Fecr Suresi
الفجر
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
هَلْ فِى ذَٰلِكَ قَسَمٌ لِّذِى حِجْرٍ ٥
hel fî ẕâlike ḳasemül liẕî ḥicr.
Nasıl, bunlarda bir akıl sahibi için yemin var değil mi?
أَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِعَادٍ ٦
elem tera keyfe fe`ale rabbüke bi`âd.
Görmedin mi Rabbin ne yaptı Âd kavmine?
ٱلَّتِى لَمْ يُخْلَقْ مِثْلُهَا فِى ٱلْبِلَـٰدِ ٨
elletî lem yuḫlaḳ miŝlühâ fi-lbilâd.
Ki ülkeler içinde onun benzeri yaratılmamıştı.
وَثَمُودَ ٱلَّذِينَ جَابُوا۟ ٱلصَّخْرَ بِٱلْوَادِ ٩
veŝemûde-lleẕîne câbu-ṣṣaḫra bilvâd.
Vâdide kayaları yontan Semud kavmine?
وَفِرْعَوْنَ ذِى ٱلْأَوْتَادِ ١٠
vefir`avne ẕi-l'evtâd.
Kazıklar sahibi (güçlü, kuvvetli) Firavun'a?
ٱلَّذِينَ طَغَوْا۟ فِى ٱلْبِلَـٰدِ ١١
elleẕîne ṭagav fi-lbilâd.
Bunlar ülkelerde azmışlardı.
فَأَكْثَرُوا۟ فِيهَا ٱلْفَسَادَ ١٢
feekŝerû fîhe-lfesâd.
Oralarda çok bozgunculuk yapmışlardı.
فَصَبَّ عَلَيْهِمْ رَبُّكَ سَوْطَ عَذَابٍ ١٣
feṣabbe `aleyhim rabbüke sevṭa `aẕâb.
Bu yüzden Rabbin onların üstüne azap kamçısı yağdırdı.
إِنَّ رَبَّكَ لَبِٱلْمِرْصَادِ ١٤
inne rabbeke lebilmirṣâd.
Kuşkusuz Rabbin her an gözetlemededir.
فَأَمَّا ٱلْإِنسَـٰنُ إِذَا مَا ٱبْتَلَىٰهُ رَبُّهُۥ فَأَكْرَمَهُۥ وَنَعَّمَهُۥ فَيَقُولُ رَبِّىٓ أَكْرَمَنِ ١٥
feemme-l'insânü iẕâ me-btelâhü rabbühû feekramehû vene``amehû feyeḳûlü rabbî ekramen.
Ama insan, her ne zaman Rabbi onu sınayıp da ikramda bulunur, nimet verirse, "Rabbim bana ikram etti." der.
وَأَمَّآ إِذَا مَا ٱبْتَلَىٰهُ فَقَدَرَ عَلَيْهِ رِزْقَهُۥ فَيَقُولُ رَبِّىٓ أَهَـٰنَنِ ١٦
veemmâ iẕâ me-btelâhü feḳadera `aleyhi rizḳahû feyeḳûlü rabbî ehânen.
Ama her ne zaman da sınayıp rızkını daraltırsa, o vakit de, "Rabbim beni zillete düşürdü." der.
كَلَّا ۖ بَل لَّا تُكْرِمُونَ ٱلْيَتِيمَ ١٧
kellâ bel lâ tükrimûne-lyetîm.
Hayır hayır, doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz.
وَلَا تَحَـٰٓضُّونَ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلْمِسْكِينِ ١٨
velâ teḥâḍḍûne `alâ ṭa`âmi-lmiskîn.
Birbirinizi yoksulu yedirmeye teşvik etmiyorsunuz.
وَتَأْكُلُونَ ٱلتُّرَاثَ أَكْلًا لَّمًّا ١٩
vete'külûne-ttürâŝe eklel lemmâ.
Oysa mirası öyle bir yiyorsunuz ki, haramhelal gözetmeden.
وَتُحِبُّونَ ٱلْمَالَ حُبًّا جَمًّا ٢٠
vetüḥibbûne-lmâle ḥubben cemmâ.
Malı öyle bir seviyorsunuz ki, yığmacasına.
كَلَّآ إِذَا دُكَّتِ ٱلْأَرْضُ دَكًّا دَكًّا ٢١
kellâ iẕâ dükketi-l'arḍu dekken dekkâ.
Hayır hayır, yer birbiri ardınca sarsılıp dümdüz olduğu zaman,
وَجَآءَ رَبُّكَ وَٱلْمَلَكُ صَفًّا صَفًّا ٢٢
vecâe rabbüke velmelekü ṣaffen ṣaffâ.
Rabbinin emri gelip melekler sıra sıra dizildiği zaman,
وَجِا۟ىٓءَ يَوْمَئِذٍۭ بِجَهَنَّمَ ۚ يَوْمَئِذٍ يَتَذَكَّرُ ٱلْإِنسَـٰنُ وَأَنَّىٰ لَهُ ٱلذِّكْرَىٰ ٢٣
vecîe yevmeiẕim bicehenneme yevmeiẕiy yeteẕekkeru-l'insânü veennâ lehü-ẕẕikrâ.
Ki cehennem de o gün getirilmiştir. İşte o gün insan anlar. Fakat bu anlamanın ona ne yararı var?
يَقُولُ يَـٰلَيْتَنِى قَدَّمْتُ لِحَيَاتِى ٢٤
yeḳûlü yâ leytenî ḳaddemtü liḥayâtî.
"Keşke hayatım için bir şeyler yapıp gönderseydim." der.
فَيَوْمَئِذٍ لَّا يُعَذِّبُ عَذَابَهُۥٓ أَحَدٌ ٢٥
feyevmeiẕil lâ yü`aẕẕibü `aẕâbehû eḥad.
Artık o gün Allah'ın edeceği azabı kimse edemez.
وَلَا يُوثِقُ وَثَاقَهُۥٓ أَحَدٌ ٢٦
velâ yûŝiḳu veŝâḳahû eḥad.
Onun vuracağı bağı kimse vuramaz.
يَـٰٓأَيَّتُهَا ٱلنَّفْسُ ٱلْمُطْمَئِنَّةُ ٢٧
yâ eyyetühe-nnefsü-lmuṭmeinneh.
Ey, Rabbine, itaat edip huzura eren nefis!
ٱرْجِعِىٓ إِلَىٰ رَبِّكِ رَاضِيَةً مَّرْضِيَّةً ٢٨
irci`î ilâ rabbiki râḍiyetem merḍiyyeh.
Hem hoşnut edici, hem de hoşnut edilmiş olarak Rabbine dön.