarak evime girene ve bütün inanmış erkek ve kadınlara mağfiret buyur. Zalimlerin de sadece helakini artır."

Kelimeler

Cin Suresi الجن

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

1

قُلْ أُوحِىَ إِلَىَّ أَنَّهُ ٱسْتَمَعَ نَفَرٌ مِّنَ ٱلْجِنِّ فَقَالُوٓا۟ إِنَّا سَمِعْنَا قُرْءَانًا عَجَبًا ۝١

ḳul ûḥiye ileyye ennehü-steme`a neferum mine-lcinni feḳâlû innâ semi`nâ ḳur'ânen `acebâ.

Deki: Hakikat bir takım cinnin Kur'ân dinleyip de şöyle dedikleri bana vahyedildi. Şüphesiz biz, hayret verici bir Kur'ân dinledik.

Kelimeler
2

يَهْدِىٓ إِلَى ٱلرُّشْدِ فَـَٔامَنَّا بِهِۦ ۖ وَلَن نُّشْرِكَ بِرَبِّنَآ أَحَدًا ۝٢

yehdî ile-rruşdi feâmennâ bih. velen nüşrike birabbinâ eḥadâ.

O Kur'ân hidayete erdiriyor, biz de ona iman ettik. Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız.

Kelimeler
3

وَأَنَّهُۥ تَعَـٰلَىٰ جَدُّ رَبِّنَا مَا ٱتَّخَذَ صَـٰحِبَةً وَلَا وَلَدًا ۝٣

veennehû te`âlâ ceddü rabbinâ me-tteḫaẕe ṣâḥibetev velâ veledâ.

Doğrusu, Rabbimizin şanı çok yüksektir. Ne bir arkadaş edinmiştir, ne de bir çocuk.

Kelimeler
4

وَأَنَّهُۥ كَانَ يَقُولُ سَفِيهُنَا عَلَى ٱللَّهِ شَطَطًا ۝٤

veennehû kâne yeḳûlü sefîhünâ `ale-llâhi şeṭaṭâ.

Meğer bizim beyinsiz (İblis), Allah hakkında saçma şeyler söylüyormuş.

Kelimeler
5

وَأَنَّا ظَنَنَّآ أَن لَّن تَقُولَ ٱلْإِنسُ وَٱلْجِنُّ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا ۝٥

veennâ żanennâ el len teḳûle-l'insü velcinnü `ale-llâhi keẕibâ.

Doğrusu biz insanları ve cinleri Allah'a karşı asla yalan söylemez sanmışız.

Kelimeler
6

وَأَنَّهُۥ كَانَ رِجَالٌ مِّنَ ٱلْإِنسِ يَعُوذُونَ بِرِجَالٍ مِّنَ ٱلْجِنِّ فَزَادُوهُمْ رَهَقًا ۝٦

veennehû kâne ricâlüm mine-l'insi ye`ûẕûne biricâlim mine-lcinni fezâdûhüm raheḳâ.

Doğrusu insanlardan bazı erkekler, cinlerden bazı erkeklere sığınırlardı da onların şımarıklıklarını artırırlardı.

Kelimeler
7

وَأَنَّهُمْ ظَنُّوا۟ كَمَا ظَنَنتُمْ أَن لَّن يَبْعَثَ ٱللَّهُ أَحَدًا ۝٧

veennehüm żannû kemâ żanentüm el ley yeb`aŝe-llâhü eḥadâ.

Doğrusu onlar sizin zannettiğiniz gibi, zannetmişlerdi ki, Allah asla kimseyi Peygamber göndermeyecek.

Kelimeler
8

وَأَنَّا لَمَسْنَا ٱلسَّمَآءَ فَوَجَدْنَـٰهَا مُلِئَتْ حَرَسًا شَدِيدًا وَشُهُبًا ۝٨

veennâ lemesne-ssemâe fevecednâhâ müliet ḥarasen şedîdev veşühübâ.

(Cinler, dediler ki): "Biz göğe dokunduk, onu kuvvetli bekçiler ve alevlerle dolu bulduk."

Kelimeler
9

وَأَنَّا كُنَّا نَقْعُدُ مِنْهَا مَقَـٰعِدَ لِلسَّمْعِ ۖ فَمَن يَسْتَمِعِ ٱلْـَٔانَ يَجِدْ لَهُۥ شِهَابًا رَّصَدًا ۝٩

veennâ künnâ naḳ`udü minhâ meḳâ`ide lissem`. femey yestemi`i-l'âne yecid lehû şihâber raṣadâ.

"Doğrusu biz göğün bazı mevkilerinde dinlemek için otururduk. Fakat şimdi her kim dinleyecek olursa kendini gözetleyen parlak bir alev buluyor."

Kelimeler
10

وَأَنَّا لَا نَدْرِىٓ أَشَرٌّ أُرِيدَ بِمَن فِى ٱلْأَرْضِ أَمْ أَرَادَ بِهِمْ رَبُّهُمْ رَشَدًا ۝١٠

veennâ lâ nedrî eşerrun ürîde bimen fi-l'arḍi em erâde bihim rabbühüm raşedâ.

"Doğrusu biz bilmiyoruz, yeryüzündekilere kötülük mü murat edildi, yoksa Rableri onlara bir hayır mı diledi?"

Kelimeler
11

وَأَنَّا مِنَّا ٱلصَّـٰلِحُونَ وَمِنَّا دُونَ ذَٰلِكَ ۖ كُنَّا طَرَآئِقَ قِدَدًا ۝١١

veennâ minne-ṣṣâliḥûne veminnâ dûne ẕâlik. künnâ ṭarâiḳa ḳidedâ.

Doğrusu bizler; bizden iyi olanlar da var, olmayanlar da var. Biz çeşitli yollara ayrılmışız.

Kelimeler
12

وَأَنَّا ظَنَنَّآ أَن لَّن نُّعْجِزَ ٱللَّهَ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَن نُّعْجِزَهُۥ هَرَبًا ۝١٢

veennâ żanennâ el len nü`cize-llâhe fi-l'arḍi velen nü`cizehû herabâ.

"Doğrusu biz anladık ki, Allah'ı yerde acze düşürmemize imkân yok. Kaçmakla da O'nu asla âciz bırakamayacağız."

Kelimeler
13

وَأَنَّا لَمَّا سَمِعْنَا ٱلْهُدَىٰٓ ءَامَنَّا بِهِۦ ۖ فَمَن يُؤْمِنۢ بِرَبِّهِۦ فَلَا يَخَافُ بَخْسًا وَلَا رَهَقًا ۝١٣

veennâ lemmâ semi`ne-lhüdâ âmennâ bih. femey yü'mim birabbihî felâ yeḫâfü baḫsev velâ raheḳâ.

"Doğrusu biz o hidayet rehberini dinlediğimizde ona iman ettik. Kim Rabbine inanırsa, ne hakkının eksik verilmesinden korkar, ne de kendisine kötülük edilmesinden."

Kelimeler
14

وَأَنَّا مِنَّا ٱلْمُسْلِمُونَ وَمِنَّا ٱلْقَـٰسِطُونَ ۖ فَمَنْ أَسْلَمَ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ تَحَرَّوْا۟ رَشَدًا ۝١٤

veennâ minne-lmüslimûne veminne-lḳâsiṭûn. femen esleme feülâike teḥarrav raşedâ.

"Ve biz, bizlerden müslümanlar da var, hak yoldan sapanlar da var. Müslüman olanlar, işte onlar doğru yolu arayanlardır."

Kelimeler
15

وَأَمَّا ٱلْقَـٰسِطُونَ فَكَانُوا۟ لِجَهَنَّمَ حَطَبًا ۝١٥

veemme-lḳâsiṭûne fekânû licehenneme ḥaṭabâ.

Ama yoldan çıkanlar, işte onlar cehenneme odun olmuşlardır.

Kelimeler
16

وَأَلَّوِ ٱسْتَقَـٰمُوا۟ عَلَى ٱلطَّرِيقَةِ لَأَسْقَيْنَـٰهُم مَّآءً غَدَقًا ۝١٦

veel levi-steḳâmû `ale-ṭṭarîḳati leesḳaynâhüm mâen gadeḳâ.

Onlar gerçekten o yol üzere dosdoğru gitselerdi, elbette kendilerine bol bir su verirdik.

Kelimeler
17

لِّنَفْتِنَهُمْ فِيهِ ۚ وَمَن يُعْرِضْ عَن ذِكْرِ رَبِّهِۦ يَسْلُكْهُ عَذَابًا صَعَدًا ۝١٧

lineftinehüm fîh. vemey yü`riḍ `an ẕikri rabbihî yeslükhü `aẕâben ṣa`adâ.

Ki onları onunla sınayalım. Kim Rabbini anmaktan yüz çevirirse, Rabbi onu gittikçe yükselen bir azaba sokar.

Kelimeler
18

وَأَنَّ ٱلْمَسَـٰجِدَ لِلَّهِ فَلَا تَدْعُوا۟ مَعَ ٱللَّهِ أَحَدًا ۝١٨

veenne-lmesâcide lillâhi felâ ted`û me`a-llâhi eḥadâ.

Mescitler kuşkusuz Allah'ındır. O halde Allah ile birlikte kimseye yalvarmayın.

Kelimeler
19

وَأَنَّهُۥ لَمَّا قَامَ عَبْدُ ٱللَّهِ يَدْعُوهُ كَادُوا۟ يَكُونُونَ عَلَيْهِ لِبَدًا ۝١٩

veennehû lemmâ ḳâme `abdü-llâhi yed`ûhü kâdû yekûnûne `aleyhi libedâ.

Allah'ın kulu (Hz. Peygamber) kalkmış O'na dua ederken, neredeyse (cinler) onun etrafında keçe gibi birbirlerine geçeceklerdi.

Kelimeler
20

قُلْ إِنَّمَآ أَدْعُوا۟ رَبِّى وَلَآ أُشْرِكُ بِهِۦٓ أَحَدًا ۝٢٠

ḳul innemâ ed`û rabbî velâ üşrikü bihî eḥadâ.

De ki: "Ben ancak Rabbime dua eder ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmam"

Kelimeler
21

قُلْ إِنِّى لَآ أَمْلِكُ لَكُمْ ضَرًّا وَلَا رَشَدًا ۝٢١

ḳul innî lâ emlikü leküm ḍarrav velâ raşedâ.

De ki, "Haberiniz olsun, ben size kendiliğimden ne bir zarar verebilirim, ne de bir yol gösterebilirim."

Kelimeler
22

قُلْ إِنِّى لَن يُجِيرَنِى مِنَ ٱللَّهِ أَحَدٌ وَلَنْ أَجِدَ مِن دُونِهِۦ مُلْتَحَدًا ۝٢٢

ḳul innî ley yücîranî mine-llâhi eḥadüv velen ecide min dûnihî mülteḥadâ.

De ki, "Allah'tan beni kimse kurtaramaz ve ben O'ndan başka bir sığınacak bulamam."

Kelimeler
23

إِلَّا بَلَـٰغًا مِّنَ ٱللَّهِ وَرِسَـٰلَـٰتِهِۦ ۚ وَمَن يَعْصِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ فَإِنَّ لَهُۥ نَارَ جَهَنَّمَ خَـٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًا ۝٢٣

illâ belâgam mine-llâhi verisâlâtih. vemey ya`ṣi-llâhe verasûlehû feinne lehû nâra cehenneme ḫâlidîne fîhâ ebedâ.

"Benim yapabileceğim, sadece Allah'tan size duyuru yapmak ve O'nun elçilik görevlerini yerine getirmektir." Artık kim Allah'a ve onun elçisine baş kaldırırsa, ona içinde ebedi kalacakları cehennem ateşi vardır.

Kelimeler
24

حَتَّىٰٓ إِذَا رَأَوْا۟ مَا يُوعَدُونَ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ أَضْعَفُ نَاصِرًا وَأَقَلُّ عَدَدًا ۝٢٤

ḥattâ iẕâ raev mâ yû`adûne feseya`lemûne men aḍ`afü nâṣirav veeḳallü `adedâ.

Kendilerine vaad edilen şeyi gördükleri zaman, kimin yardımcısının en zayıf ve en az olduğunu bileceklerdir.

Kelimeler
25

قُلْ إِنْ أَدْرِىٓ أَقَرِيبٌ مَّا تُوعَدُونَ أَمْ يَجْعَلُ لَهُۥ رَبِّىٓ أَمَدًا ۝٢٥

ḳul in edrî eḳarîbüm mâ tû`adûne em yec`alü lehû rabbî emedâ.

De ki: "Ben bilmem, o size vaad edilen şey yakın mı, yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi koyar.."

Kelimeler
26

عَـٰلِمُ ٱلْغَيْبِ فَلَا يُظْهِرُ عَلَىٰ غَيْبِهِۦٓ أَحَدًا ۝٢٦

`âlimü-lgaybi felâ yużhiru `alâ gaybihî eḥadâ.

O bütün gaybı bilir. Fakat gaybını hiç kimseye açmaz.

Kelimeler
27

إِلَّا مَنِ ٱرْتَضَىٰ مِن رَّسُولٍ فَإِنَّهُۥ يَسْلُكُ مِنۢ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِۦ رَصَدًا ۝٢٧

illâ meni-rteḍâ mir rasûlin feinnehû yeslükü mim beyni yedeyhi vemin ḫalfihî raṣadâ.

Ancak seçtiği elçiye açar. Çünkü onun önünden ve ardından gözetleyiciler salar.

Kelimeler
28

لِّيَعْلَمَ أَن قَدْ أَبْلَغُوا۟ رِسَـٰلَـٰتِ رَبِّهِمْ وَأَحَاطَ بِمَا لَدَيْهِمْ وَأَحْصَىٰ كُلَّ شَىْءٍ عَدَدًۢا ۝٢٨

liya`leme en ḳad eblegû risâlâti rabbihim veeḥâṭa bimâ ledeyhim veaḥṣâ külle şey'in `adedâ.

Bilsin diye ki, onlar Rablerinin elçiliklerini yerine getirmişlerdir. Allah onlarda bulunan her şeyi kuşatmış ve her şeyi bir bir saymıştır

Kelimeler

Müzzemmil Suresi المزمل

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

1

يَـٰٓأَيُّهَا ٱلْمُزَّمِّلُ ۝١

yâ eyyühe-lmüzzemmil.

Ey örtünen! (Peygamber)

Kelimeler
2

قُمِ ٱلَّيْلَ إِلَّا قَلِيلًا ۝٢

ḳumi-lleyle illâ ḳalîlâ.

Gecenin birazı hariç olmak üzere geceleyin kalk (namaz kıl).

Kelimeler
3

نِّصْفَهُۥٓ أَوِ ٱنقُصْ مِنْهُ قَلِيلًا ۝٣

niṣfehû evi-nḳuṣ minhü ḳalîlâ.

Gecenin yarısında kalk, yahut yarısından biraz eksilt.

Kelimeler
4

أَوْ زِدْ عَلَيْهِ وَرَتِّلِ ٱلْقُرْءَانَ تَرْتِيلًا ۝٤

ev zid `aleyhi verattili-lḳur'âne tertîlâ.

Veya bunu artır ve ağır ağır Kur'ân oku.

Kelimeler
5

إِنَّا سَنُلْقِى عَلَيْكَ قَوْلًا ثَقِيلًا ۝٥

innâ senülḳî `aleyke ḳavlen ŝeḳîlâ.

Doğrusu biz, senin üzerine ağır bir söz bırakacağız (Kur'an vahyedeceğiz).

Kelimeler
6

إِنَّ نَاشِئَةَ ٱلَّيْلِ هِىَ أَشَدُّ وَطْـًٔا وَأَقْوَمُ قِيلًا ۝٦

inne nâşiete-lleyli hiye eşeddü vaṭ'ev veaḳvemü ḳîlâ.

Çünkü gece kalkışı hem daha etkili, hem de söz bakımından daha sağlamdır.

Kelimeler
7

إِنَّ لَكَ فِى ٱلنَّهَارِ سَبْحًا طَوِيلًا ۝٧

inne leke fi-nnehâri sebḥan ṭavîlâ.

Çünkü gündüz senin için uzun bir meşguliyet vardır.

Kelimeler
8

وَٱذْكُرِ ٱسْمَ رَبِّكَ وَتَبَتَّلْ إِلَيْهِ تَبْتِيلًا ۝٨

veẕküri-sme rabbike vetebettel ileyhi tebtîlâ.

Rabbinin adını an ve bütün gönlünle ona yönel.

Kelimeler
9

رَّبُّ ٱلْمَشْرِقِ وَٱلْمَغْرِبِ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ فَٱتَّخِذْهُ وَكِيلًا ۝٩

rabbü-lmeşriḳi velmagribi lâ ilâhe illâ hüve fetteḫiẕhü vekîlâ.

O, doğunun ve batının Rabbidir. Ondan başka tanrı yoktur. O halde yalnız O'nu vekil tut.

Kelimeler
10

وَٱصْبِرْ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَٱهْجُرْهُمْ هَجْرًا جَمِيلًا ۝١٠

vaṣbir `alâ mâ yeḳûlûne vehcürhüm hecran cemîlâ.

Başkalarının diyeceklerine sabret, güzellikle onlardan ayrıl.

Kelimeler
11

وَذَرْنِى وَٱلْمُكَذِّبِينَ أُو۟لِى ٱلنَّعْمَةِ وَمَهِّلْهُمْ قَلِيلًا ۝١١

veẕernî velmükeẕẕibîne üli-nna`meti vemehhilhüm ḳalîlâ.

O yalanlayıcı zevk ve refah sahiplerini bana bırak, onlara biraz mühlet ver.

Kelimeler
12

إِنَّ لَدَيْنَآ أَنكَالًا وَجَحِيمًا ۝١٢

inne ledeynâ enkâlev veceḥîmâ.

Zira bizim yanımızda bukağılar var, bir cehennem var.

Kelimeler
13

وَطَعَامًا ذَا غُصَّةٍ وَعَذَابًا أَلِيمًا ۝١٣

veṭa`âmen ẕâ guṣṣativ ve`aẕâben elîmâ.

Boğaza duran bir yiyecek, elem verici bir azap var.

Kelimeler
14

يَوْمَ تَرْجُفُ ٱلْأَرْضُ وَٱلْجِبَالُ وَكَانَتِ ٱلْجِبَالُ كَثِيبًا مَّهِيلًا ۝١٤

yevme tercüfü-l'arḍu velcibâlü vekâneti-lcibâlü keŝîbem mehîlâ.

O gün yer ve dağlar sarsılacak, dağlar erimiş bir kum yığınına dönecek.

Kelimeler
15

إِنَّآ أَرْسَلْنَآ إِلَيْكُمْ رَسُولًا شَـٰهِدًا عَلَيْكُمْ كَمَآ أَرْسَلْنَآ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ رَسُولًا ۝١٥

innâ erselnâ ileyküm rasûlen şâhiden `aleyküm kemâ erselnâ ilâ fir`avne rasûlâ.

Doğrusu biz size tanıklık edecek bir elçi gönderdik. Nitekim Firavun'a da bir elçi göndermiştik.

Kelimeler
16

فَعَصَىٰ فِرْعَوْنُ ٱلرَّسُولَ فَأَخَذْنَـٰهُ أَخْذًا وَبِيلًا ۝١٦

fe`aṣâ fir`avnü-rrasûle feeḫaẕnâhü aḫẕev vebîlâ.

Firavun o elçiye isyan etmişti. Biz de onu ağır bir yakalayışla yakaladık.

Kelimeler
17

فَكَيْفَ تَتَّقُونَ إِن كَفَرْتُمْ يَوْمًا يَجْعَلُ ٱلْوِلْدَٰنَ شِيبًا ۝١٧

fekeyfe tetteḳûne in kefertüm yevmey yec`alü-lvildâne şîbâ.

Peki inkâr ederseniz, çocukları ihtiyarlatacak o günden (kıyamet gününden) kendinizi nasıl kurtaracaksınız?

Kelimeler
18

ٱلسَّمَآءُ مُنفَطِرٌۢ بِهِۦ ۚ كَانَ وَعْدُهُۥ مَفْعُولًا ۝١٨

essemâü münfeṭirum bih. kâne va`dühû mef`ûlâ.

O günün dehşetinden gök yarılır. Allah'ın sözü kesinlikle gerçekleşmiştir.

Kelimeler
19

إِنَّ هَـٰذِهِۦ تَذْكِرَةٌ ۖ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ سَبِيلًا ۝١٩

inne hâẕihî teẕkirah. femen şâe-tteḫaẕe ilâ rabbihî sebîlâ.

İşte bu bir öğüttür. Artık dileyen Rabbine bir yol tutar.

Kelimeler
20

۞ إِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ أَنَّكَ تَقُومُ أَدْنَىٰ مِن ثُلُثَىِ ٱلَّيْلِ وَنِصْفَهُۥ وَثُلُثَهُۥ وَطَآئِفَةٌ مِّنَ ٱلَّذِينَ مَعَكَ ۚ وَٱللَّهُ يُقَدِّرُ ٱلَّيْلَ وَٱلنَّهَارَ ۚ عَلِمَ أَن لَّن تُحْصُوهُ فَتَابَ عَلَيْكُمْ ۖ فَٱقْرَءُوا۟ مَا تَيَسَّرَ مِنَ ٱلْقُرْءَانِ ۚ عَلِمَ أَن سَيَكُونُ مِنكُم مَّرْضَىٰ ۙ وَءَاخَرُونَ يَضْرِبُونَ فِى ٱلْأَرْضِ يَبْتَغُونَ مِن فَضْلِ ٱللَّهِ ۙ وَءَاخَرُونَ يُقَـٰتِلُونَ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ ۖ فَٱقْرَءُوا۟ مَا تَيَسَّرَ مِنْهُ ۚ وَأَقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُوا۟ ٱلزَّكَوٰةَ وَأَقْرِضُوا۟ ٱللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا ۚ وَمَا تُقَدِّمُوا۟ لِأَنفُسِكُم مِّنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِندَ ٱللَّهِ هُوَ خَيْرًا وَأَعْظَمَ أَجْرًا ۚ وَٱسْتَغْفِرُوا۟ ٱللَّهَ ۖ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌۢ ۝٢٠

inne rabbeke ya`lemü enneke teḳûmü ednâ min ŝülüŝeyi-lleyli veniṣfehû veŝülüŝehû veṭâifetüm mine-lleẕîne me`ak. vellâhü yüḳaddiru-lleyle vennehâr. `alime el len tuḥṣûhü fetâbe `aleyküm faḳraû mâ teyessera mine-lḳur'ân. `alime en seyekûnü minküm merḍâ veâḫarûne yaḍribûne fi-l'arḍi yebtegûne min faḍli-llâhi veâḫarûne yüḳâtilûne fî sebîli-llâh. faḳraû mâ teyessera minhü veeḳîmu-ṣṣalâte veâtü-zzekâte veaḳriḍü-llâhe ḳarḍan ḥasenâ. vemâ tüḳaddimû lienfüsiküm min ḫayrin tecidûhü `inde-llâhi hüve ḫayrav vea`żame ecrâ. vestagfirü-llâh. inne-llâhe gafûrur raḥîm.

Rabbin, senin gecenin üçte ikisinden daha azında, yarısında ve üçte birinde kalktığını, seninle beraber bulunanlardan bir topluluğun da böyle yaptığını biliyor. Gece ve gündüzü Allah takdir eder. O, sizin onu sayamayacağınızı bildi de sizi affetti. Bundan böyle Kur'ân'dan size ne kolay gelirse okuyun. Allah, içinizden hastalar, yeryüzünde gezip Allah'ın lütfunu arayan başka kimseler ve Allah yolunda savaşan daha başka insanlar olacağını bilmiştir. Onun için Kur'ân'dan kolayınıza geldiği kadar okuyun, namazı kılın, zekatı verin ve Allah'a güzel bir borç verin (Hayırlı işlere mal sarfedin). Kendiniz için gönderdiğiniz her iyiliği, Allah katında daha hayırlı ve sevapça daha büyük olarak bulacaksınız. Allah'tan bağış dileyin. Kuşkusuz Allah bağışlayandır, merhamet edendir.

Kelimeler

Müddessir Suresi المدثر

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

1

يَـٰٓأَيُّهَا ٱلْمُدَّثِّرُ ۝١

yâ eyyühe-lmüddeŝŝir.

Ey örtüsüne bürünen (Peygamber)!

Kelimeler
2

قُمْ فَأَنذِرْ ۝٢

ḳum feenẕir.

Kalk artık uyar.

Kelimeler
3

وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ ۝٣

verabbeke fekebbir.

Sadece Rabbini yücelt.

Kelimeler
4

وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ ۝٤

veŝiyâbeke feṭahhir.

Elbiseni temizle.

Kelimeler
5

وَٱلرُّجْزَ فَٱهْجُرْ ۝٥

verrucze fehcür.

Pislikten sakın.

Kelimeler
6

وَلَا تَمْنُن تَسْتَكْثِرُ ۝٦

velâ temnün testekŝir.

Yaptığını çok görerek başa kakma.

Kelimeler
7

وَلِرَبِّكَ فَٱصْبِرْ ۝٧

velirabbike faṣbir.

Rabbin için sabret.

Kelimeler
8

فَإِذَا نُقِرَ فِى ٱلنَّاقُورِ ۝٨

feiẕâ nüḳira fi-nnâḳûr.

O sûra üflendiği zaman,

Kelimeler
9

فَذَٰلِكَ يَوْمَئِذٍ يَوْمٌ عَسِيرٌ ۝٩

feẕâlike yevmeiẕiy yevmün `asîr.

İşte o gün pek zorlu bir gündür.

Kelimeler
10

عَلَى ٱلْكَـٰفِرِينَ غَيْرُ يَسِيرٍ ۝١٠

`ale-lkâfirîne gayru yesîr.

Kâfirler için hiç kolay değildir.

Kelimeler
11

ذَرْنِى وَمَنْ خَلَقْتُ وَحِيدًا ۝١١

ẕernî vemen ḫalaḳtü veḥîdâ.

Tek olarak yarattığım o kimseyi bana bırak.

Kelimeler
12

وَجَعَلْتُ لَهُۥ مَالًا مَّمْدُودًا ۝١٢

vece`altü lehû mâlem memdûdâ.

Hem ona bol servet verdim.

Kelimeler
13

وَبَنِينَ شُهُودًا ۝١٣

vebenîne şühûdâ.

Hem göz önünde oğullar verdim.

Kelimeler
14

وَمَهَّدتُّ لَهُۥ تَمْهِيدًا ۝١٤

vemehhettü lehû temhîdâ.

Hem ona büyük imkânlar sağladım.

Kelimeler
15

ثُمَّ يَطْمَعُ أَنْ أَزِيدَ ۝١٥

ŝümme yaṭme`u en ezîd.

Sonra da şiddetle arzu eder ki daha da artırayım.

Kelimeler
16

كَلَّآ ۖ إِنَّهُۥ كَانَ لِـَٔايَـٰتِنَا عَنِيدًا ۝١٦

kellâ. innehû kâne liâyâtinâ `anîdâ.

Hayır, çünkü o bizim âyetlerimize karşı bir inatçı kesildi.

Kelimeler
17

سَأُرْهِقُهُۥ صَعُودًا ۝١٧

seürhiḳuhû ṣa`ûdâ.

Ben onu dimdik bir yokuşa sardıracağım.

Kelimeler
18

إِنَّهُۥ فَكَّرَ وَقَدَّرَ ۝١٨

innehû fekkera veḳaddera.

Çünkü o bir düşündü, ölçtü, biçti.

Kelimeler
19

فَقُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ ۝١٩

feḳutile keyfe ḳaddera.

Kahrolası nasıl da ölçtü, biçti.

Kelimeler
20

ثُمَّ قُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ ۝٢٠

ŝümme ḳutile keyfe ḳaddera.

Yine kahrolası, nasıl ölçtü biçti.

Kelimeler
21

ثُمَّ نَظَرَ ۝٢١

ŝümme neżara.

Sonra baktı.

Kelimeler
22

ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَ ۝٢٢

ŝümme `abese vebesera.

Sonra kaşını çattı, surat astı.

Kelimeler
23

ثُمَّ أَدْبَرَ وَٱسْتَكْبَرَ ۝٢٣

ŝümme edbera vestekbera.

Sonra arkasını döndü ve büyüklük tasladı.

Kelimeler
24

فَقَالَ إِنْ هَـٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ يُؤْثَرُ ۝٢٤

feḳâle in hâẕâ illâ siḥruy yü'ŝer.

"Bu, dedi, başka değil öğretilegelen bir sihirdir."

Kelimeler
25

إِنْ هَـٰذَآ إِلَّا قَوْلُ ٱلْبَشَرِ ۝٢٥

in hâẕâ illâ ḳavlü-lbeşer.

"Bu, sadece bir insan sözüdür."

Kelimeler
26

سَأُصْلِيهِ سَقَرَ ۝٢٦

seuṣlîhi seḳara.

Ben onu Sekar'a (cehenneme) sokacağım.

Kelimeler
27

وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا سَقَرُ ۝٢٧

vemâ edrâke mâ seḳar.

Bilir misin sen, nedir o sekar?

Kelimeler
28

لَا تُبْقِى وَلَا تَذَرُ ۝٢٨

lâ tübḳî velâ teẕer.

Ne geriye bir şey kor, ne bırakır.

Kelimeler
29

لَوَّاحَةٌ لِّلْبَشَرِ ۝٢٩

levvâḥatül lilbeşer.

Durmadan derileri kavurur.

Kelimeler
30

عَلَيْهَا تِسْعَةَ عَشَرَ ۝٣٠

`aleyhâ tis`ate `aşer.

Üzerinde ondokuz (melek) vardır.

Kelimeler
31

وَمَا جَعَلْنَآ أَصْحَـٰبَ ٱلنَّارِ إِلَّا مَلَـٰٓئِكَةً ۙ وَمَا جَعَلْنَا عِدَّتَهُمْ إِلَّا فِتْنَةً لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِيَسْتَيْقِنَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَـٰبَ وَيَزْدَادَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِيمَـٰنًا ۙ وَلَا يَرْتَابَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَـٰبَ وَٱلْمُؤْمِنُونَ ۙ وَلِيَقُولَ ٱلَّذِينَ فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌ وَٱلْكَـٰفِرُونَ مَاذَآ أَرَادَ ٱللَّهُ بِهَـٰذَا مَثَلًا ۚ كَذَٰلِكَ يُضِلُّ ٱللَّهُ مَن يَشَآءُ وَيَهْدِى مَن يَشَآءُ ۚ وَمَا يَعْلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ إِلَّا هُوَ ۚ وَمَا هِىَ إِلَّا ذِكْرَىٰ لِلْبَشَرِ ۝٣١

vemâ ce`alnâ aṣḥâbe-nnâri illâ melâikeh. vemâ ce`alnâ `iddetehüm illâ fitnetel lilleẕîne keferû liyesteyḳine-lleẕîne ûtü-lkitâbe veyezdâde-lleẕîne âmenû îmânev velâ yertâbe-lleẕîne ûtü-lkitâbe velmü'minûne veliyeḳûle-lleẕîne fî ḳulûbihim meraḍuv velkâfirûne mâẕâ erâde-llâhü bihâẕâ meŝelâ. keẕâlike yüḍillü-llâhü mey yeşâü veyehdî mey yeşâ'. vemâ ya`lemü cünûde rabbike illâ hû. vemâ hiye illâ ẕikrâ lilbeşer.

Biz o ateşin muhafızlarını hep melekler yaptık. Bunların sayılarını da ancak kâfirler için bir imtihan kıldık ki, kendilerine kitap verilenler kesin bilgi edinsinler, iman edenlerin de imanı artsın. Kendilerine kitap verilenler ve müminler şüpheye düşmesinler. Kalplerinde hastalık bulunanlarla kâfirler de: "Allah bu misalle ne demek istedi?" desinler. İşte böyle, Allah dilediğini şaşırtır, dilediğini de yola getirir. Rabbinin ordularını ancak Rabbin bilir. Bu, insanlar için uyarıdan başka bir şey değildir.

Kelimeler
32

كَلَّا وَٱلْقَمَرِ ۝٣٢

kellâ velḳamer.

Hayır, andolsun aya,

Kelimeler
33

وَٱلَّيْلِ إِذْ أَدْبَرَ ۝٣٣

velleyli iẕ edbera.

Döndüğü an o geceye,

Kelimeler
34

وَٱلصُّبْحِ إِذَآ أَسْفَرَ ۝٣٤

veṣṣubḥi iẕâ esfera.

Ve açtığı sıra o sabaha.

Kelimeler
35

إِنَّهَا لَإِحْدَى ٱلْكُبَرِ ۝٣٥

innehâ leiḥde-lküber.

Kuşkusuz o Sekar, büyük belalardan biridir.

Kelimeler
36

نَذِيرًا لِّلْبَشَرِ ۝٣٦

neẕîral lilbeşer.

Uyarmak için insanları..

Kelimeler
37

لِمَن شَآءَ مِنكُمْ أَن يَتَقَدَّمَ أَوْ يَتَأَخَّرَ ۝٣٧

limen şâe minküm ey yeteḳaddeme ev yeteeḫḫar.

İçinizden ileri gitmek veya geri kalmak isteyen kimseleri..

Kelimeler
38

كُلُّ نَفْسٍۭ بِمَا كَسَبَتْ رَهِينَةٌ ۝٣٨

küllü nefsim bimâ kesebet rahîneh.

Her nefis kendi kazancına bağlıdır.

Kelimeler
39

إِلَّآ أَصْحَـٰبَ ٱلْيَمِينِ ۝٣٩

illâ aṣḥâbe-lyemîn.

Ancak amel defterleri sağından verilenler hariç.

Kelimeler
40

فِى جَنَّـٰتٍ يَتَسَآءَلُونَ ۝٤٠

fî cennâtin. yetesâelûn.

Onlar cennettedirler, sorup dururlar.

Kelimeler
41

عَنِ ٱلْمُجْرِمِينَ ۝٤١

`ani-lmücrimîn.

Suçluların durumunu.

Kelimeler
42

مَا سَلَكَكُمْ فِى سَقَرَ ۝٤٢

mâ selekeküm fî seḳara.

"Nedir sizi Sekar'a sokan?" diye.

Kelimeler
43

قَالُوا۟ لَمْ نَكُ مِنَ ٱلْمُصَلِّينَ ۝٤٣

ḳâlû lem nekü mine-lmüṣallîn.

Suçlular der ki: "Biz namaz kılanlardan değildik."

Kelimeler
44

وَلَمْ نَكُ نُطْعِمُ ٱلْمِسْكِينَ ۝٤٤

velem nekü nuṭ`imü-lmiskîn.

"Yoksula da yedirmezdik."

Kelimeler
45

وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ ٱلْخَآئِضِينَ ۝٤٥

vekünnâ neḫûḍu me`a-lḫâiḍîn.

"Boş şeylere dalanlarla dalar giderdik."

Kelimeler
46

وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ ۝٤٦

vekünnâ nükeẕẕibü biyevmi-ddîn.

"Ceza gününü yalanlardık."

Kelimeler
47

حَتَّىٰٓ أَتَىٰنَا ٱلْيَقِينُ ۝٤٧

ḥattâ etâne-lyeḳîn.

"Nihayet bize ölüm gelip çattı."

Kelimeler
48

فَمَا تَنفَعُهُمْ شَفَـٰعَةُ ٱلشَّـٰفِعِينَ ۝٤٨

femâ tenfe`uhüm şefâ`atü-şşâfi`în.

Artık onlara şefaatçilerin şefaatı fayda vermez.

Kelimeler
49

فَمَا لَهُمْ عَنِ ٱلتَّذْكِرَةِ مُعْرِضِينَ ۝٤٩

femâ lehüm `ani-tteẕkirati mü`riḍîn.

Şimdi o Kur'ân'dan yüz çevirirlerken ne mazeretleri var?

Kelimeler
50

كَأَنَّهُمْ حُمُرٌ مُّسْتَنفِرَةٌ ۝٥٠

keennehüm ḥumürum müstenfirah.

Sanki onlar ürkmüş yaban eşekleri.

Kelimeler
51

فَرَّتْ مِن قَسْوَرَةٍۭ ۝٥١

ferrat min ḳasverah.

Arslandan kaçmaktalar.

Kelimeler
52

بَلْ يُرِيدُ كُلُّ ٱمْرِئٍ مِّنْهُمْ أَن يُؤْتَىٰ صُحُفًا مُّنَشَّرَةً ۝٥٢

bel yürîdü küllü-mriim minhüm ey yü'tâ ṣuḥufem müneşşerah.

Hayır, onlardan her kişi kendisine açılmış sayfalar verilmesini istiyor.

Kelimeler
53

كَلَّا ۖ بَل لَّا يَخَافُونَ ٱلْـَٔاخِرَةَ ۝٥٣

kellâ. bel lâ yeḫâfûne-l'âḫirah.

Yok, yok onlar ahiretten korkmuyorlar.

Kelimeler
54

كَلَّآ إِنَّهُۥ تَذْكِرَةٌ ۝٥٤

kellâ innehû teẕkirah.

Hayır, hayır, O kur'ân kuşkusuz bir öğüttür.

Kelimeler
55

فَمَن شَآءَ ذَكَرَهُۥ ۝٥٥

femen şâe ẕekerah.

Dileyen onu düşünür.

Kelimeler
56

وَمَا يَذْكُرُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ ۚ هُوَ أَهْلُ ٱلتَّقْوَىٰ وَأَهْلُ ٱلْمَغْفِرَةِ ۝٥٦

vemâ yeẕkürûne illâ ey yeşâe-llâh. hüve ehlü-ttaḳvâ veehlü-lmagfirah.

Bununla beraber Allah dilemedikçe onlar öğüt alamazlar. Koruyacak da O'dur, bağışlayacak da.

Kelimeler

Kıyâmet Suresi القيامة

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

1

لَآ أُقْسِمُ بِيَوْمِ ٱلْقِيَـٰمَةِ ۝١

lâ uḳsimü biyevmi-lḳiyâmeh.

Hayır, yemin ederim o kıyamet gününe.

Kelimeler
2

وَلَآ أُقْسِمُ بِٱلنَّفْسِ ٱللَّوَّامَةِ ۝٢

velâ uḳsimü binnefsi-llevvâmeh.

Yine hayır, yemin ederim o sürekli kendini kınayan nefse.

Kelimeler
3

أَيَحْسَبُ ٱلْإِنسَـٰنُ أَلَّن نَّجْمَعَ عِظَامَهُۥ ۝٣

eyaḥsebü-l'insânü ellen necme`a `iżâmeh.

İnsan, kendisinin kemiklerini bir araya toplayamayacağımızı mı sanıyor?

Kelimeler
4

بَلَىٰ قَـٰدِرِينَ عَلَىٰٓ أَن نُّسَوِّىَ بَنَانَهُۥ ۝٤

belâ ḳâdirîne `alâ en nüsevviye benâneh.

Evet, bizim onun parmak uçlarını bile aynen eski haline getirmeye gücümüz yeter.

Kelimeler
5

بَلْ يُرِيدُ ٱلْإِنسَـٰنُ لِيَفْجُرَ أَمَامَهُۥ ۝٥

bel yürîdü-l'insânü liyefcüra emâmeh.

Fakat insan günahı devam ettirmek ister.

Kelimeler
6

يَسْـَٔلُ أَيَّانَ يَوْمُ ٱلْقِيَـٰمَةِ ۝٦

yes'elü eyyâne yevmü-lḳiyâmeh.

O kıyamet günü ne zaman? diye sorar.

Kelimeler
7

فَإِذَا بَرِقَ ٱلْبَصَرُ ۝٧

feiẕâ beriḳa-lbeṣar.

Ne zaman ki o göz şimşek çakar,

Kelimeler
8

وَخَسَفَ ٱلْقَمَرُ ۝٨

veḫasefe-lḳamer.

Ay tutulur,

Kelimeler
9

وَجُمِعَ ٱلشَّمْسُ وَٱلْقَمَرُ ۝٩

vecümi`a-şşemsü velḳamer.

Güneş ve ay toplanır,

Kelimeler
10

يَقُولُ ٱلْإِنسَـٰنُ يَوْمَئِذٍ أَيْنَ ٱلْمَفَرُّ ۝١٠

yeḳûlü-l'insânü yevmeiẕin eyne-lmeferr.

İşte o gün insan, "kaçacak yer neresi?" der.

Kelimeler
11

كَلَّا لَا وَزَرَ ۝١١

kellâ lâ vezer.

Hayır, hayır, yok bir siper.

Kelimeler
12

إِلَىٰ رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ ٱلْمُسْتَقَرُّ ۝١٢

ilâ rabbike yevmeiẕin-lmüsteḳarr.

O gün varılıp durulacak yer, ancak Rabbinin huzurudur.

Kelimeler
13

يُنَبَّؤُا۟ ٱلْإِنسَـٰنُ يَوْمَئِذٍۭ بِمَا قَدَّمَ وَأَخَّرَ ۝١٣

yünebbeü-l'insânü yevmeiẕim bimâ ḳaddeme veeḫḫar.

O gün insana, yapıp öne sürdüğü ve geri bıraktığı ne varsa bildirilir.

Kelimeler
14

بَلِ ٱلْإِنسَـٰنُ عَلَىٰ نَفْسِهِۦ بَصِيرَةٌ ۝١٤

beli-l'insânü `alâ nefsihî beṣîrah.

Doğrusu insan kendi nefsini görür,

Kelimeler
15

وَلَوْ أَلْقَىٰ مَعَاذِيرَهُۥ ۝١٥

velev elḳâ me`âẕîrah.

Bir takım özürler ortaya atsa da.

Kelimeler
16

لَا تُحَرِّكْ بِهِۦ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِۦٓ ۝١٦

lâ tüḥarrik bihî lisâneke lita`cele bih.

Onu hemen okumak için dilini depretme.

Kelimeler
17

إِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُۥ وَقُرْءَانَهُۥ ۝١٧

inne `aleynâ cem`ahû veḳur'âneh.

Kuşkusuz onu toplamak ve okumak bize aittir.

Kelimeler
18

فَإِذَا قَرَأْنَـٰهُ فَٱتَّبِعْ قُرْءَانَهُۥ ۝١٨

feiẕâ ḳara'nâhü fettebi` ḳur'âneh.

O halde biz onu okuduğumuz zaman sen onun okunuşunu takip et.

Kelimeler
19

ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُۥ ۝١٩

ŝümme inne `aleynâ beyâneh.

Sonra onu açıklamak da bize aittir.

Kelimeler
20

كَلَّا بَلْ تُحِبُّونَ ٱلْعَاجِلَةَ ۝٢٠

kellâ bel tüḥibbûne-l`âcileh.

Hayır, siz peşin olanı (dünyayı) seviyorsunuz da

Kelimeler
21

وَتَذَرُونَ ٱلْـَٔاخِرَةَ ۝٢١

veteẕerûne-l'âḫirah.

Ahireti bırakıyorsunuz.

Kelimeler
22

وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَّاضِرَةٌ ۝٢٢

vucûhüy yevmeiẕin nâḍirah.

Yüzler var ki o gün ışıl ışıl parlar.

Kelimeler
23

إِلَىٰ رَبِّهَا نَاظِرَةٌ ۝٢٣

ilâ rabbihâ nâżirah.

Rabbine bakar.

Kelimeler
24

وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍۭ بَاسِرَةٌ ۝٢٤

vevucûhüy yevmeiẕim bâsirah.

Yüzler de var ki o gün asıktır.

Kelimeler
25

تَظُنُّ أَن يُفْعَلَ بِهَا فَاقِرَةٌ ۝٢٥

teżunnü ey yüf`ale bihâ fâḳirah.

Anlar ki kendisine belkıran (bel kemiklerini kıran belalı bir iş) yapılır.

Kelimeler
26

كَلَّآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلتَّرَاقِىَ ۝٢٦

kellâ iẕâ belegati-tterâḳiy.

Hayır hayır, ne zaman ki can köprücük kemiklerine dayanır,

Kelimeler
27

وَقِيلَ مَنْ ۜ رَاقٍ ۝٢٧

veḳîle men râḳ.

"Tedavi edebilecek kimdir?" denilir.

Kelimeler
28

وَظَنَّ أَنَّهُ ٱلْفِرَاقُ ۝٢٨

veżanne ennehü-lfirâḳ.

Can çekişen bunun o ayrılık anı olduğunu anlar.

Kelimeler
29

وَٱلْتَفَّتِ ٱلسَّاقُ بِٱلسَّاقِ ۝٢٩

velteffeti-ssâḳu bissâḳ.

Bacak bacağa dolaşır..

Kelimeler
30

إِلَىٰ رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ ٱلْمَسَاقُ ۝٣٠

ilâ rabbike yevmeiẕin-lmesâḳ.

İşte o gün sevk, ancak Rabbinedir.

Kelimeler
31

فَلَا صَدَّقَ وَلَا صَلَّىٰ ۝٣١

felâ ṣaddeḳa velâ ṣallâ.

Fakat o, ne sadaka verdi, ne namaz kıldı.

Kelimeler
32

وَلَـٰكِن كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰ ۝٣٢

velâkin keẕẕebe vetevellâ.

Fakat yalanladı ve döndü.

Kelimeler
33

ثُمَّ ذَهَبَ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦ يَتَمَطَّىٰٓ ۝٣٣

ŝümme ẕehebe ilâ ehlihî yetemeṭṭâ.

Sonra da çalım sata sata ailesine gitti.

Kelimeler
34

أَوْلَىٰ لَكَ فَأَوْلَىٰ ۝٣٤

evlâ leke feevlâ.

Gerektir o bela sana, gerek.

Kelimeler
35

ثُمَّ أَوْلَىٰ لَكَ فَأَوْلَىٰٓ ۝٣٥

ŝümme evlâ leke feevlâ.

Evet, gerektir o bela sana gerek.

Kelimeler
36

أَيَحْسَبُ ٱلْإِنسَـٰنُ أَن يُتْرَكَ سُدًى ۝٣٦

eyaḥsebü-l'insânü ey yütrake südâ.

İnsan başıboş bırakılacağını mı sanır?

Kelimeler
37

أَلَمْ يَكُ نُطْفَةً مِّن مَّنِىٍّ يُمْنَىٰ ۝٣٧

elem yekü nuṭfetem mim meniyyiy yümnâ.

O, dökülen erlik suyundan bir damla (sperm) değil miydi?

Kelimeler
38

ثُمَّ كَانَ عَلَقَةً فَخَلَقَ فَسَوَّىٰ ۝٣٨

ŝümme kâne `aleḳaten feḫaleḳa fesevvâ.

Sonra bir aleka (embriyon) oldu da Rabbi onu biçime koydu, sonra şekil verdi.

Kelimeler
39

فَجَعَلَ مِنْهُ ٱلزَّوْجَيْنِ ٱلذَّكَرَ وَٱلْأُنثَىٰٓ ۝٣٩

fece`ale minhü-zzevceyni-ẕẕekera vel'ünŝâ.

Ondan da iki cinsi; erkek ve dişiyi var etti.

Kelimeler
40

أَلَيْسَ ذَٰلِكَ بِقَـٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يُحْـِۧىَ ٱلْمَوْتَىٰ ۝٤٠

eleyse ẕâlike biḳâdirin `alâ ey yuḥyiye-lmevtâ.

Peki, bunu yapanın ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi?

Kelimeler

İnsan Suresi الانسان

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

1

هَلْ أَتَىٰ عَلَى ٱلْإِنسَـٰنِ حِينٌ مِّنَ ٱلدَّهْرِ لَمْ يَكُن شَيْـًٔا مَّذْكُورًا ۝١

hel etâ `ale-l'insâni ḥînüm mine-ddehri lem yekün şey'em meẕkûrâ.

Gerçekten insan üzerine dehirden (zamandan) öyle bir müddet geldi ki o zaman o, anılmaya değer bir şey değildi.

Kelimeler
2

إِنَّا خَلَقْنَا ٱلْإِنسَـٰنَ مِن نُّطْفَةٍ أَمْشَاجٍ نَّبْتَلِيهِ فَجَعَلْنَـٰهُ سَمِيعًۢا بَصِيرًا ۝٢

innâ ḫalaḳne-l'insâne min nuṭfetin emşâc. nebtelîhi fece`alnâhü semî`am beṣîrâ.

Doğrusu biz insanı, imtihan etmek için karışık bir nutfeden (erkek ve kadın sularından) yarattık da onu işitici, görücü yaptık.

Kelimeler
3

إِنَّا هَدَيْنَـٰهُ ٱلسَّبِيلَ إِمَّا شَاكِرًا وَإِمَّا كَفُورًا ۝٣

innâ hedeynâhü-ssebîle immâ şâkirav veimmâ kefûrâ.

Kuşkusuz biz ona yolu gösterdik; ister şükredici olsun, ister nankör.

Kelimeler
4

إِنَّآ أَعْتَدْنَا لِلْكَـٰفِرِينَ سَلَـٰسِلَا۟ وَأَغْلَـٰلًا وَسَعِيرًا ۝٤

innâ a`tednâ lilkâfirîne selâsile veaglâlev vese`îrâ.

Çünkü biz, kâfirler için zincirler, demir halkalar ve alevli bir ateş hazırlamışızdır.

Kelimeler
5

إِنَّ ٱلْأَبْرَارَ يَشْرَبُونَ مِن كَأْسٍ كَانَ مِزَاجُهَا كَافُورًا ۝٥

inne-l'ebrâra yeşrabûne min ke'sin kâne mizâcühâ kâfûrâ.

Kuşkusuz iyiler de karışımı kâfûr olan dolgun bir kadehten içerler.

Kelimeler
6

عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا عِبَادُ ٱللَّهِ يُفَجِّرُونَهَا تَفْجِيرًا ۝٦

`ayney yeşrabü bihâ `ibâdü-llâhi yüfeccirûnehâ tefcîrâ.

Bir kaynak ki ondan Allah'ın kulları içerler, güzel yollar açarak akıtırlar onu.

Kelimeler
7

يُوفُونَ بِٱلنَّذْرِ وَيَخَافُونَ يَوْمًا كَانَ شَرُّهُۥ مُسْتَطِيرًا ۝٧

yûfûne binneẕri veyeḫâfûne yevmen kâne şerruhû müsteṭîrâ.

O kullar adaklarını yerine getirirler ve fenalığı salgın (olan) bir günden korkarlar.

Kelimeler
8

وَيُطْعِمُونَ ٱلطَّعَامَ عَلَىٰ حُبِّهِۦ مِسْكِينًا وَيَتِيمًا وَأَسِيرًا ۝٨

veyuṭ`imûne-ṭṭa`âme `alâ ḥubbihî miskînev veyetîmev veesîrâ.

Düşküne, yetime ve esire seve seve yemek yedirirler.

Kelimeler
9

إِنَّمَا نُطْعِمُكُمْ لِوَجْهِ ٱللَّهِ لَا نُرِيدُ مِنكُمْ جَزَآءً وَلَا شُكُورًا ۝٩

innemâ nuṭ`imüküm livechi-llâhi lâ nürîdü minküm cezâev velâ şükûrâ.

"Size sırf Allah rızası için yemek yediriyoruz. Sizden ne bir karşılık, ne de bir teşekkür bekliyoruz."

Kelimeler
10

إِنَّا نَخَافُ مِن رَّبِّنَا يَوْمًا عَبُوسًا قَمْطَرِيرًا ۝١٠

innâ neḫâfü mir rabbinâ yevmen `abûsen ḳamṭarîrâ.

"Biz sert ve belalı bir günde Rabbimizden korkarız." derler.

Kelimeler
11

فَوَقَىٰهُمُ ٱللَّهُ شَرَّ ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمِ وَلَقَّىٰهُمْ نَضْرَةً وَسُرُورًا ۝١١

feveḳâhümü-llâhü şerra ẕâlike-lyevmi veleḳḳâhüm naḍratev vesürûrâ.

Allah da onları o günün fenalığından korur, yüzlerine parlaklık, gönüllerine sevinç verir.

Kelimeler
12

وَجَزَىٰهُم بِمَا صَبَرُوا۟ جَنَّةً وَحَرِيرًا ۝١٢

vecezâhüm bimâ ṣaberû cennetev veḥarîrâ.

Sabırlarına karşılık onlara bir cennet ve ipekten elbiseler verir.

Kelimeler
13

مُّتَّكِـِٔينَ فِيهَا عَلَى ٱلْأَرَآئِكِ ۖ لَا يَرَوْنَ فِيهَا شَمْسًا وَلَا زَمْهَرِيرًا ۝١٣

müttekiîne fîhâ `ale-l'erâik. lâ yeravne fîhâ şemsev velâ zemherîrâ.

Orada donatılmış koltuklar üzerine dayanmışlardır: Orada ne yakıcı güneş görürler, ne de şiddetli soğuk.

Kelimeler
14

وَدَانِيَةً عَلَيْهِمْ ظِلَـٰلُهَا وَذُلِّلَتْ قُطُوفُهَا تَذْلِيلًا ۝١٤

vedâniyeten `aleyhim żilâlühâ veẕüllilet ḳuṭûfühâ teẕlîlâ.

Üzerlerine cennet gölgeleri sarkmış, meyveleri bol bol önlerine konmuştur.

Kelimeler
15

وَيُطَافُ عَلَيْهِم بِـَٔانِيَةٍ مِّن فِضَّةٍ وَأَكْوَابٍ كَانَتْ قَوَارِيرَا۠ ۝١٥

veyüṭâfü `aleyhim biâniyetim min fiḍḍativ veekvâbin kânet ḳavârîrâ.

Yanlarında gümüşten kaplar, billur kupalar dolaştırılır.

Kelimeler
16

قَوَارِيرَا۟ مِن فِضَّةٍ قَدَّرُوهَا تَقْدِيرًا ۝١٦

ḳavârîrae min fiḍḍatin ḳadderûhâ taḳdîrâ.

Gümüşten öyle kadehler ki onları türlü türlü biçimlere koymuşlardır.

Kelimeler
17

وَيُسْقَوْنَ فِيهَا كَأْسًا كَانَ مِزَاجُهَا زَنجَبِيلًا ۝١٧

veyüsḳavne fîhâ ke'sen kâne mizâcühâ zencebîlâ.

Onlara orada bir dolu kadeh sunulur ki, karışımı zencefildir.

Kelimeler
18

عَيْنًا فِيهَا تُسَمَّىٰ سَلْسَبِيلًا ۝١٨

`aynen fîhâ tüsemmâ selsebîlâ.

Bu orada bir pınardır ki, adına "selsebil" derler.

Kelimeler
19

۞ وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَٰنٌ مُّخَلَّدُونَ إِذَا رَأَيْتَهُمْ حَسِبْتَهُمْ لُؤْلُؤًا مَّنثُورًا ۝١٩

veyeṭûfü `aleyhim vildânüm müḫalledûn. iẕâ raeytehüm ḥasibtehüm lü'lüem menŝûrâ.

Etraflarında ölümsüz hizmetçiler dolaşır, onları görünce saçılmış inciler sanırsın.

Kelimeler
20

وَإِذَا رَأَيْتَ ثَمَّ رَأَيْتَ نَعِيمًا وَمُلْكًا كَبِيرًا ۝٢٠

veiẕâ raeyte ŝemme raeyte ne`îmev vemülken kebîrâ.

Orada nereye baksan bir nimet ve pek büyük bir mülk görürsün.

Kelimeler
21

عَـٰلِيَهُمْ ثِيَابُ سُندُسٍ خُضْرٌ وَإِسْتَبْرَقٌ ۖ وَحُلُّوٓا۟ أَسَاوِرَ مِن فِضَّةٍ وَسَقَىٰهُمْ رَبُّهُمْ شَرَابًا طَهُورًا ۝٢١

`âliyehüm ŝiyâbü sündüsin ḫuḍruv veistebraḳ. veḥullû esâvira min fiḍḍah. veseḳâhüm rabbühüm şerâben ṭahûrâ.

Üstlerinde zarif ve yeşil, kalın ipekten bir elbise vardır. Gümüş bileziklerle süslenmişlerdir. Rableri onlara temiz bir içecek içirmiştir.

Kelimeler
22

إِنَّ هَـٰذَا كَانَ لَكُمْ جَزَآءً وَكَانَ سَعْيُكُم مَّشْكُورًا ۝٢٢

inne hâẕâ kâne leküm cezâev vekâne sa`yüküm meşkûrâ.

(Onlara şöyle denir): "İşte bu sizin bir mükâfatınızdı. Gayretiniz karşılığını bulmuştur."

Kelimeler
23

إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ ٱلْقُرْءَانَ تَنزِيلًا ۝٢٣

innâ naḥnü nezzelnâ `aleyke-lḳur'âne tenzîlâ.

Kur'ân'ı sana kısım kısım biz indirdik biz.

Kelimeler
24

فَٱصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تُطِعْ مِنْهُمْ ءَاثِمًا أَوْ كَفُورًا ۝٢٤

faṣbir liḥukmi rabbike velâ tüṭi` minhüm âŝimen ev kefûrâ.

O halde Rabbinin hüküm vermesi için sabret. Onlardan hiçbir günahkâra yahut nanköre itaat etme.

Kelimeler
25

وَٱذْكُرِ ٱسْمَ رَبِّكَ بُكْرَةً وَأَصِيلًا ۝٢٥

veẕküri-sme rabbike bükratev veeṣîlâ.

Sabahakşam Rabbinin ismini an.

Kelimeler
26

وَمِنَ ٱلَّيْلِ فَٱسْجُدْ لَهُۥ وَسَبِّحْهُ لَيْلًا طَوِيلًا ۝٢٦

vemine-lleyli fescüd lehû vesebbiḥhü leylen ṭavîlâ.

Gecenin bir bölümünde de O'na secde et (akşam ve yatsı namazlarını kıl). Hem de O'nu uzun bir gece tesbih et (teheccüd namazı kıl).

Kelimeler
27

إِنَّ هَـٰٓؤُلَآءِ يُحِبُّونَ ٱلْعَاجِلَةَ وَيَذَرُونَ وَرَآءَهُمْ يَوْمًا ثَقِيلًا ۝٢٧

inne hâülâi yüḥibbûne-l`âcilete veyeẕerûne verâehüm yevmen ŝeḳîlâ.

Çünkü onlar bu dünyayı seviyorlar ve önlerindeki ağır bir günü arkaya atıyorlar.

Kelimeler
28

نَّحْنُ خَلَقْنَـٰهُمْ وَشَدَدْنَآ أَسْرَهُمْ ۖ وَإِذَا شِئْنَا بَدَّلْنَآ أَمْثَـٰلَهُمْ تَبْدِيلًا ۝٢٨

naḥnü ḫalaḳnâhüm veşedednâ esrahüm. veiẕâ şi'nâ beddelnâ emŝâlehüm tebdîlâ.

Onları biz yarattık ve mafsallarını sımsıkı bağladık. Dilediğimiz vakit de kılıklarını değiştiririz.

Kelimeler
29

إِنَّ هَـٰذِهِۦ تَذْكِرَةٌ ۖ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ سَبِيلًا ۝٢٩

inne hâẕihî teẕkirah. femen şâe-tteḫaẕe ilâ rabbihî sebîlâ.

İşte bu bir öğüttür. Dileyen Rabbine giden yolu tutar.

Kelimeler
30

وَمَا تَشَآءُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا ۝٣٠

vemâ teşâûne illâ ey yeşâe-llâh. inne-llâhe kâne `alîmen ḥakîmâ.

Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Kuşkusuz Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Kelimeler
31

يُدْخِلُ مَن يَشَآءُ فِى رَحْمَتِهِۦ ۚ وَٱلظَّـٰلِمِينَ أَعَدَّ لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًۢا ۝٣١

yüdḫilü mey yeşâü fî raḥmetih. veżżâlimîne e`adde lehüm `aẕâben elîmâ.

Allah dilediğini rahmetine sokar. Zalimlere ise, acıklı bir azap hazırlamıştır.

Kelimeler

Mürselât Suresi المرسلات

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

1

وَٱلْمُرْسَلَـٰتِ عُرْفًا ۝١

velmürselâti `urfâ.

Andolsun birbiri ardınca gönderilenlere,

Kelimeler
2

فَٱلْعَـٰصِفَـٰتِ عَصْفًا ۝٢

fel`âṣifâti `aṣfâ.

Büküp devirenlere,

Kelimeler
3

وَٱلنَّـٰشِرَٰتِ نَشْرًا ۝٣

vennâşirâti neşrâ.

Yaydıkça yayanlara,

Kelimeler
4

فَٱلْفَـٰرِقَـٰتِ فَرْقًا ۝٤

felfâriḳâti ferḳâ.

Seçip ayıranlara,

Kelimeler
5

فَٱلْمُلْقِيَـٰتِ ذِكْرًا ۝٥

felmülḳiyâti ẕikrâ.

Bir öğüt bırakanlara,

Kelimeler
6

عُذْرًا أَوْ نُذْرًا ۝٦

`uẕran ev nüẕrâ.

Gerek özür için olsun, gerek uyarı için,

Kelimeler
7

إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَٰقِعٌ ۝٧

innemâ tû`adûne levâḳi`.

Herhalde size vaad olunan kesinlikle olacaktır.

Kelimeler
8

فَإِذَا ٱلنُّجُومُ طُمِسَتْ ۝٨

feiẕe-nnücûmü ṭumiset.

Hani o yıldızlar silindiği zaman,

Kelimeler
9

وَإِذَا ٱلسَّمَآءُ فُرِجَتْ ۝٩

veiẕe-ssemâü füricet.

Gök yarıldığı zaman,

Kelimeler
10

وَإِذَا ٱلْجِبَالُ نُسِفَتْ ۝١٠

veiẕe-lcibâlü nüsifet.

Dağlar savrulduğu zaman,

Kelimeler
11

وَإِذَا ٱلرُّسُلُ أُقِّتَتْ ۝١١

veiẕe-rrusülü üḳḳitet.

Elçiler, tayin edilen vakitlerine erdirildikleri zaman,

Kelimeler
12

لِأَىِّ يَوْمٍ أُجِّلَتْ ۝١٢

lieyyi yevmin üccilet.

Bunlar hangi güne ertelendiler?

Kelimeler
13

لِيَوْمِ ٱلْفَصْلِ ۝١٣

liyevmi-lfaṣl.

Hüküm gününe..

Kelimeler
14

وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ۝١٤

vemâ edrâke mâ yevmü-lfaṣl.

Bildin mi, nedir o hüküm günü?

Kelimeler
15

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ۝١٥

veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.

O gün yalanlayanların vay haline!

Kelimeler
16

أَلَمْ نُهْلِكِ ٱلْأَوَّلِينَ ۝١٦

elem nühliki-l'evvelîn.

Biz, öncekileri helak etmedik mi?

Kelimeler
17

ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ ٱلْـَٔاخِرِينَ ۝١٧

ŝümme nütbi`uhümü-l'âḫirîn.

Sonra geridekileri de onlara katarız.

Kelimeler
18

كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ ۝١٨

keẕâlike nef`alü bilmücrimîn.

Biz suçlulara böyle yaparız.

Kelimeler
19

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ۝١٩

veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.

O gün yalanlayanların vah haline!

Kelimeler
20

أَلَمْ نَخْلُقكُّم مِّن مَّآءٍ مَّهِينٍ ۝٢٠

elem naḫlukküm mim mâim mehîn.

Biz sizi âdi bir sudan yaratmadık mı?

Kelimeler
21

فَجَعَلْنَـٰهُ فِى قَرَارٍ مَّكِينٍ ۝٢١

fece`alnâhü fî ḳarârim mekîn.

Onu sağlam bir yerde oturttuk.

Kelimeler
22

إِلَىٰ قَدَرٍ مَّعْلُومٍ ۝٢٢

ilâ ḳaderim ma`lûm.

Belli bir süreye kadar.

Kelimeler
23

فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ ٱلْقَـٰدِرُونَ ۝٢٣

feḳadernâ. feni`me-lḳâdirûn.

Demek ki biçimlendirmişiz. Ne güzel biçimlendireniz biz.

Kelimeler
24

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ۝٢٤

veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.

O gün yalanlayanların vay haline!

Kelimeler
25

أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ كِفَاتًا ۝٢٥

elem nec`ali-l'arḍa kifâtâ.

Yeryüzünü bir tokat (toplanma yeri) yapmadık mı?

Kelimeler
26

أَحْيَآءً وَأَمْوَٰتًا ۝٢٦

aḥyâev veemvâtâ.

Gerek diriler, gerekse ölüler için.

Kelimeler
27

وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ شَـٰمِخَـٰتٍ وَأَسْقَيْنَـٰكُم مَّآءً فُرَاتًا ۝٢٧

vece`alnâ fîhâ ravâsiye şâmiḫâtiv veesḳaynâküm mâen fürâtâ.

Orada yüksek yüksek dağlar oturtup da size bir tatlı su sunmadık mı?

Kelimeler
28

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ۝٢٨

veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.

O gün yalanlayanların vay haline!

Kelimeler
29

ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ مَا كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ ۝٢٩

inṭaliḳû ilâ mâ küntüm bihî tükeẕẕibûn.

(Kıyameti yalanlayanlara şöyle denir): "Haydin gidin o yalanladığınız şeye doğru."

Kelimeler
30

ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ ظِلٍّ ذِى ثَلَـٰثِ شُعَبٍ ۝٣٠

inṭaliḳû ilâ żillin ẕî ŝelâŝi şu`ab.

"Haydi gidin o üç çatallı gölgeye (cehenneme)."

Kelimeler
31

لَّا ظَلِيلٍ وَلَا يُغْنِى مِنَ ٱللَّهَبِ ۝٣١

lâ żalîliv velâ yugnî mine-lleheb.

O, ne gölgelendirir, ne alevden korur.

Kelimeler
32

إِنَّهَا تَرْمِى بِشَرَرٍ كَٱلْقَصْرِ ۝٣٢

innehâ termî bişerarin kelḳaṣr.

O, saray gibi kıvılcımlar atar.

Kelimeler
33

كَأَنَّهُۥ جِمَـٰلَتٌ صُفْرٌ ۝٣٣

keennehû cimâlâtün ṣufr.

Sanki o kıvılcımlar, sarı sarı (erkek deve sürüleridir).

Kelimeler
34

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ۝٣٤

veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.

O gün yalanlayanların vay haline!

Kelimeler
35

هَـٰذَا يَوْمُ لَا يَنطِقُونَ ۝٣٥

hâẕâ yevmü lâ yenṭiḳûn.

Bugün, konuşamıyacakları gündür.

Kelimeler
36

وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ ۝٣٦

velâ yü'ẕenü lehüm feya`teẕirûn.

Kendilerine izin de verilmez ki, özür beyan etsinler.

Kelimeler
37

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ۝٣٧

veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.

O gün yalanlayanların vay haline!

Kelimeler
38

هَـٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ۖ جَمَعْنَـٰكُمْ وَٱلْأَوَّلِينَ ۝٣٨

hâẕâ yevmü-lfaṣl. cema`nâküm vel'evvelîn.

Bu, işte o hüküm günüdür. Sizi ve öncekileri bir araya topladık.

Kelimeler
39

فَإِن كَانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَكِيدُونِ ۝٣٩

fein kâne leküm keydün fekîdûn.

Bir hileniz varsa beni atlatın.

Kelimeler
40

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ۝٤٠

veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.

O gün yalanlayanların vay haline!

Kelimeler
41

إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى ظِلَـٰلٍ وَعُيُونٍ ۝٤١

inne-lmütteḳîne fî żilâliv ve`uyûn.

Kuşkusuz takva sahipleri gölgeler altında ve pınar başlarındadır.

Kelimeler
42

وَفَوَٰكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ ۝٤٢

vefevâkihe mimmâ yeştehûn.

Canlarının çektiğinden türlü meyveler arasındadırlar.

Kelimeler
43

كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ ۝٤٣

külû veşrabû henîem bimâ küntüm ta`melûn.

(Onlara): "Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yiyin, için" (denir).

Kelimeler
44

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ ۝٤٤

innâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.

İşte biz güzel amel işleyenleri böyle mükafatlandırırız.

Kelimeler
45

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ۝٤٥

veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.

O gün yalanlayanların vay haline!

Kelimeler
46

كُلُوا۟ وَتَمَتَّعُوا۟ قَلِيلًا إِنَّكُم مُّجْرِمُونَ ۝٤٦

külû vetemette`û ḳalîlen inneküm mücrimûn.

Yiyin, zevklenin biraz, çünkü siz suçlularsınız.

Kelimeler
47

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ۝٤٧

veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.

O gün yalanlayanların vay haline!

Kelimeler
48

وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱرْكَعُوا۟ لَا يَرْكَعُونَ ۝٤٨

veiẕâ ḳîle lehümü-rke`û lâ yerke`ûn.

Onlara: "Rüku edin" denildiği zaman etmezler.

Kelimeler
49

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ۝٤٩

veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.

Vay haline o gün yalanlayanların!

Kelimeler
50

فَبِأَىِّ حَدِيثٍۭ بَعْدَهُۥ يُؤْمِنُونَ ۝٥٠

febieyyi ḥadîŝim ba`dehû yü'minûn.

Artık bundan (Kur'an'dan) sonra hangi söze inanacaklar?

Kelimeler

Okuma ayarları

Arapça yazı boyutu
Meal
Satır altı kelime meali
Okunuş (Latin harfleriyle)
Görünüm
Öneri kutusu