30. Cüz
Nebe' Suresi النبإ
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
ٱلَّذِى هُمْ فِيهِ مُخْتَلِفُونَ ٣
elleẕî hüm fîhi muḫtelifûn.
Ki onlar onda ayrılığa düşmektedirler.
أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ مِهَـٰدًا ٦
elem nec`ali-l'arḍa mihâdâ.
Biz yeryüzünü bir beşik yapmadık mı?
وَجَعَلْنَا نَوْمَكُمْ سُبَاتًا ٩
vece`alnâ nevmeküm sübâtâ.
Uykunuzu bir dinlenme yaptık.
وَجَعَلْنَا ٱلنَّهَارَ مَعَاشًا ١١
vece`alne-nnehâra me`âşâ.
Gündüzü de bir geçim zamanı yaptık.
وَبَنَيْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعًا شِدَادًا ١٢
vebeneynâ fevḳaküm seb`an şidâdâ.
Üstünüze yedi sağlam bina (gök) çattık.
وَجَعَلْنَا سِرَاجًا وَهَّاجًا ١٣
vece`alnâ sirâcev vehhâcâ.
İçlerine ışık saçan bir kandil astık.
وَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلْمُعْصِرَٰتِ مَآءً ثَجَّاجًا ١٤
veenzelnâ mine-lmü`ṣirâti mâen ŝeccâcâ.
Yoğunlaşmış bulutlardan şarıl şarıl bir su indirdik.
لِّنُخْرِجَ بِهِۦ حَبًّا وَنَبَاتًا ١٥
linuḫrice bihî ḥabbev venebâtâ.
Onunla taneler ve otlar çıkaralım diye.
وَجَنَّـٰتٍ أَلْفَافًا ١٦
vecennâtin elfâfâ.
Ve sarmaş dolaş bağlar bahçeler (çıkaralım diye).
إِنَّ يَوْمَ ٱلْفَصْلِ كَانَ مِيقَـٰتًا ١٧
inne yevme-lfaṣli kâne mîḳâtâ.
Kuşkusuz o hüküm günü kararlaştırılmış bir vakit olmuştur.
يَوْمَ يُنفَخُ فِى ٱلصُّورِ فَتَأْتُونَ أَفْوَاجًا ١٨
yevme yünfeḫu fi-ṣṣûri fete'tûne efvâcâ.
O gün Sûr'a üflenir, bölük bölük gelirsiniz.
وَفُتِحَتِ ٱلسَّمَآءُ فَكَانَتْ أَبْوَٰبًا ١٩
vefütiḥati-ssemâü fekânet ebvâbâ.
Gök de açılmış, kapı kapı olmuştur.
وَسُيِّرَتِ ٱلْجِبَالُ فَكَانَتْ سَرَابًا ٢٠
vesüyyirati-lcibâlü fekânet serâbâ.
Dağlar yürütülmüş, serap olmuştur.
إِنَّ جَهَنَّمَ كَانَتْ مِرْصَادًا ٢١
inne cehenneme kânet mirṣâdâ.
Kuşkusuz Cehennem gözetleme yeri olmuştur.
لَّا يَذُوقُونَ فِيهَا بَرْدًا وَلَا شَرَابًا ٢٤
lâ yeẕûḳûne fîhâ berdev velâ şerâbâ.
Orada ne bir serinlik tadacaklar, ne de içecek bir şey.
إِلَّا حَمِيمًا وَغَسَّاقًا ٢٥
illâ ḥamîmev vegassâḳâ.
Ancak bir kaynar su ve irin (içecekler).
إِنَّهُمْ كَانُوا۟ لَا يَرْجُونَ حِسَابًا ٢٧
innehüm kânû lâ yercûne ḥisâbâ.
Çünkü onlar hiçbir hesap ummazlardı.
وَكَذَّبُوا۟ بِـَٔايَـٰتِنَا كِذَّابًا ٢٨
vekeẕẕebû biâyâtinâ kiẕẕâbâ.
Âyetlerimizi yalanlaya yalanlaya tam bir yalancı olmuşlardı.
وَكُلَّ شَىْءٍ أَحْصَيْنَـٰهُ كِتَـٰبًا ٢٩
vekülle şey'in aḥṣaynâhü kitâbâ.
Biz ise herşeyi sayıp bir kitaba geçirmişiz.
فَذُوقُوا۟ فَلَن نَّزِيدَكُمْ إِلَّا عَذَابًا ٣٠
feẕûḳû felen nezîdeküm illâ `aẕâbâ.
(Onlara): "Şimdi tadın (cezanızı). Artık size azabınızı artırmaktan başka bir şey yapmayacağız" (denir).
إِنَّ لِلْمُتَّقِينَ مَفَازًا ٣١
inne lilmütteḳîne mefâzâ.
Kuşkusuz takva sahipleri için bir kurtuluş var.
لَّا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا كِذَّٰبًا ٣٥
lâ yesme`ûne fîhâ lagvev velâ kiẕẕâbâ.
Orada ne boş bir söz işitirler, ne de bir yalan.
جَزَآءً مِّن رَّبِّكَ عَطَآءً حِسَابًا ٣٦
cezâem mir rabbike `aṭâen ḥisâbâ.
(Bunlar) Rabbinden yeterli bir bağış olarak (verilir).
رَّبِّ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا ٱلرَّحْمَـٰنِ ۖ لَا يَمْلِكُونَ مِنْهُ خِطَابًا ٣٧
rabbi-ssemâvâti vel'arḍi vemâ beynehüme-rraḥmâni lâ yemlikûne minhü ḫiṭâbâ.
O, göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir. Rahmân'dır. Hiç kimse ondan bir hitaba mâlik olamaz.
يَوْمَ يَقُومُ ٱلرُّوحُ وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ صَفًّا ۖ لَّا يَتَكَلَّمُونَ إِلَّا مَنْ أَذِنَ لَهُ ٱلرَّحْمَـٰنُ وَقَالَ صَوَابًا ٣٨
yevme yeḳûmü-rrûḥu velmelâiketü ṣaffâ. lâ yetekellemûne illâ men eẕine lehü-rraḥmânü veḳâle ṣavâbâ.
O gün Ruh ve melekler sıra sıra dururlar. Rahmân'ın izin verdikleri dışında hiç kimse konuşamaz. İzin verilen de doğruyu söyler.
ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمُ ٱلْحَقُّ ۖ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ مَـَٔابًا ٣٩
ẕâlike-lyevmü-lḥaḳḳ. femen şâe-tteḫaẕe ilâ rabbihî meâbâ.
İşte bu hak gündür. Artık dileyen Rabbine bir yol tutar.
إِنَّآ أَنذَرْنَـٰكُمْ عَذَابًا قَرِيبًا يَوْمَ يَنظُرُ ٱلْمَرْءُ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ وَيَقُولُ ٱلْكَافِرُ يَـٰلَيْتَنِى كُنتُ تُرَٰبًۢا ٤٠
innâ enẕernâküm `aẕâben ḳarîbâ. yevme yenżuru-lmerü mâ ḳaddemet yedâhü veyeḳûlü-lkâfiru yâ leytenî küntü türâbâ.
Biz sizi yakın bir azap ile uyardık. O gün kişi ellerinin ne takdim ettiğine bakacak ve kâfir diyecek ki: "Ah ne olaydı, ben bir toprak olaydım."
Nâziât Suresi النازعات
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
فَٱلْمُدَبِّرَٰتِ أَمْرًا ٥
felmüdebbirâti emrâ.
Derken bir iş çevirenlere kasem olsun (ki kıyamet var).
قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌ ٨
ḳulûbüy yevmeiẕiv vâcifeh.
Yürekler vardır, o gün kaygıdan hoplar.
يَقُولُونَ أَءِنَّا لَمَرْدُودُونَ فِى ٱلْحَافِرَةِ ١٠
yeḳûlûne einnâ lemerdûdûne fi-lḥâfirah.
Diyorlar ki: "Biz tekrar eski halimize mi döndürülecekmişiz?
أَءِذَا كُنَّا عِظَـٰمًا نَّخِرَةً ١١
eiẕâ künnâ `iżâmen neḫirah.
"Biz, çürümüş kemikler olduktan sonra ha?"
قَالُوا۟ تِلْكَ إِذًا كَرَّةٌ خَاسِرَةٌ ١٢
ḳâlû tilke iẕen kerratün ḫâsirah.
"Öyleyse bu çok zararlı bir dönüştür." dediler.
فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌ وَٰحِدَةٌ ١٣
feinnemâ hiye zecratüv vâḥideh.
Fakat o bir tek haykırıştır.
إِذْ نَادَىٰهُ رَبُّهُۥ بِٱلْوَادِ ٱلْمُقَدَّسِ طُوًى ١٦
iẕ nâdâhü rabbühû bilvâdi-lmüḳaddesi ṭuvâ.
Hani Rabbi ona kutsal vaadi Tuva'da seslenmişti:
ٱذْهَبْ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ ١٧
iẕheb ilâ fir`avne innehû ṭagâ.
"Haydi, demişti, git Firavun'a, çünkü o çok azdı."
فَقُلْ هَل لَّكَ إِلَىٰٓ أَن تَزَكَّىٰ ١٨
feḳul hel leke ilâ en tezekkâ.
De ki: İster misin arınasın?
وَأَهْدِيَكَ إِلَىٰ رَبِّكَ فَتَخْشَىٰ ١٩
veehdiyeke ilâ rabbike fetaḫşâ.
Seni Rabbinin yoluna ileteyim de ondan korkasın.
فَأَرَىٰهُ ٱلْـَٔايَةَ ٱلْكُبْرَىٰ ٢٠
feerâhü-l'âyete-lkübrâ.
Musa Firavun'a o büyük mucizeyi gösterdi.
فَقَالَ أَنَا۠ رَبُّكُمُ ٱلْأَعْلَىٰ ٢٤
feḳâle ene rabbükümü-l'a`lâ.
"Ben sizin en yüce Rabbinizim" dedi.
فَأَخَذَهُ ٱللَّهُ نَكَالَ ٱلْـَٔاخِرَةِ وَٱلْأُولَىٰٓ ٢٥
feeḫaẕehü-llâhü nekâle-l'âḫirati vel'ûlâ.
Allah da onu tuttu, dünya ve ahiret azabıyla yakalayıverdi.
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَعِبْرَةً لِّمَن يَخْشَىٰٓ ٢٦
inne fî ẕâlike le`ibratel limey yaḫşâ.
Kuşkusuz bunda, saygı duyacaklar için bir ibret vardır.
ءَأَنتُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمِ ٱلسَّمَآءُ ۚ بَنَىٰهَا ٢٧
eentüm eşeddü ḫalḳan emi-ssemâü. benâhâ.
Yaratılışça siz mi daha çetinsiniz, yoksa gök mü? Onu Allah bina etti.
رَفَعَ سَمْكَهَا فَسَوَّىٰهَا ٢٨
rafe`a semkehâ fesevvâhâ.
Tavanını yükseltti, onu bir düzene koydu.
وَأَغْطَشَ لَيْلَهَا وَأَخْرَجَ ضُحَىٰهَا ٢٩
veagṭaşe leylehâ veaḫrace ḍuḥâhâ.
Gecesini kararttı, kuşluğunu çıkardı.
وَٱلْأَرْضَ بَعْدَ ذَٰلِكَ دَحَىٰهَآ ٣٠
vel'arḍa ba`de ẕâlike deḥâhâ.
Bundan sonra da yeryüzünü döşedi.
أَخْرَجَ مِنْهَا مَآءَهَا وَمَرْعَىٰهَا ٣١
aḫrace minhâ mâehâ vemer`âhâ.
Ondan suyunu ve otlağını çıkardı.
مَتَـٰعًا لَّكُمْ وَلِأَنْعَـٰمِكُمْ ٣٣
metâ`al leküm velien`âmiküm.
Sizin ve hayvanlarınızın geçimi için.
فَإِذَا جَآءَتِ ٱلطَّآمَّةُ ٱلْكُبْرَىٰ ٣٤
feiẕâ câeti-ṭṭâmmetü-lkübrâ.
Fakat o her şeyi bastıran büyük felaket geldiği vakit,
يَوْمَ يَتَذَكَّرُ ٱلْإِنسَـٰنُ مَا سَعَىٰ ٣٥
yevme yeteẕekkeru-l'insânü mâ se`â.
O, insanın neyin peşinde koştuğunu anladığı gün,
وَبُرِّزَتِ ٱلْجَحِيمُ لِمَن يَرَىٰ ٣٦
vebürrizeti-lceḥîmü limey yerâ.
Gören kimseler için cehennem hortlatıldığı vakit,
وَءَاثَرَ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا ٣٨
veâŝera-lḥayâte-ddünyâ.
Ve dünya hayatını tercih etmişse,
فَإِنَّ ٱلْجَحِيمَ هِىَ ٱلْمَأْوَىٰ ٣٩
feinne-lceḥîme hiye-lme'vâ.
Kuşkusuz onun varacağı yer cehennemdir.
وَأَمَّا مَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِۦ وَنَهَى ٱلنَّفْسَ عَنِ ٱلْهَوَىٰ ٤٠
veemmâ men ḫâfe meḳâme rabbihî venehe-nnefse `ani-lhevâ.
Kim de Rabbinin divanında durmaktan korkmuş, nefsini boş heveslerden menetmiş ise,
فَإِنَّ ٱلْجَنَّةَ هِىَ ٱلْمَأْوَىٰ ٤١
feinne-lcennete hiye-lme'vâ.
Kuşkusuz onun varacağı yer cennettir.
يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلسَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسَىٰهَا ٤٢
yes'elûneke `ani-ssâ`ati eyyâne mürsâhâ.
Sana o kıyameti soruyorlar, ne zaman kopacak diye.
إِنَّمَآ أَنتَ مُنذِرُ مَن يَخْشَىٰهَا ٤٥
innemâ ente münẕiru mey yaḫşâhâ.
Sen ancak ondan korkacak olanları uyarıcısın.
كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَهَا لَمْ يَلْبَثُوٓا۟ إِلَّا عَشِيَّةً أَوْ ضُحَىٰهَا ٤٦
keennehüm yevme yeravnehâ lem yelbeŝû illâ `aşiyyeten ev ḍuḥâhâ.
Onlar o kıyameti görecekleri gün sanki dünyada bir akşam veya kuşluğundan başka durmamışa dönecekler.
Abese Suresi عبس
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّهُۥ يَزَّكَّىٰٓ ٣
vemâ yüdrîke le`allehû yezzekkâ.
Ne bilirsin, belki o temizlenecek?
أَوْ يَذَّكَّرُ فَتَنفَعَهُ ٱلذِّكْرَىٰٓ ٤
ev yeẕẕekkeru fetenfe`ahü-ẕẕikrâ.
Veya öğüt belleyecek de öğüt ona fayda verecek.
وَمَا عَلَيْكَ أَلَّا يَزَّكَّىٰ ٧
vemâ `aleyke ellâ yezzekkâ.
Onun temizlenmemesinden sana ne?
كَلَّآ إِنَّهَا تَذْكِرَةٌ ١١
kellâ innehâ teẕkirah.
Hayır hayır, sakın. Çünkü o Kur'ân bir öğüttür.
قُتِلَ ٱلْإِنسَـٰنُ مَآ أَكْفَرَهُۥ ١٧
ḳutile-l'insânü mâ ekferah.
O kahrolası insan, ne nankör şey.
مِنْ أَىِّ شَىْءٍ خَلَقَهُۥ ١٨
min eyyi şey'in ḫaleḳah.
O yaratan onu hangi şeyden yarattı?
مِن نُّطْفَةٍ خَلَقَهُۥ فَقَدَّرَهُۥ ١٩
min nuṭfeh. ḫaleḳahû feḳadderah.
Bir damla sudan, onu yarattı da biçime koydu.
ثُمَّ أَمَاتَهُۥ فَأَقْبَرَهُۥ ٢١
ŝümme emâtehû feaḳberah.
Sonra onu öldürdü de kabre koydurdu.
ثُمَّ إِذَا شَآءَ أَنشَرَهُۥ ٢٢
ŝümme iẕâ şâe enşerah.
Sonra dilediği vakit onu tekrar diriltir.
كَلَّا لَمَّا يَقْضِ مَآ أَمَرَهُۥ ٢٣
kellâ lemmâ yaḳḍi mâ emerah.
Hayır hayır, doğrusu o, hiç Allah'ın emrini tam yerine getirmedi,
فَلْيَنظُرِ ٱلْإِنسَـٰنُ إِلَىٰ طَعَامِهِۦٓ ٢٤
felyenżuri-l'insânü ilâ ṭa`âmih.
Bir de o insan yiyeceğine baksın.
ثُمَّ شَقَقْنَا ٱلْأَرْضَ شَقًّا ٢٦
ŝümme şaḳaḳne-l'arḍa şeḳḳâ.
Sonra toprağı nasıl da yardık.
مَّتَـٰعًا لَّكُمْ وَلِأَنْعَـٰمِكُمْ ٣٢
metâ`al leküm velien`âmiküm.
Siz ve hayvanlarınız faydalansın diye.
فَإِذَا جَآءَتِ ٱلصَّآخَّةُ ٣٣
feiẕâ câeti-ṣṣâḫḫah.
Kulakları sağır eden o gürültü geldiğinde,
يَوْمَ يَفِرُّ ٱلْمَرْءُ مِنْ أَخِيهِ ٣٤
yevme yefirru-lmerü min eḫîh.
O gün kişi kaçar, kardeşinden...
لِكُلِّ ٱمْرِئٍ مِّنْهُمْ يَوْمَئِذٍ شَأْنٌ يُغْنِيهِ ٣٧
likülli-mriim minhüm yevmeiẕin şe'nüy yugnîh.
Onlardan her birinin o gün başından aşan işi vardır.
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ مُّسْفِرَةٌ ٣٨
vucûhüy yevmeiẕim müsfirah.
Yüzler var ki, o gün parıl parıl,
وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ عَلَيْهَا غَبَرَةٌ ٤٠
vevucûhüy yevmeiẕin `aleyhâ gaberah.
Yüzler de var ki, o gün tozlanmış,
أُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْكَفَرَةُ ٱلْفَجَرَةُ ٤٢
ülâike hümü-lkeferatü-lfecerah.
İşte onlardır kâfirler, haktan sapanlar.
Tekvîr Suresi التكوير
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَإِذَا ٱلْوُحُوشُ حُشِرَتْ ٥
veiẕe-lvuḥûşü ḥuşirat.
Vahşi hayvanlar bir araya toplandığında,
وَإِذَا ٱلْبِحَارُ سُجِّرَتْ ٦
veiẕe-lbiḥâru süccirat.
Denizler ateşlendiğinde (suları çekilip, volkanlar halinde ateş püskürdüğünde),
وَإِذَا ٱلنُّفُوسُ زُوِّجَتْ ٧
veiẕe-nnüfûsü züvvicet.
Nefisler eşleştirildiğinde (iyiler iyilerle, kötüler kötülerle bir araya toplandığında),
وَإِذَا ٱلْمَوْءُۥدَةُ سُئِلَتْ ٨
veiẕe-lmev'ûdetü süilet.
Diri diri toprağa gömülen kıza sorulduğunda,
عَلِمَتْ نَفْسٌ مَّآ أَحْضَرَتْ ١٤
`alimet nefsüm mâ aḥḍarat.
Herkes ne getirmiş olduğunu anlar.
فَلَآ أُقْسِمُ بِٱلْخُنَّسِ ١٥
felâ uḳsimü bilḫunnes.
Şimdi yemin ederim o sinenlere (gündüzleri gözden kaybolan yıldızlara),
وَٱلصُّبْحِ إِذَا تَنَفَّسَ ١٨
veṣṣubḥi iẕâ teneffes.
Nefeslendiği (ağardığı) an sabaha ki,
إِنَّهُۥ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ ١٩
innehû leḳavlü rasûlin kerîm.
Kuşkusuz o Kur'an, değerli bir elçinin sözüdür.
ذِى قُوَّةٍ عِندَ ذِى ٱلْعَرْشِ مَكِينٍ ٢٠
ẕî ḳuvvetin `inde ẕi-l`arşi mekîn.
O elçi güçlüdür, Arş'ın sahibinin yanında çok itibarlıdır.
وَمَا صَاحِبُكُم بِمَجْنُونٍ ٢٢
vemâ ṣâḥibüküm bimecnûn.
Arkadaşınızı cin çarpmış değildir.
وَلَقَدْ رَءَاهُ بِٱلْأُفُقِ ٱلْمُبِينِ ٢٣
veleḳad raâhü bil'üfüḳi-lmübîn.
Andolsun o, Cebrail'i açık ufukta gördü.
وَمَا هُوَ عَلَى ٱلْغَيْبِ بِضَنِينٍ ٢٤
vemâ hüve `ale-lgaybi biḍanîn.
O, gayb hakkında cimri de değildir.
وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَيْطَـٰنٍ رَّجِيمٍ ٢٥
vemâ hüve biḳavli şeyṭânir racîm.
O, kovulmuş bir şeytanın sözü değildir.
إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِّلْعَـٰلَمِينَ ٢٧
in hüve illâ ẕikrul lil`âlemîn.
O, âlemler için öğütten başka bir şey değildir,
لِمَن شَآءَ مِنكُمْ أَن يَسْتَقِيمَ ٢٨
limen şâe minküm ey yesteḳîm.
İçinizden doğru gitmek isteyenler için.
وَمَا تَشَآءُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ رَبُّ ٱلْعَـٰلَمِينَ ٢٩
vemâ teşâûne illâ ey yeşâe-llâhü rabbü-l`âlemîn.
Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemeyince, siz dileyemezsiniz.
İnfitâr Suresi الإنفطار
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَإِذَا ٱلْقُبُورُ بُعْثِرَتْ ٤
veiẕe-lḳubûru bü`ŝirat.
Kabirlerin içi dışına getirildiği vakit,
عَلِمَتْ نَفْسٌ مَّا قَدَّمَتْ وَأَخَّرَتْ ٥
`alimet nefsüm mâ ḳaddemet veeḫḫarat.
Herkes neyi önünden gönderdiğini ve neyi geri bıraktığını bilir.
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلْإِنسَـٰنُ مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ ٱلْكَرِيمِ ٦
yâ eyyühe-l'insânü mâ garrake birabbike-lkerîm.
Ey insan! İhsanı bol Rabb'ine karşı seni aldatan nedir?
ٱلَّذِى خَلَقَكَ فَسَوَّىٰكَ فَعَدَلَكَ ٧
elleẕî ḫaleḳake fesevvâke fe`adelek.
O Allah ki seni yarattı, seni düzgün yapılı kılıp ölçülü bir biçim verdi.
فِىٓ أَىِّ صُورَةٍ مَّا شَآءَ رَكَّبَكَ ٨
fî eyyi ṣûratim mâ şâe rakkebek.
Seni dilediği her hangi bir şekilde parçalardan oluşturdu.
كَلَّا بَلْ تُكَذِّبُونَ بِٱلدِّينِ ٩
kellâ bel tükeẕẕibûne biddîn.
Hayır hayır, siz cezayı yalanlıyorsunuz.
وَإِنَّ عَلَيْكُمْ لَحَـٰفِظِينَ ١٠
veinne `aleyküm leḥâfiżîn.
Oysa üzerinizde koruyucular var.
يَعْلَمُونَ مَا تَفْعَلُونَ ١٢
ya`lemûne mâ tef`alûn.
Onlar, siz her ne yaparsanız bilirler
إِنَّ ٱلْأَبْرَارَ لَفِى نَعِيمٍ ١٣
inne-l'ebrâra lefî ne`îm.
Kuşkusuz iyiler nimet içindedirler.
وَإِنَّ ٱلْفُجَّارَ لَفِى جَحِيمٍ ١٤
veinne-lfüccâra lefî ceḥîm.
Kötüler de cehennemdedirler.
وَمَا هُمْ عَنْهَا بِغَآئِبِينَ ١٦
vemâ hüm `anhâ bigâibîn.
Onlar o cehennemin gözünden kaçamazlar.
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا يَوْمُ ٱلدِّينِ ١٧
vemâ edrâke mâ yevmü-ddîn.
Ceza gününün ne olduğunu sen bilir misin?
ثُمَّ مَآ أَدْرَىٰكَ مَا يَوْمُ ٱلدِّينِ ١٨
ŝümme mâ edrâke mâ yevmü-ddîn.
Evet, bilir misin nedir acaba o ceza günü?
يَوْمَ لَا تَمْلِكُ نَفْسٌ لِّنَفْسٍ شَيْـًٔا ۖ وَٱلْأَمْرُ يَوْمَئِذٍ لِّلَّهِ ١٩
yevme lâ temlikü nefsül linefsin şey'â. vel'emru yevmeiẕil lillâh.
O gün, hiç kimsenin başkası için hiçbir şeye sahip olamadığı gündür. O gün buyruk yalnız Allah'ındır.
Mutaffifîn Suresi المطففين
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
ٱلَّذِينَ إِذَا ٱكْتَالُوا۟ عَلَى ٱلنَّاسِ يَسْتَوْفُونَ ٢
elleẕîne iẕe-ktâlû `ale-nnâsi yestevfûn.
Onlar insanlardan kendilerine bir şey aldıkları zaman tam ölçerler.
وَإِذَا كَالُوهُمْ أَو وَّزَنُوهُمْ يُخْسِرُونَ ٣
veiẕâ kâlûhüm ev vezenûhüm yuḫsirûn.
Kendileri başkalarına bir şey ölçtükleri veya tarttıkları zaman eksik ölçer ve tartarlar.
أَلَا يَظُنُّ أُو۟لَـٰٓئِكَ أَنَّهُم مَّبْعُوثُونَ ٤
elâ yeżunnü ülâike ennehüm meb`ûŝûn.
Onlar tekrar diriltileceklerini zannetmiyorlar mı?
يَوْمَ يَقُومُ ٱلنَّاسُ لِرَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ ٦
yevme yeḳûmü-nnâsü lirabbi-l`âlemîn.
Öyle bir gün ki, insanlar o gün Rabblerinin huzurunda divan duracaklar.
كَلَّآ إِنَّ كِتَـٰبَ ٱلْفُجَّارِ لَفِى سِجِّينٍ ٧
kellâ inne kitâbe-lfüccâri lefî siccîn.
Hayır hayır, kötülerin yazısı muhakkak Siccin'dedir.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ١٠
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
Vay haline yalanlayanların o gün!
ٱلَّذِينَ يُكَذِّبُونَ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ ١١
elleẕîne yükeẕẕibûne biyevmi-ddîn.
Onlar ceza gününü yalanlayanlardır.
وَمَا يُكَذِّبُ بِهِۦٓ إِلَّا كُلُّ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ ١٢
vemâ yükeẕẕibü bihî illâ küllü mü`tedin eŝîm.
Onu ancak sınırı aşan ve günaha düşkün olanlar yalanlar.
إِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِ ءَايَـٰتُنَا قَالَ أَسَـٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ ١٣
iẕâ tütlâ `aleyhi âyâtünâ ḳâle esâṭîru-l'evvelîn.
Ona âyetlerimiz okunduğu zaman, "eskilerin masalları" der.
كَلَّا ۖ بَلْ ۜ رَانَ عَلَىٰ قُلُوبِهِم مَّا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ ١٤
kellâ bel râne `alâ ḳulûbihim mâ kânû yeksibûn.
Hayır hayır, öyle değil. Aksine onların kazandığı günahlar kalplerinin üzerine pas olmuştur.
كَلَّآ إِنَّهُمْ عَن رَّبِّهِمْ يَوْمَئِذٍ لَّمَحْجُوبُونَ ١٥
kellâ innehüm `ar rabbihim yevmeiẕil lemaḥcûbûn.
Hayır hayır, doğrusu onlar o gün Rablerini görmekten mahrumdurlar.
ثُمَّ إِنَّهُمْ لَصَالُوا۟ ٱلْجَحِيمِ ١٦
ŝümme innehüm leṣâlü-lceḥîm.
Sonra onlar muhakkak cehenneme girecekler.
ثُمَّ يُقَالُ هَـٰذَا ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ ١٧
ŝümme yüḳâlü hâẕe-lleẕî küntüm bihî tükeẕẕibûn.
Sonra da onlara: "İşte bu, yalanlayıp durduğunuz şeydir" denilecek.
كَلَّآ إِنَّ كِتَـٰبَ ٱلْأَبْرَارِ لَفِى عِلِّيِّينَ ١٨
kellâ inne kitâbe-l'ebrâri lefî `illiyyîn.
Hayır hayır, iyilerin yazısı muhakkak Illiyyîn'dedir.
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا عِلِّيُّونَ ١٩
vemâ edrâke mâ `illiyyûn.
Bildin mi sen, Illiyyîn nedir?
يَشْهَدُهُ ٱلْمُقَرَّبُونَ ٢١
yeşhedühü-lmüḳarrabûn.
Allah'a yaklaştırılmış melekler ona tanık olurlar.
إِنَّ ٱلْأَبْرَارَ لَفِى نَعِيمٍ ٢٢
inne-l'ebrâra lefî ne`îm.
Haberiniz olsun ki, iyiler nimet içindedir.
عَلَى ٱلْأَرَآئِكِ يَنظُرُونَ ٢٣
`ale-l'erâiki yenżurûn.
Tahtlar üzerinde etrafa bakarlar.
تَعْرِفُ فِى وُجُوهِهِمْ نَضْرَةَ ٱلنَّعِيمِ ٢٤
ta`rifü fî vucûhihim naḍrate-nne`îm.
Yüzlerinde nimet ve mutluluğun sevincini görürsün.
يُسْقَوْنَ مِن رَّحِيقٍ مَّخْتُومٍ ٢٥
yüsḳavne mir raḥîḳim maḫtûm.
Onlara damgalı saf bir içki sunulur.
خِتَـٰمُهُۥ مِسْكٌ ۚ وَفِى ذَٰلِكَ فَلْيَتَنَافَسِ ٱلْمُتَنَـٰفِسُونَ ٢٦
ḫitâmühû misk. vefî ẕâlike felyetenâfesi-lmütenâfisûn.
Onun sonu misktir. İşte ona imrensin artık imrenenler.
وَمِزَاجُهُۥ مِن تَسْنِيمٍ ٢٧
vemizâcühû min tesnîm.
Karışımı Tesnim'dendir (En üstün cennet şarabındandır).
عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا ٱلْمُقَرَّبُونَ ٢٨
`ayney yeşrabü bihe-lmüḳarrabûn.
Allah'a yakın olanların içecekleri bir kaynaktır o.
إِنَّ ٱلَّذِينَ أَجْرَمُوا۟ كَانُوا۟ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ يَضْحَكُونَ ٢٩
inne-lleẕîne ecramû kânû mine-lleẕîne âmenû yaḍḥakûn.
Doğrusu o suç işleyenler inananlara gülüyorlardı.
وَإِذَا مَرُّوا۟ بِهِمْ يَتَغَامَزُونَ ٣٠
veiẕâ merrû bihim yetegâmezûn.
Onlara uğradıkları vakit birbirlerine göz kırpıyorlardı.
وَإِذَا ٱنقَلَبُوٓا۟ إِلَىٰٓ أَهْلِهِمُ ٱنقَلَبُوا۟ فَكِهِينَ ٣١
veiẕe-nḳalebû ilâ ehlihimü-nḳalebû fekihîn.
Evlerine döndükleri zaman zevklenerek dönüyorlardı.
وَإِذَا رَأَوْهُمْ قَالُوٓا۟ إِنَّ هَـٰٓؤُلَآءِ لَضَآلُّونَ ٣٢
veiẕâ raevhüm ḳâlû inne hâülâi leḍâllûn.
Müminleri gördükleri vakit; "işte bunlar sapıklar" diyorlardı.
وَمَآ أُرْسِلُوا۟ عَلَيْهِمْ حَـٰفِظِينَ ٣٣
vemâ ürsilû `aleyhim ḥâfiżîn.
Oysa onlar müminler üzerine bekçi olarak gönderilmemişlerdi.
فَٱلْيَوْمَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مِنَ ٱلْكُفَّارِ يَضْحَكُونَ ٣٤
felyevme-lleẕîne âmenû mine-lküffâri yaḍḥakûn.
İşte bugün de inananlar kâfirlere gülecek.
عَلَى ٱلْأَرَآئِكِ يَنظُرُونَ ٣٥
`ale-l'erâiki yenżurûn.
Koltuklar üzerinde etrafa bakacaklar.
هَلْ ثُوِّبَ ٱلْكُفَّارُ مَا كَانُوا۟ يَفْعَلُونَ ٣٦
hel ŝüvvibe-lküffâru mâ kânû yef`alûn.
Nasıl, kâfirler yaptıklarının cezasını buldular mı?
İnşikâk Suresi الإنشقاق
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَأَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْ ٢
veeẕinet lirabbihâ veḥuḳḳat.
Rabbini dinleyip kendisine yaraşır şekilde boyun eğdiği vakit,
وَأَلْقَتْ مَا فِيهَا وَتَخَلَّتْ ٤
veelḳat mâ fîhâ veteḫallet.
İçinde ne varsa attığı ve tamamen boşaldığı
وَأَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْ ٥
veeẕinet lirabbihâ veḥuḳḳat.
Ve Rabbini dinleyip kendisine yaraşır şekilde boyun eğdiği vakit,
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلْإِنسَـٰنُ إِنَّكَ كَادِحٌ إِلَىٰ رَبِّكَ كَدْحًا فَمُلَـٰقِيهِ ٦
yâ eyyühe-l'insânü inneke kâdiḥun ilâ rabbike kedḥan femülâḳîh.
Ey insan! Kuşkusuz sen Rabbine doğru çaba üstüne çaba sarfetmektesin, nihayet O'na varacaksın.
فَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَـٰبَهُۥ بِيَمِينِهِۦ ٧
feemmâ men ûtiye kitâbehû biyemînih.
O vakit kitabı sağ eline verilen,
فَسَوْفَ يُحَاسَبُ حِسَابًا يَسِيرًا ٨
fesevfe yüḥâsebü ḥisâbey yesîrâ.
Kolay bir hesapla hesaba çekilecek,
وَيَنقَلِبُ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦ مَسْرُورًا ٩
veyenḳalibü ilâ ehlihî mesrûrâ.
Ve sevinçli olarak ailesine dönecektir.
وَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَـٰبَهُۥ وَرَآءَ ظَهْرِهِۦ ١٠
veemmâ men ûtiye kitâbehû verâe żahrih.
Ama kitabı arkasından verilen,
إِنَّهُۥ كَانَ فِىٓ أَهْلِهِۦ مَسْرُورًا ١٣
innehû kâne fî ehlihî mesrûrâ.
Çünkü o ailesi içinde sevinçli idi.
إِنَّهُۥ ظَنَّ أَن لَّن يَحُورَ ١٤
innehû żanne el ley yeḥûr.
Hiç Rabbine dönmeyeceğini sanmıştı.
بَلَىٰٓ إِنَّ رَبَّهُۥ كَانَ بِهِۦ بَصِيرًا ١٥
belâ. inne rabbehû kâne bihî beṣîrâ.
Hayır Rabbi onu görmekte idi.
لَتَرْكَبُنَّ طَبَقًا عَن طَبَقٍ ١٩
leterkebünne ṭabeḳan `an ṭabaḳ.
Ki, siz elbette halden hale geçeceksiniz.
فَمَا لَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ ٢٠
femâ lehüm lâ yü'minûn.
Böyleyken onlar neden acaba iman etmezler?
وَإِذَا قُرِئَ عَلَيْهِمُ ٱلْقُرْءَانُ لَا يَسْجُدُونَ ۩ ٢١ ۩
veiẕâ ḳurie `aleyhimü-lḳur'ânü lâ yescüdûn.
Karşılarında Kur'ân okunduğu vakit secde etmezler?
بَلِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ يُكَذِّبُونَ ٢٢
beli-lleẕîne keferû yükeẕẕibûn.
Aksine o nankörler yalanlıyorlar.
وَٱللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا يُوعُونَ ٢٣
vellâhü a`lemü bimâ yû`ûn.
Oysa Allah içlerinde sakladıklarını biliyor.
فَبَشِّرْهُم بِعَذَابٍ أَلِيمٍ ٢٤
febeşşirhüm bi`aẕâbin elîm.
Onun için onlara elem verici bir azabı müjdele.
إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ لَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍۭ ٢٥
ille-lleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti lehüm ecrun gayru memnûn.
Ancak iman edip iyi ameller işleyenler başkadır. Onlara tükenmez bir ecir vardır.
Bürûc Suresi البروج
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَهُمْ عَلَىٰ مَا يَفْعَلُونَ بِٱلْمُؤْمِنِينَ شُهُودٌ ٧
vehüm `alâ mâ yef`alûne bilmü'minîne şühûd.
Müminlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
وَمَا نَقَمُوا۟ مِنْهُمْ إِلَّآ أَن يُؤْمِنُوا۟ بِٱللَّهِ ٱلْعَزِيزِ ٱلْحَمِيدِ ٨
vemâ neḳamû minhüm illâ ey yü'minû billâhi-l`azîzi-lḥamîd.
Müminlere kızmalarının sebebi de, onların yalnız çok güçlü ve övgüye lâyık olan Allah'a iman etmeleri idi.
ٱلَّذِى لَهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۚ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ شَهِيدٌ ٩
elleẕî lehû mülkü-ssemâvâti vel'arḍ. vellâhü `alâ külli şey'in şehîd.
O Allah ki, göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur ve Allah her şeye şahittir.
إِنَّ ٱلَّذِينَ فَتَنُوا۟ ٱلْمُؤْمِنِينَ وَٱلْمُؤْمِنَـٰتِ ثُمَّ لَمْ يَتُوبُوا۟ فَلَهُمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَلَهُمْ عَذَابُ ٱلْحَرِيقِ ١٠
inne-lleẕîne fetenü-lmü'minîne velmü'minâti ŝümme lem yetûbû felehüm `aẕâbü cehenneme velehüm `aẕâbü-lḥarîḳ.
İnanan erkek ve kadınlara işkence yapıp sonra da tevbe etmeyenlere cehennem azabı ve yangın azabı vardır.
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ لَهُمْ جَنَّـٰتٌ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَـٰرُ ۚ ذَٰلِكَ ٱلْفَوْزُ ٱلْكَبِيرُ ١١
inne-lleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti lehüm cennâtün tecrî min taḥtihe-l'enhâr. ẕâlike-lfevzü-lkebîr.
İnanan ve iyi amel yapanlar için de altından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş odur.
إِنَّ بَطْشَ رَبِّكَ لَشَدِيدٌ ١٢
inne baṭşe rabbike leşedîd.
Kuşkusuz Rabbinin yakalaması serttir.
إِنَّهُۥ هُوَ يُبْدِئُ وَيُعِيدُ ١٣
innehû hüve yübdiü veyü`îd.
Yoktan o yaratır ve tekrar o diriltir.
وَهُوَ ٱلْغَفُورُ ٱلْوَدُودُ ١٤
vehüve-lgafûru-lvedûd.
Bununla beraber çok bağışlayandır, çok sevendir.
هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ٱلْجُنُودِ ١٧
hel etâke ḥadîŝü-lcünûd.
O orduların kıssası sana geldi mi?
بَلِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فِى تَكْذِيبٍ ١٩
beli-lleẕîne keferû fî tekẕîb.
Fakat o inkarcılar hâlâ bir yalanlama içinde.
وَٱللَّهُ مِن وَرَآئِهِم مُّحِيطٌۢ ٢٠
vellâhü miv verâihim müḥîṭ.
Oysa Allah onları arkalarından kuşatmıştır.
Târık Suresi الطارق
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
إِن كُلُّ نَفْسٍ لَّمَّا عَلَيْهَا حَافِظٌ ٤
in küllü nefsil lemmâ `aleyhâ ḥâfiż.
Hiçbir nefis yoktur ki başında bir denetleyici bulunmasın.
فَلْيَنظُرِ ٱلْإِنسَـٰنُ مِمَّ خُلِقَ ٥
felyenżuri-l'insânü mimme ḫuliḳ.
Onun için insan neden yaratıldığına bir baksın.
يَخْرُجُ مِنۢ بَيْنِ ٱلصُّلْبِ وَٱلتَّرَآئِبِ ٧
yaḫrucü mim beyni-ṣṣulbi vetterâib.
O su, erkeğin sulbü ile kadının göğüs kemikleri arasından çıkar.
إِنَّهُۥ عَلَىٰ رَجْعِهِۦ لَقَادِرٌ ٨
innehû `alâ rac`ihî leḳâdir.
Elbette Allah'ın onu döndürmeye gücü yeter.
يَوْمَ تُبْلَى ٱلسَّرَآئِرُ ٩
yevme tüble-sserâir.
O gün bütün sırlar yoklanıp, meydana çıkarılır.
فَمَا لَهُۥ مِن قُوَّةٍ وَلَا نَاصِرٍ ١٠
femâ lehû min ḳuvvetiv velâ nâṣir.
İnsanın o gün ne bir gücü vardır, ne de bir yardımcısı.
إِنَّهُمْ يَكِيدُونَ كَيْدًا ١٥
innehüm yekîdûne keydâ.
Haberin olsun ki, kâfirler hep hile kuruyorlar.
فَمَهِّلِ ٱلْكَـٰفِرِينَ أَمْهِلْهُمْ رُوَيْدًۢا ١٧
femehhili-lkâfirîne emhilhüm ruveydâ.
Onun için sen kâfirlere mühlet ver, onlara az bir zaman tanı.
A'lâ Suresi الأعلى
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
سَبِّحِ ٱسْمَ رَبِّكَ ٱلْأَعْلَى ١
sebbiḥi-sme rabbike-l'a`lâ.
Rabbinin yüce adını tesbih et.
فَجَعَلَهُۥ غُثَآءً أَحْوَىٰ ٥
fece`alehû guŝâen aḥvâ.
Sonra da onu karamsı bir sel köpüğü haline getiren O'dur.
سَنُقْرِئُكَ فَلَا تَنسَىٰٓ ٦
senuḳriüke felâ tensâ.
Bundan böyle sana Kur'ân'ı okutacağız da unutmayacaksın.
إِلَّا مَا شَآءَ ٱللَّهُ ۚ إِنَّهُۥ يَعْلَمُ ٱلْجَهْرَ وَمَا يَخْفَىٰ ٧
illâ mâ şâe-llâh. innehû ya`lemü-lcehra vemâ yaḫfâ.
Yalnız Allah'ın dilediği başkadır. Çünkü o açığı da bilir, gizliyi de.
وَنُيَسِّرُكَ لِلْيُسْرَىٰ ٨
venüyessiruke lilyüsrâ.
Seni en kolay yola muvaffak kılacağız.
فَذَكِّرْ إِن نَّفَعَتِ ٱلذِّكْرَىٰ ٩
feẕekkir in nefe`ati-ẕẕikrâ.
Onun için öğüt ver, eğer öğüt fayda verirse.
وَيَتَجَنَّبُهَا ٱلْأَشْقَى ١١
veyetecennebühe-l'eşḳâ.
Pek bedbaht olan da ondan kaçınacaktır.
ٱلَّذِى يَصْلَى ٱلنَّارَ ٱلْكُبْرَىٰ ١٢
elleẕî yaṣle-nnâra-lkübrâ.
O ki, en büyük ateşe girecektir.
ثُمَّ لَا يَمُوتُ فِيهَا وَلَا يَحْيَىٰ ١٣
ŝümme lâ yemûtü fîhâ velâ yaḥyâ.
Sonra ne ölecek onda, ne de hayat bulacaktır.
قَدْ أَفْلَحَ مَن تَزَكَّىٰ ١٤
ḳad efleḥa men tezekkâ.
Doğrusu felah buldu (günahtan) temizlenen.
وَذَكَرَ ٱسْمَ رَبِّهِۦ فَصَلَّىٰ ١٥
veẕekera-sme rabbihî feṣallâ.
Rabbinin adını anıp namaz kılan.
بَلْ تُؤْثِرُونَ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا ١٦
bel tü'ŝirûne-lḥayâte-ddünyâ.
Fakat siz dünya hayatını tercih ediyorsunuz.
وَٱلْـَٔاخِرَةُ خَيْرٌ وَأَبْقَىٰٓ ١٧
vel'âḫiratü ḫayruv veebḳâ.
Oysa ahiret daha hayırlı ve daha kalıcıdır.
إِنَّ هَـٰذَا لَفِى ٱلصُّحُفِ ٱلْأُولَىٰ ١٨
inne hâẕâ lefi-ṣṣuḥufi-l'ûlâ.
Kuşkusuz bu ilk sahifelerde vardır,
صُحُفِ إِبْرَٰهِيمَ وَمُوسَىٰ ١٩
ṣuḥufi ibrâhîme vemûsâ.
İbrahim ve Musa'nın sahifelerinde.
Ğâşiye Suresi الغاشية
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ٱلْغَـٰشِيَةِ ١
hel etâke ḥadîŝü-lgâşiyeh.
O her şeyi kuşatacak olan Kıyamet'in haberi sana geldi mi?
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ خَـٰشِعَةٌ ٢
vucûhüy yevmeiẕin ḫâşi`ah.
Yüzler var ki, o gün eğilmiş, zillete düşmüştür.
تُسْقَىٰ مِنْ عَيْنٍ ءَانِيَةٍ ٥
tüsḳâ min `aynin âniyeh.
Onlara kızgın bir kaynaktan su verilir.
لَّيْسَ لَهُمْ طَعَامٌ إِلَّا مِن ضَرِيعٍ ٦
leyse lehüm ṭa`âmün illâ min ḍarî`.
Onlar için kuru bir dikenden başka yiyecek de yoktur.
لَّا يُسْمِنُ وَلَا يُغْنِى مِن جُوعٍ ٧
lâ yüsminü velâ yugnî min cû`.
O da ne besler, ne de açlığı giderir.
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَّاعِمَةٌ ٨
vucûhüy yevmeiẕin nâ`imeh.
Yüzler de var ki, o gün nimetle mutludur.
أَفَلَا يَنظُرُونَ إِلَى ٱلْإِبِلِ كَيْفَ خُلِقَتْ ١٧
efelâ yenżurûne ile-l'ibili keyfe ḫuliḳat.
Bakmıyorlar mı o develere, nasıl yaratılmış?
وَإِلَى ٱلسَّمَآءِ كَيْفَ رُفِعَتْ ١٨
veile-ssemâi keyfe rufi`at.
Göğe bakmıyorlar mı, nasıl yükseltilmiş?
وَإِلَى ٱلْجِبَالِ كَيْفَ نُصِبَتْ ١٩
veile-lcibâli keyfe nüṣibet.
Bakmıyorlar mı dağlara, nasıl dikilmiş?
وَإِلَى ٱلْأَرْضِ كَيْفَ سُطِحَتْ ٢٠
veile-l'arḍi keyfe süṭiḥat.
Yere bakmıyorlar mı, nasıl yayılmış?
فَذَكِّرْ إِنَّمَآ أَنتَ مُذَكِّرٌ ٢١
feẕekkir innemâ ente müẕekkir.
Haydi öğüt ver; sen şimdi sırf bir öğütçüsün.
لَّسْتَ عَلَيْهِم بِمُصَيْطِرٍ ٢٢
leste `aleyhim bimüṣayṭir.
Onların üzerinde bir zorba değilsin.
إِلَّا مَن تَوَلَّىٰ وَكَفَرَ ٢٣
illâ men tevellâ vekefera.
Ancak kim yüz çevirir ve kâfir olursa,
فَيُعَذِّبُهُ ٱللَّهُ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَكْبَرَ ٢٤
feyü`aẕẕibühü-llâhü-l`aẕâbe-l'ekber.
Allah ona en büyük azap ile azap edecek.
إِنَّ إِلَيْنَآ إِيَابَهُمْ ٢٥
inne ileynâ iyâbehüm.
Kuşkusuz onlar döne dolaşa bize gelecekler.
ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا حِسَابَهُم ٢٦
ŝümme inne `aleynâ ḥisâbehüm.
Sonra da bize hesap verecekler.
Fecr Suresi الفجر
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
هَلْ فِى ذَٰلِكَ قَسَمٌ لِّذِى حِجْرٍ ٥
hel fî ẕâlike ḳasemül liẕî ḥicr.
Nasıl, bunlarda bir akıl sahibi için yemin var değil mi?
أَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِعَادٍ ٦
elem tera keyfe fe`ale rabbüke bi`âd.
Görmedin mi Rabbin ne yaptı Âd kavmine?
ٱلَّتِى لَمْ يُخْلَقْ مِثْلُهَا فِى ٱلْبِلَـٰدِ ٨
elletî lem yuḫlaḳ miŝlühâ fi-lbilâd.
Ki ülkeler içinde onun benzeri yaratılmamıştı.
وَثَمُودَ ٱلَّذِينَ جَابُوا۟ ٱلصَّخْرَ بِٱلْوَادِ ٩
veŝemûde-lleẕîne câbu-ṣṣaḫra bilvâd.
Vâdide kayaları yontan Semud kavmine?
وَفِرْعَوْنَ ذِى ٱلْأَوْتَادِ ١٠
vefir`avne ẕi-l'evtâd.
Kazıklar sahibi (güçlü, kuvvetli) Firavun'a?
ٱلَّذِينَ طَغَوْا۟ فِى ٱلْبِلَـٰدِ ١١
elleẕîne ṭagav fi-lbilâd.
Bunlar ülkelerde azmışlardı.
فَأَكْثَرُوا۟ فِيهَا ٱلْفَسَادَ ١٢
feekŝerû fîhe-lfesâd.
Oralarda çok bozgunculuk yapmışlardı.
فَصَبَّ عَلَيْهِمْ رَبُّكَ سَوْطَ عَذَابٍ ١٣
feṣabbe `aleyhim rabbüke sevṭa `aẕâb.
Bu yüzden Rabbin onların üstüne azap kamçısı yağdırdı.
إِنَّ رَبَّكَ لَبِٱلْمِرْصَادِ ١٤
inne rabbeke lebilmirṣâd.
Kuşkusuz Rabbin her an gözetlemededir.
فَأَمَّا ٱلْإِنسَـٰنُ إِذَا مَا ٱبْتَلَىٰهُ رَبُّهُۥ فَأَكْرَمَهُۥ وَنَعَّمَهُۥ فَيَقُولُ رَبِّىٓ أَكْرَمَنِ ١٥
feemme-l'insânü iẕâ me-btelâhü rabbühû feekramehû vene``amehû feyeḳûlü rabbî ekramen.
Ama insan, her ne zaman Rabbi onu sınayıp da ikramda bulunur, nimet verirse, "Rabbim bana ikram etti." der.
وَأَمَّآ إِذَا مَا ٱبْتَلَىٰهُ فَقَدَرَ عَلَيْهِ رِزْقَهُۥ فَيَقُولُ رَبِّىٓ أَهَـٰنَنِ ١٦
veemmâ iẕâ me-btelâhü feḳadera `aleyhi rizḳahû feyeḳûlü rabbî ehânen.
Ama her ne zaman da sınayıp rızkını daraltırsa, o vakit de, "Rabbim beni zillete düşürdü." der.
كَلَّا ۖ بَل لَّا تُكْرِمُونَ ٱلْيَتِيمَ ١٧
kellâ bel lâ tükrimûne-lyetîm.
Hayır hayır, doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz.
وَلَا تَحَـٰٓضُّونَ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلْمِسْكِينِ ١٨
velâ teḥâḍḍûne `alâ ṭa`âmi-lmiskîn.
Birbirinizi yoksulu yedirmeye teşvik etmiyorsunuz.
وَتَأْكُلُونَ ٱلتُّرَاثَ أَكْلًا لَّمًّا ١٩
vete'külûne-ttürâŝe eklel lemmâ.
Oysa mirası öyle bir yiyorsunuz ki, haramhelal gözetmeden.
وَتُحِبُّونَ ٱلْمَالَ حُبًّا جَمًّا ٢٠
vetüḥibbûne-lmâle ḥubben cemmâ.
Malı öyle bir seviyorsunuz ki, yığmacasına.
كَلَّآ إِذَا دُكَّتِ ٱلْأَرْضُ دَكًّا دَكًّا ٢١
kellâ iẕâ dükketi-l'arḍu dekken dekkâ.
Hayır hayır, yer birbiri ardınca sarsılıp dümdüz olduğu zaman,
وَجَآءَ رَبُّكَ وَٱلْمَلَكُ صَفًّا صَفًّا ٢٢
vecâe rabbüke velmelekü ṣaffen ṣaffâ.
Rabbinin emri gelip melekler sıra sıra dizildiği zaman,
وَجِا۟ىٓءَ يَوْمَئِذٍۭ بِجَهَنَّمَ ۚ يَوْمَئِذٍ يَتَذَكَّرُ ٱلْإِنسَـٰنُ وَأَنَّىٰ لَهُ ٱلذِّكْرَىٰ ٢٣
vecîe yevmeiẕim bicehenneme yevmeiẕiy yeteẕekkeru-l'insânü veennâ lehü-ẕẕikrâ.
Ki cehennem de o gün getirilmiştir. İşte o gün insan anlar. Fakat bu anlamanın ona ne yararı var?
يَقُولُ يَـٰلَيْتَنِى قَدَّمْتُ لِحَيَاتِى ٢٤
yeḳûlü yâ leytenî ḳaddemtü liḥayâtî.
"Keşke hayatım için bir şeyler yapıp gönderseydim." der.
فَيَوْمَئِذٍ لَّا يُعَذِّبُ عَذَابَهُۥٓ أَحَدٌ ٢٥
feyevmeiẕil lâ yü`aẕẕibü `aẕâbehû eḥad.
Artık o gün Allah'ın edeceği azabı kimse edemez.
وَلَا يُوثِقُ وَثَاقَهُۥٓ أَحَدٌ ٢٦
velâ yûŝiḳu veŝâḳahû eḥad.
Onun vuracağı bağı kimse vuramaz.
يَـٰٓأَيَّتُهَا ٱلنَّفْسُ ٱلْمُطْمَئِنَّةُ ٢٧
yâ eyyetühe-nnefsü-lmuṭmeinneh.
Ey, Rabbine, itaat edip huzura eren nefis!
ٱرْجِعِىٓ إِلَىٰ رَبِّكِ رَاضِيَةً مَّرْضِيَّةً ٢٨
irci`î ilâ rabbiki râḍiyetem merḍiyyeh.
Hem hoşnut edici, hem de hoşnut edilmiş olarak Rabbine dön.
Beled Suresi البلد
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَأَنتَ حِلٌّۢ بِهَـٰذَا ٱلْبَلَدِ ٢
veente ḥillüm bihâẕe-lbeled.
Ki sen bu beldede oturmaktasın.
لَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَـٰنَ فِى كَبَدٍ ٤
leḳad ḫalaḳne-l'insâne fî kebed.
Biz insanı gerçekten bir sıkıntı içinde yarattık.
أَيَحْسَبُ أَن لَّن يَقْدِرَ عَلَيْهِ أَحَدٌ ٥
eyaḥsebü el ley yaḳdira `aleyhi eḥad.
İnsan, kendisine karşı kimse güç yetiremez mi sanıyor?
يَقُولُ أَهْلَكْتُ مَالًا لُّبَدًا ٦
yeḳûlü ehlektü mâlel lübedâ.
Ben, yığın yığın mal yok ettim diyor.
أَيَحْسَبُ أَن لَّمْ يَرَهُۥٓ أَحَدٌ ٧
eyaḥsebü el lem yerahû eḥad.
Kendisini bir gören olmadı mı sanıyor?
فَلَا ٱقْتَحَمَ ٱلْعَقَبَةَ ١١
fele-ḳteḥame-l`aḳabeh.
Fakat o, o sarp yokuşa göğüs veremedi.
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا ٱلْعَقَبَةُ ١٢
vemâ edrâke me-l`aḳabeh.
Bildin mi sen, o sarp yokuş nedir?
أَوْ إِطْعَـٰمٌ فِى يَوْمٍ ذِى مَسْغَبَةٍ ١٤
ev iṭ`âmün fî yevmin ẕî mesgabeh.
Veya salgın bir kıtlık gününde yemek yedirmektir,
أَوْ مِسْكِينًا ذَا مَتْرَبَةٍ ١٦
ev miskînen ẕâ metrabeh.
Veya hiçbir şeyi olmayan yoksula.
ثُمَّ كَانَ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَتَوَاصَوْا۟ بِٱلصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا۟ بِٱلْمَرْحَمَةِ ١٧
ŝümme kâne mine-lleẕîne âmenû vetevâṣav biṣṣabri vetevâṣav bilmerḥameh.
Sonra da iman edip de sabrı tavsiye eden ve merhamet tavsiye edenlerden olmaktır.
أُو۟لَـٰٓئِكَ أَصْحَـٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ ١٨
ülâike aṣḥâbü-lmeymeneh.
İşte bunlar, amel defterleri sağlarından verilenlerdir.
وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِـَٔايَـٰتِنَا هُمْ أَصْحَـٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ ١٩
velleẕîne keferû biâyâtinâ hüm aṣḥâbü-lmeş'emeh.
Âyetlerimizi tanımayanlar ise, onlardır işte amel defterleri sollarından verilenler.
عَلَيْهِمْ نَارٌ مُّؤْصَدَةٌۢ ٢٠
`aleyhim nârum mü'ṣadeh.
Onların üzerlerine bir ateş bastırılıp kapıları kapanacaktır.
Şems Suresi الشمس
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَٱلنَّهَارِ إِذَا جَلَّىٰهَا ٣
vennehâri iẕâ cellâhâ.
Güneş'i açıp ortaya çıkaran gündüze,
فَأَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوَىٰهَا ٨
feelhemehâ fücûrahâ vetaḳvâhâ.
Sonra da ona kötülük ve takva kabiliyetini verene yemin olsun ki,
قَدْ أَفْلَحَ مَن زَكَّىٰهَا ٩
ḳad efleḥa men zekkâhâ.
Elbette nefsini temizleyip parlatan kurtulmuştur.
وَقَدْ خَابَ مَن دَسَّىٰهَا ١٠
veḳad ḫâbe men dessâhâ.
Onu kirletip gömen de ziyan etmiştir.
كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِطَغْوَىٰهَآ ١١
keẕẕebet ŝemûdü biṭagvâhâ.
Semud, azgınlığıyla Hakk'ı yalanladı,
فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ ٱللَّهِ نَاقَةَ ٱللَّهِ وَسُقْيَـٰهَا ١٣
feḳâle lehüm rasûlü-llâhi nâḳate-llâhi vesuḳyâhâ.
Allah'ın Rasulü (Salih peygamber) onlara: "Allah'ın devesini ve onun su nöbetini gözetin." demişti.
فَكَذَّبُوهُ فَعَقَرُوهَا فَدَمْدَمَ عَلَيْهِمْ رَبُّهُم بِذَنۢبِهِمْ فَسَوَّىٰهَا ١٤
fekeẕẕebûhü fe`aḳarûhâ. fedemdeme `aleyhim rabbühüm biẕembihim fesevvâhâ.
Fakat onlar peygamberi yalanlayıp deveyi kestiler. Rableri de günahlarını başlarına geçiriverdi de orayı dümdüz etti.
وَلَا يَخَافُ عُقْبَـٰهَا ١٥
velâ yeḫâfü `uḳbâhâ.
Öyle ya, Allah bu işin sonundan korkacak değil ya.
Leyl Suresi الليل
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَمَا خَلَقَ ٱلذَّكَرَ وَٱلْأُنثَىٰٓ ٣
vemâ ḫaleḳa-ẕẕekera vel'ünŝâ.
Erkeği ve dişiyi yaratana and olsun ki,
إِنَّ سَعْيَكُمْ لَشَتَّىٰ ٤
inne sa`yeküm leşettâ.
Gerçekten sizin işiniz başka başkadır.
فَأَمَّا مَنْ أَعْطَىٰ وَٱتَّقَىٰ ٥
feemmâ men a`ṭâ vetteḳâ.
Bundan böyle her kim malını hayır için verir ve korunursa,
فَسَنُيَسِّرُهُۥ لِلْيُسْرَىٰ ٧
fesenüyessiruhû lilyüsrâ.
Biz onu en kolay yola muvaffak kılacağız.
وَأَمَّا مَنۢ بَخِلَ وَٱسْتَغْنَىٰ ٨
veemmâ mem beḫile vestagnâ.
Kim de cimrilik eder ve kendini hiçbir şeye ihtiyacı kalmamış görür.
وَمَا يُغْنِى عَنْهُ مَالُهُۥٓ إِذَا تَرَدَّىٰٓ ١١
vemâ yugnî `anhü mâlühû iẕâ teraddâ.
Çukura yuvarlandığı zaman malı onu kurtaramayacak.
إِنَّ عَلَيْنَا لَلْهُدَىٰ ١٢
inne `aleynâ lelhüdâ.
Doğru yolu göstermek muhakkak bize aittir.
وَإِنَّ لَنَا لَلْـَٔاخِرَةَ وَٱلْأُولَىٰ ١٣
veinne lenâ lel'âḫirate vel'ûlâ.
Kuşkusuz ahiret de dünya da bizimdir.
فَأَنذَرْتُكُمْ نَارًا تَلَظَّىٰ ١٤
feenẕertüküm nâran teleżżâ.
Ben sizi köpürdükçe köpüren bir ateşe karşı uyardım.
لَا يَصْلَىٰهَآ إِلَّا ٱلْأَشْقَى ١٥
lâ yaṣlâhâ ille-l'eşḳâ.
Ona ancak en azgın olan girer.
ٱلَّذِى كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰ ١٦
elleẕî keẕẕebe vetevellâ.
Öyle azgın ki, yalanlamış ve sırtını dönmüştür.
وَسَيُجَنَّبُهَا ٱلْأَتْقَى ١٧
veseyücennebühe-l'etḳâ.
En çok korunan ise ondan uzaklaştırılacaktır.
ٱلَّذِى يُؤْتِى مَالَهُۥ يَتَزَكَّىٰ ١٨
elleẕî yü'tî mâlehû yetezekkâ.
O ki, Allah yolunda malını verir, temizlenir.
وَمَا لِأَحَدٍ عِندَهُۥ مِن نِّعْمَةٍ تُجْزَىٰٓ ١٩
vemâ lieḥadin `indehû min ni`metin tüczâ.
Onun yanında, başka bir kimse için karşılığı verilecek hiçbir nimet yoktur.
إِلَّا ٱبْتِغَآءَ وَجْهِ رَبِّهِ ٱلْأَعْلَىٰ ٢٠
ille-btigâe vechi rabbihi-l'a`lâ.
O ancak yüce Rabbinin rızasını aramak için verir.
Duhâ Suresi الضحى
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلَىٰ ٣
mâ vedde`ake rabbüke vemâ ḳalâ.
Rabbin seni bırakmadı ve darılmadı.
وَلَلْـَٔاخِرَةُ خَيْرٌ لَّكَ مِنَ ٱلْأُولَىٰ ٤
velel'âḫiratü ḫayrul leke mine-l'ûlâ.
Ahiret senin için dünyadan iyi olacaktır.
وَلَسَوْفَ يُعْطِيكَ رَبُّكَ فَتَرْضَىٰٓ ٥
velesevfe yü`ṭîke rabbüke feterḍâ.
Rabbın sana verecek ve sen hoşnut olacaksın.
أَلَمْ يَجِدْكَ يَتِيمًا فَـَٔاوَىٰ ٦
elem yecidke yetîmen feâvâ.
O seni yetim bulup da barındırmadı mı?
وَوَجَدَكَ ضَآلًّا فَهَدَىٰ ٧
vevecedeke ḍâllen fehedâ.
Seni yol bilmez bulup yola iletmedi mi?
وَوَجَدَكَ عَآئِلًا فَأَغْنَىٰ ٨
vevecedeke `âilen feagnâ.
Seni yoksul bulup zengin etmedi mi?
فَأَمَّا ٱلْيَتِيمَ فَلَا تَقْهَرْ ٩
feemme-lyetîme felâ taḳher.
Öyleyse sakın yetimi ezme.
وَأَمَّا بِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ ١١
veemmâ bini`meti rabbike feḥaddiŝ.
Fakat Rabbinin nimetini anlat da anlat.
İnşirâh Suresi الشرح
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
أَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَ ١
elem neşraḥ leke ṣadrak.
Biz senin için (mutluluğun) göğsünü açmadık mı?
فَإِنَّ مَعَ ٱلْعُسْرِ يُسْرًا ٥
feinne me`a-l`usri yüsrâ.
Demek ki, zorlukla beraber bir kolaylık vardır.
إِنَّ مَعَ ٱلْعُسْرِ يُسْرًا ٦
inne me`a-l`usri yüsrâ.
Evet, zorlukla beraber bir kolaylık vardır.
فَإِذَا فَرَغْتَ فَٱنصَبْ ٧
feiẕâ feragte fenṣab.
O halde boş kaldın mı, yine kalk (başka bir iş ve ibadetle) yorul.
Tîn Suresi التين
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
بِّسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلتِّينِ وَٱلزَّيْتُونِ ١
vettîni vezzeytûn.
Tîn'e ve Zeytun'a,
وَهَـٰذَا ٱلْبَلَدِ ٱلْأَمِينِ ٣
vehâẕe-lbeledi-l'emîn.
Ve bu güvenli beldeye andolsun ki,
لَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَـٰنَ فِىٓ أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ ٤
leḳad ḫalaḳne-l'insâne fî aḥseni taḳvîm.
Biz insanı en güzel biçimde yarattık.
ثُمَّ رَدَدْنَـٰهُ أَسْفَلَ سَـٰفِلِينَ ٥
ŝümme radednâhü esfele sâfilîn.
Sonra da çevirdik aşağıların aşağısına attık.
إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ فَلَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ ٦
ille-lleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti felehüm ecrun gayru memnûn.
Ancak iman edip iyi işler yapanlar başka; onlar için kesintisiz bir ecir vardır.
فَمَا يُكَذِّبُكَ بَعْدُ بِٱلدِّينِ ٧
femâ yükeẕẕibüke ba`dü biddîn.
O halde sana dini ne yalanlatır?
أَلَيْسَ ٱللَّهُ بِأَحْكَمِ ٱلْحَـٰكِمِينَ ٨
eleyse-llâhü biaḥkemi-lḥâkimîn.
Allah, hakimlerin hakimi değil mi?
Alak Suresi العلق
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
ٱقْرَأْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلَّذِى خَلَقَ ١
iḳra' bismi rabbike-lleẕî ḫaleḳ.
Yaratan Rabbinin adıyla oku!
خَلَقَ ٱلْإِنسَـٰنَ مِنْ عَلَقٍ ٢
ḫaleḳa-l'insâne min `alaḳ.
O, insanı bir alekadan (embriyodan) yarattı.
ٱقْرَأْ وَرَبُّكَ ٱلْأَكْرَمُ ٣
iḳra' verabbüke-l'ekram.
Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir.
عَلَّمَ ٱلْإِنسَـٰنَ مَا لَمْ يَعْلَمْ ٥
`alleme-l'insâne mâ lem ya`lem.
İnsana bilmediği şeyleri öğretti.
كَلَّآ إِنَّ ٱلْإِنسَـٰنَ لَيَطْغَىٰٓ ٦
kellâ inne-l'insâne leyaṭgâ.
Hayır! Doğrusu (kâfir) insan azgınlık eder.
أَن رَّءَاهُ ٱسْتَغْنَىٰٓ ٧
er raâhü-stagnâ.
Kendisinin muhtaç olmadığını zannettiği için.
إِنَّ إِلَىٰ رَبِّكَ ٱلرُّجْعَىٰٓ ٨
inne ilâ rabbike-rruc`â.
Muhakkak ki dönüş mutlaka Rabbinedir.
أَرَءَيْتَ ٱلَّذِى يَنْهَىٰ ٩
era'eyte-lleẕî yenhâ.
Namaz kıldığı zaman, bir kulu engelleyeni gördün mü?
عَبْدًا إِذَا صَلَّىٰٓ ١٠
`abden iẕâ ṣallâ.
↑ Bu ayet, yukarıdaki ayetle birlikte çevrilmiştir.
أَرَءَيْتَ إِن كَانَ عَلَى ٱلْهُدَىٰٓ ١١
era'eyte in kâne `ale-lhüdâ.
Gördün mü (ne dersin?), ya o (kul) doğru yolda olur,
أَرَءَيْتَ إِن كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰٓ ١٣
era'eyte in keẕẕebe vetevellâ.
Gördün mü, ya bu (adam, hakkı) yalanlar, yüzçevirirse,
أَلَمْ يَعْلَم بِأَنَّ ٱللَّهَ يَرَىٰ ١٤
elem ya`lem bienne-llâhe yerâ.
O adam, Allah'ın kendini gördüğünü hiç bilmiyor mu?
كَلَّا لَئِن لَّمْ يَنتَهِ لَنَسْفَعًۢا بِٱلنَّاصِيَةِ ١٥
kellâ leil lem yentehi lenesfe`am binnâṣiyeh.
Hayır, hayır! Eğer o, bu davranışından vazgeçmezse, and olsun ki biz, onu perçeminden, o günahkâr ve yalancı perçeminden tutup cehenneme sürükleriz.
نَاصِيَةٍ كَـٰذِبَةٍ خَاطِئَةٍ ١٦
nâṣiyetin kâẕibetin ḫâṭieh.
↑ Bu ayet, yukarıdaki ayetle birlikte çevrilmiştir.
كَلَّا لَا تُطِعْهُ وَٱسْجُدْ وَٱقْتَرِب ۩ ١٩ ۩
kellâ. lâ tüṭi`hü vescüd vaḳterib.
Sakın onu dinleme de (Rabbine) secde et ve yaklaş.
Kadr Suresi القدر
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
بِّسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ إِنَّآ أَنزَلْنَـٰهُ فِى لَيْلَةِ ٱلْقَدْرِ ١
innâ enzelnâhü fî leyleti-lḳadr.
Biz o (Kur'ân)nu Kadir gecesinde indirdik.
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا لَيْلَةُ ٱلْقَدْرِ ٢
vemâ edrâke mâ leyletü-lḳadr.
Kadir gecesinin ne olduğunu sen nereden bileceksin?
لَيْلَةُ ٱلْقَدْرِ خَيْرٌ مِّنْ أَلْفِ شَهْرٍ ٣
leyletü-lḳadri ḫayrum min elfi şehr.
Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.
تَنَزَّلُ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ وَٱلرُّوحُ فِيهَا بِإِذْنِ رَبِّهِم مِّن كُلِّ أَمْرٍ ٤
tenezzelü-lmelâiketü verrûḥu fîhâ biiẕni rabbihim. min külli emr.
Melekler ve Ruh (Cebrail veya Ruh adındaki melek) o gece Rablerinin izniyle, her iş için inerler.
سَلَـٰمٌ هِىَ حَتَّىٰ مَطْلَعِ ٱلْفَجْرِ ٥
selâmün. hiye ḥattâ maṭle`i-lfecr.
O gece, tanyeri ağarıncaya kadar süren bir selâmettir.
Beyyine Suresi البينة
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
لَمْ يَكُنِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنْ أَهْلِ ٱلْكِتَـٰبِ وَٱلْمُشْرِكِينَ مُنفَكِّينَ حَتَّىٰ تَأْتِيَهُمُ ٱلْبَيِّنَةُ ١
lem yeküni-lleẕîne keferû min ehli-lkitâbi velmüşrikîne münfekkîne ḥattâ te'tiyehümü-lbeyyineh.
Kitap ehlinden ve müşriklerden (Hakk'ı) tanımayanlar, kendilerine açık delil gelinceye kadar inkârlarından ayrılacak değillerdi.
رَسُولٌ مِّنَ ٱللَّهِ يَتْلُوا۟ صُحُفًا مُّطَهَّرَةً ٢
rasûlüm mine-llâhi yetlû ṣuḥufem müṭahherah.
(Bu delil), tertemiz sayfaları okuyan, Allah tarafından gönderilmiş bir peygamberdir.
وَمَا تَفَرَّقَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَـٰبَ إِلَّا مِنۢ بَعْدِ مَا جَآءَتْهُمُ ٱلْبَيِّنَةُ ٤
vemâ teferraḳa-lleẕîne ûtü-lkitâbe illâ mim ba`di mâ câethümü-lbeyyineh.
Kitap ehli, ancak kendilerine apaçık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler.
وَمَآ أُمِرُوٓا۟ إِلَّا لِيَعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ ٱلدِّينَ حُنَفَآءَ وَيُقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَيُؤْتُوا۟ ٱلزَّكَوٰةَ ۚ وَذَٰلِكَ دِينُ ٱلْقَيِّمَةِ ٥
vemâ ümirû illâ liya`büdü-llâhe muḫliṣîne lehü-ddîne ḥunefâe veyüḳîmu-ṣṣalâte veyü'tü-zzekâte veẕâlike dînü-lḳayyimeh.
Halbuki onlar, dini sadece Allah'a tahsis ederek, Allah'ı birleyerek, ancak Allah'a ibadet etmekle, namazı kılmakla ve zekatı vermekle emrolunmuşlardır. İşte dosdoğru din budur.
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنْ أَهْلِ ٱلْكِتَـٰبِ وَٱلْمُشْرِكِينَ فِى نَارِ جَهَنَّمَ خَـٰلِدِينَ فِيهَآ ۚ أُو۟لَـٰٓئِكَ هُمْ شَرُّ ٱلْبَرِيَّةِ ٦
inne-lleẕîne keferû min ehli-lkitâbi velmüşrikîne fî nâri cehenneme ḫâlidîne fîhâ. ülâike hüm şerru-lberiyyeh.
Kâfirler, gerek kitap ehlinden olsun gerek puta tapanlardan olsun muhakkak, cehennem ateşindedirler. Orada ebedî olarak kalacaklardır. Onlar, insanların en şerlileridir.
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ أُو۟لَـٰٓئِكَ هُمْ خَيْرُ ٱلْبَرِيَّةِ ٧
inne-lleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti ülâike hüm ḫayru-lberiyyeh.
İnanan ve güzel amel işleyenler de insanların en hayırlılarıdır.
جَزَآؤُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ جَنَّـٰتُ عَدْنٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَـٰرُ خَـٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًا ۖ رَّضِىَ ٱللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا۟ عَنْهُ ۚ ذَٰلِكَ لِمَنْ خَشِىَ رَبَّهُۥ ٨
cezâühüm `inde rabbihim cennâtü `adnin tecrî min taḥtihe-l'enhâru ḫâlidîne fîhâ ebedâ. raḍiye-llâhü `anhüm veraḍû `anh. ẕâlike limen ḫaşiye rabbeh.
Rableri katında onların mükâfatı, altlarından ırmaklar akan Adn cennetleridir. Orada ebedî olarak kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte bu mükâfat, Rabbine saygı gösterene mahsustur.
Zilzâl Suresi الزلزلة
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
إِذَا زُلْزِلَتِ ٱلْأَرْضُ زِلْزَالَهَا ١
iẕâ zülzileti-l'arḍu zilzâlehâ.
Yer o yaman sarsıntı ile sarsıldığı,
وَأَخْرَجَتِ ٱلْأَرْضُ أَثْقَالَهَا ٢
veaḫraceti-l'arḍu eŝḳâlehâ.
Yer, içindeki ağırlıkları çıkarıp dışarı attığı,
وَقَالَ ٱلْإِنسَـٰنُ مَا لَهَا ٣
veḳâle-l'insânü mâ lehâ.
Ve insan: "Ona ne oluyor?" dediği zaman.
يَوْمَئِذٍ تُحَدِّثُ أَخْبَارَهَا ٤
yevmeiẕin tüḥaddiŝü aḫbârahâ.
O gün yer, Rabbinin ona vahyetmesiyle haberlerini anlatacaktır.
بِأَنَّ رَبَّكَ أَوْحَىٰ لَهَا ٥
bienne rabbeke evḥâ lehâ.
↑ Bu ayet, yukarıdaki ayetle birlikte çevrilmiştir.
يَوْمَئِذٍ يَصْدُرُ ٱلنَّاسُ أَشْتَاتًا لِّيُرَوْا۟ أَعْمَـٰلَهُمْ ٦
yevmeiẕiy yaṣdüru-nnâsü eştâtel liyürav a`mâlehüm.
O gün insanlar, amellerinin karşılığı kendilerine gösterilmek üzere bölük bölük çıkacaklardır.
فَمَن يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُۥ ٧
femey ya`mel miŝḳâle ẕerratin ḫayray yerah.
Her kim zerre kadar hayır işlemişse onu görecektir.
وَمَن يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُۥ ٨
vemey ya`mel miŝḳâle ẕerratin şerray yerah.
Her kim, zerre kadar şer işlemişse onu görecektir.
Âdiyât Suresi العاديات
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
فَوَسَطْنَ بِهِۦ جَمْعًا ٥
fevesaṭne bihî cem`â.
Derken bir topluluğun ortasına dalanlara yemin ederim ki,
إِنَّ ٱلْإِنسَـٰنَ لِرَبِّهِۦ لَكَنُودٌ ٦
inne-l'insâne lirabbihî lekenûd.
Şüphesiz insan, Rabbine karşı çok nankördür.
وَإِنَّهُۥ عَلَىٰ ذَٰلِكَ لَشَهِيدٌ ٧
veinnehû `alâ ẕâlike leşehîd.
Ve kendisi de buna şahittir.
وَإِنَّهُۥ لِحُبِّ ٱلْخَيْرِ لَشَدِيدٌ ٨
veinnehû liḥubbi-lḫayri leşedîd.
Gerçekten o dünya malını çok sevdiği için katıdır.
۞ أَفَلَا يَعْلَمُ إِذَا بُعْثِرَ مَا فِى ٱلْقُبُورِ ٩
efelâ ya`lemü iẕâ bü`ŝira mâ fi-lḳubûr.
Bilmiyor mu ki, kabirlerin içindekiler fırlatılacak.
وَحُصِّلَ مَا فِى ٱلصُّدُورِ ١٠
veḥuṣṣile mâ fi-ṣṣudûr.
Ve sinelerin içindekiler derlenecek.
إِنَّ رَبَّهُم بِهِمْ يَوْمَئِذٍ لَّخَبِيرٌۢ ١١
inne rabbehüm bihim yevmeiẕil leḫabîr.
O gün Rableri onların bütün yaptıklarından haberdardır
Kâria Suresi القارعة
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
ٱلْقَارِعَةُ ١
elḳâri`ah.
Kâria! (Çarpacak kıyamet) Nedir o kâria? Kârianın ne olduğunu sen bilir misin?
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا ٱلْقَارِعَةُ ٣
vemâ edrâke me-lḳâri`ah.
↑ Bu ayet, yukarıdaki ayetle birlikte çevrilmiştir.
يَوْمَ يَكُونُ ٱلنَّاسُ كَٱلْفَرَاشِ ٱلْمَبْثُوثِ ٤
yevme yekûnü-nnâsü kelferâşi-lmebŝûŝ.
O gün insanlar yayılmış pervaneler gibi olurlar.
وَتَكُونُ ٱلْجِبَالُ كَٱلْعِهْنِ ٱلْمَنفُوشِ ٥
vetekûnü-lcibâlü kel`ihni-lmenfûş.
Dağlar atılmış renkli yünler gibi olur.
فَأَمَّا مَن ثَقُلَتْ مَوَٰزِينُهُۥ ٦
feemmâ men ŝeḳulet mevâzînüh.
O gün kimin tartıları ağır basarsa o, hoşnut olacağı bir hayat içindedir.
فَهُوَ فِى عِيشَةٍ رَّاضِيَةٍ ٧
fehüve fî `îşetir râḍiyeh.
↑ Bu ayet, yukarıdaki ayetle birlikte çevrilmiştir.
وَأَمَّا مَنْ خَفَّتْ مَوَٰزِينُهُۥ ٨
veemmâ men ḫaffet mevâzînüh.
Kimin tartıları hafif gelirse, onun anası da (varacağı yer, sığınacağı durağı) hâviye (uçurum)dır.
فَأُمُّهُۥ هَاوِيَةٌ ٩
feümmühû hâviyeh.
↑ Bu ayet, yukarıdaki ayetle birlikte çevrilmiştir.
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا هِيَهْ ١٠
vemâ edrâke mâ hiyeh.
O uçurumun ne olduğunu sen nereden bileceksin?
Tekâsür Suresi التكاثر
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
أَلْهَىٰكُمُ ٱلتَّكَاثُرُ ١
elhâkümü-ttekâŝür.
Çoklukla övünmek, sizi kabirlere varıncaya kadar oyaladı.
حَتَّىٰ زُرْتُمُ ٱلْمَقَابِرَ ٢
ḥattâ zürtümü-lmeḳâbir.
↑ Bu ayet, yukarıdaki ayetle birlikte çevrilmiştir.
ثُمَّ كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ ٤
ŝümme kellâ sevfe ta`lemûn.
Yine hayır! Yakında bileceksiniz (hatanızı).
كَلَّا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ ٱلْيَقِينِ ٥
kellâ lev ta`lemûne `ilme-lyeḳîn.
Hayır! Eğer kesin bilgi ile bilseniz, elbette cehennemi görürsünüz.
لَتَرَوُنَّ ٱلْجَحِيمَ ٦
leteravunne-lceḥîm.
↑ Bu ayet, yukarıdaki ayetle birlikte çevrilmiştir.
ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا عَيْنَ ٱلْيَقِينِ ٧
ŝümme leteravunnehâ `ayne-lyeḳîn.
Sonra, yemin olsun ki, cehennemi yakin gözüyle göreceksiniz.
ثُمَّ لَتُسْـَٔلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ ٱلنَّعِيمِ ٨
ŝümme letüs'elünne yevmeiẕin `ani-nne`îm.
Sonra, yemin olsun ki, o gün (size verilen) her nimetten sorulacaksınız
Asr Suresi العصر
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ وَتَوَاصَوْا۟ بِٱلْحَقِّ وَتَوَاصَوْا۟ بِٱلصَّبْرِ ٣
ille-lleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti vetevâṣav bilḥaḳḳi vetevâṣav biṣṣabr.
Ancak iman edenler, salih amel (iyi işler) işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye eden ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır
Hümeze Suresi الهمزة
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَيْلٌ لِّكُلِّ هُمَزَةٍ لُّمَزَةٍ ١
veylül likülli hümezetil lümezeh.
Mal toplayıp onu tekrar tekrar sayan, insanları arkadan çekiştirip, kaş göz hareketleriyle alay edenlerin (hümeze ve lümezenin) vay haline!
ٱلَّذِى جَمَعَ مَالًا وَعَدَّدَهُۥ ٢
elleẕî ceme`a mâlev ve`addedeh.
↑ Bu ayet, yukarıdaki ayetle birlikte çevrilmiştir.
يَحْسَبُ أَنَّ مَالَهُۥٓ أَخْلَدَهُۥ ٣
yaḥsebü enne mâlehû aḫledeh.
Malının, kendisini ebedi yaşatacağını sanır.
كَلَّا ۖ لَيُنۢبَذَنَّ فِى ٱلْحُطَمَةِ ٤
kellâ leyümbeẕenne fi-lḥuṭameh.
Hayır, andolsun ki, o hutame (cehennem)ye atılacaktır.
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا ٱلْحُطَمَةُ ٥
vemâ edrâke me-lḥuṭameh.
Hutame'nin ne olduğunu bilir misin?
نَارُ ٱللَّهِ ٱلْمُوقَدَةُ ٦
nâru-llâhi-lmûḳadeh.
O, kalplerin içine işleyecek, Allah'ın tutuşturulmuş bir ateşidir.
ٱلَّتِى تَطَّلِعُ عَلَى ٱلْأَفْـِٔدَةِ ٧
elletî teṭṭali`u `ale-l'ef'ideh.
↑ Bu ayet, yukarıdaki ayetle birlikte çevrilmiştir.
إِنَّهَا عَلَيْهِم مُّؤْصَدَةٌ ٨
innehâ `aleyhim mü'ṣadeh.
Cehennemlikler, dikilmiş direklere bağlı oldukları halde, o ateşin kapıları üzerlerine kapatılacaktır.
فِى عَمَدٍ مُّمَدَّدَةٍۭ ٩
fî `amedim mümeddedeh.
↑ Bu ayet, yukarıdaki ayetle birlikte çevrilmiştir.
Fîl Suresi الفيل
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
أَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِأَصْحَـٰبِ ٱلْفِيلِ ١
elem tera keyfe fe`ale rabbüke biaṣḥâbi-lfîl.
Görmedin mi Rabb'in fil sahiplerine ne yaptı?
أَلَمْ يَجْعَلْ كَيْدَهُمْ فِى تَضْلِيلٍ ٢
elem yec`al keydehüm fî taḍlîl.
Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı?
وَأَرْسَلَ عَلَيْهِمْ طَيْرًا أَبَابِيلَ ٣
veersele `aleyhim ṭayran ebâbîl.
Üzerlerine sürü sürü kuşlar gönderdi.
تَرْمِيهِم بِحِجَارَةٍ مِّن سِجِّيلٍ ٤
termîhim biḥicâratim min siccîl.
Onlara çamurdan sertleşmiş taşlar atıyorlardı.
فَجَعَلَهُمْ كَعَصْفٍ مَّأْكُولٍۭ ٥
fece`alehüm ke`aṣfim me'kûl.
Ve onları, yenilmiş ekin yaprağı gibi yaptı.
Kureyş Suresi قريش
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
لِإِيلَـٰفِ قُرَيْشٍ ١
liîlâfi ḳurayş.
Kureyş'in ilâfı (güven ve barış andlaşmalarından faydalanmalarını sağlamak) için.
إِۦلَـٰفِهِمْ رِحْلَةَ ٱلشِّتَآءِ وَٱلصَّيْفِ ٢
îlâfihim riḥlete-şşitâi veṣṣayf.
Kış ve yaz seferlerinde (faydalandıkları andlaşmaların) kadrini bilmiş olmaları için.
فَلْيَعْبُدُوا۟ رَبَّ هَـٰذَا ٱلْبَيْتِ ٣
felya`büdû rabbe hâẕe-lbeyt.
Bu Beyt (Kâbe)nin Rabbine kulluk etsinler.
ٱلَّذِىٓ أَطْعَمَهُم مِّن جُوعٍ وَءَامَنَهُم مِّنْ خَوْفٍۭ ٤
elleẕî aṭ`amehüm min cû`iv veâmenehüm min ḫavf.
O, kendilerini açlıktan kurtararak beslemiştir ve her tehlikeye karşı onlara emniyet vermiştir.
Mâûn Suresi الماعون
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
أَرَءَيْتَ ٱلَّذِى يُكَذِّبُ بِٱلدِّينِ ١
era'eyte-lleẕî yükeẕẕibü biddîn.
Dini yalanlayanı gördün mü?
فَذَٰلِكَ ٱلَّذِى يَدُعُّ ٱلْيَتِيمَ ٢
feẕâlike-lleẕî yedü``u-lyetîm.
İşte o, öksüzü iter, kakar.
وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلْمِسْكِينِ ٣
velâ yeḥuḍḍu `alâ ṭa`âmi-lmiskîn.
Yoksulu doyurmaya önayak olmaz.
ٱلَّذِينَ هُمْ عَن صَلَاتِهِمْ سَاهُونَ ٥
elleẕîne hüm `an ṣalâtihim sâhûn.
Kıldıkları namazın değerine aldırış etmezler.
وَيَمْنَعُونَ ٱلْمَاعُونَ ٧
veyemne`ûne-lmâ`ûn.
Ve yardımlığı sakınırlar (zekatı vermezler).
Kevser Suresi الكوثر
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
إِنَّآ أَعْطَيْنَـٰكَ ٱلْكَوْثَرَ ١
innâ a`ṭaynâke-lkevŝer.
Muhakkak biz sana Kevser'i verdik.
فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَٱنْحَرْ ٢
feṣalli lirabbike venḥar.
Öyleyse Rabb'in için namaz kıl ve kurban kes.
إِنَّ شَانِئَكَ هُوَ ٱلْأَبْتَرُ ٣
inne şânieke hüve-l'ebter.
Muhakkak ki sonu kesik olan, sana buğzedendir.
Kâfirûn Suresi الكافرون
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَلَآ أَنتُمْ عَـٰبِدُونَ مَآ أَعْبُدُ ٣
velâ entüm `âbidûne mâ a`büd.
Siz de benim taptığıma tapıcılar değilsiniz.
وَلَآ أَنَا۠ عَابِدٌ مَّا عَبَدتُّمْ ٤
velâ ene `âbidüm mâ `abettüm.
Ben asla sizin taptıklarınıza tapacak değilim.
وَلَآ أَنتُمْ عَـٰبِدُونَ مَآ أَعْبُدُ ٥
velâ entüm `âbidûne mâ a`büd.
Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz.
لَكُمْ دِينُكُمْ وَلِىَ دِينِ ٦
leküm dînüküm veliye dîn.
Sizin dininiz size, benim dinim banadır.
Nasr Suresi النصر
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
إِذَا جَآءَ نَصْرُ ٱللَّهِ وَٱلْفَتْحُ ١
iẕâ câe naṣru-llâhi velfetḥ.
Allah'ın yardımı ve fetih geldiğinde,
وَرَأَيْتَ ٱلنَّاسَ يَدْخُلُونَ فِى دِينِ ٱللَّهِ أَفْوَاجًا ٢
veraeyte-nnâse yedḫulûne fî dîni-llâhi efvâcâ.
Ve insanların dalga dalga Allah'ın dinine girdiklerini gördüğünde,
فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَٱسْتَغْفِرْهُ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ تَوَّابًۢا ٣
fesebbiḥ biḥamdi rabbike vestagfirh. innehû kâne tevvâbâ.
Rabbini öğerek tesbih et, O'ndan bağışlanmanı dile, çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir.
Tebbet Suresi المسد
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
تَبَّتْ يَدَآ أَبِى لَهَبٍ وَتَبَّ ١
tebbet yedâ ebî lehebiv vetebb.
Ebu Leheb'in elleri kurusun (yok olsun o), zaten yok oldu ya.
مَآ أَغْنَىٰ عَنْهُ مَالُهُۥ وَمَا كَسَبَ ٢
mâ agnâ `anhü mâlühû vemâ keseb.
Ne malı ne de kazandığı onu kurtaramadı.
سَيَصْلَىٰ نَارًا ذَاتَ لَهَبٍ ٣
seyaṣlâ nâran ẕâte leheb.
(O), alevli bir ateşe girecektir.
وَٱمْرَأَتُهُۥ حَمَّالَةَ ٱلْحَطَبِ ٤
vemraetüh. ḥammâlete-lḥaṭab.
Karısı da odun hamalı olarak (onunla beraber girecektir).
فِى جِيدِهَا حَبْلٌ مِّن مَّسَدٍۭ ٥
fî cîdihâ ḥablüm mim mesed.
Boynunda da hurma lifinden bir ip olacaktır.
İhlâs Suresi الإخلاص
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
ٱللَّهُ ٱلصَّمَدُ ٢
allâhu-ṣṣamed.
Allah eksiksiz, sameddir (Bütün varlıklar O'na muhtaç, fakat O, hiç bir şeye muhtaç değildir
وَلَمْ يَكُن لَّهُۥ كُفُوًا أَحَدٌۢ ٤
velem yekül lehû küfüven eḥad.
O 'na bir denk de olmadı.
Felak Suresi الفلق
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ ٱلْفَلَقِ ١
ḳul e`ûẕü birabbi-lfeleḳ.
De ki: "Ben, ağaran sabahın Rabbine sığınırım,
وَمِن شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ ٣
vemin şerri gâsiḳin iẕâ veḳab.
Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden,
وَمِن شَرِّ ٱلنَّفَّـٰثَـٰتِ فِى ٱلْعُقَدِ ٤
vemin şerri-nneffâŝâti fi-l`uḳad.
Ve düğümlere üfleyen büyücülerin şerrinden,
وَمِن شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ ٥
vemin şerri ḥâsidin iẕâ ḥased.
Ve hased ettiği zaman hasetçinin şerrinden.
Nâs Suresi الناس
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ ٱلنَّاسِ ١
ḳul e`ûẕü birabbi-nnâs.
De ki: Sığınırım ben insanların Rabbine,
مِن شَرِّ ٱلْوَسْوَاسِ ٱلْخَنَّاسِ ٤
min şerri-lvesvâsi-lḫannâs.
O sinsi vesvesecinin şerrinden.
ٱلَّذِى يُوَسْوِسُ فِى صُدُورِ ٱلنَّاسِ ٥
elleẕî yüvesvisü fî ṣudûri-nnâs.
O ki, insanların göğüslerine vesveseler fısıldar.