Müddessir Suresi
المدثر
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
فَذَٰلِكَ يَوْمَئِذٍ يَوْمٌ عَسِيرٌ ٩
feẕâlike yevmeiẕiy yevmün `asîr.
İşte o gün pek zorlu bir gündür.
عَلَى ٱلْكَـٰفِرِينَ غَيْرُ يَسِيرٍ ١٠
`ale-lkâfirîne gayru yesîr.
Kâfirler için hiç kolay değildir.
ذَرْنِى وَمَنْ خَلَقْتُ وَحِيدًا ١١
ẕernî vemen ḫalaḳtü veḥîdâ.
Tek olarak yarattığım o kimseyi bana bırak.
وَجَعَلْتُ لَهُۥ مَالًا مَّمْدُودًا ١٢
vece`altü lehû mâlem memdûdâ.
Hem ona bol servet verdim.
ثُمَّ يَطْمَعُ أَنْ أَزِيدَ ١٥
ŝümme yaṭme`u en ezîd.
Sonra da şiddetle arzu eder ki daha da artırayım.
كَلَّآ ۖ إِنَّهُۥ كَانَ لِـَٔايَـٰتِنَا عَنِيدًا ١٦
kellâ. innehû kâne liâyâtinâ `anîdâ.
Hayır, çünkü o bizim âyetlerimize karşı bir inatçı kesildi.
إِنَّهُۥ فَكَّرَ وَقَدَّرَ ١٨
innehû fekkera veḳaddera.
Çünkü o bir düşündü, ölçtü, biçti.
ثُمَّ قُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ ٢٠
ŝümme ḳutile keyfe ḳaddera.
Yine kahrolası, nasıl ölçtü biçti.
ثُمَّ أَدْبَرَ وَٱسْتَكْبَرَ ٢٣
ŝümme edbera vestekbera.
Sonra arkasını döndü ve büyüklük tasladı.
فَقَالَ إِنْ هَـٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ يُؤْثَرُ ٢٤
feḳâle in hâẕâ illâ siḥruy yü'ŝer.
"Bu, dedi, başka değil öğretilegelen bir sihirdir."
إِنْ هَـٰذَآ إِلَّا قَوْلُ ٱلْبَشَرِ ٢٥
in hâẕâ illâ ḳavlü-lbeşer.
"Bu, sadece bir insan sözüdür."
وَمَا جَعَلْنَآ أَصْحَـٰبَ ٱلنَّارِ إِلَّا مَلَـٰٓئِكَةً ۙ وَمَا جَعَلْنَا عِدَّتَهُمْ إِلَّا فِتْنَةً لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِيَسْتَيْقِنَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَـٰبَ وَيَزْدَادَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِيمَـٰنًا ۙ وَلَا يَرْتَابَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَـٰبَ وَٱلْمُؤْمِنُونَ ۙ وَلِيَقُولَ ٱلَّذِينَ فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌ وَٱلْكَـٰفِرُونَ مَاذَآ أَرَادَ ٱللَّهُ بِهَـٰذَا مَثَلًا ۚ كَذَٰلِكَ يُضِلُّ ٱللَّهُ مَن يَشَآءُ وَيَهْدِى مَن يَشَآءُ ۚ وَمَا يَعْلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ إِلَّا هُوَ ۚ وَمَا هِىَ إِلَّا ذِكْرَىٰ لِلْبَشَرِ ٣١
vemâ ce`alnâ aṣḥâbe-nnâri illâ melâikeh. vemâ ce`alnâ `iddetehüm illâ fitnetel lilleẕîne keferû liyesteyḳine-lleẕîne ûtü-lkitâbe veyezdâde-lleẕîne âmenû îmânev velâ yertâbe-lleẕîne ûtü-lkitâbe velmü'minûne veliyeḳûle-lleẕîne fî ḳulûbihim meraḍuv velkâfirûne mâẕâ erâde-llâhü bihâẕâ meŝelâ. keẕâlike yüḍillü-llâhü mey yeşâü veyehdî mey yeşâ'. vemâ ya`lemü cünûde rabbike illâ hû. vemâ hiye illâ ẕikrâ lilbeşer.
Biz o ateşin muhafızlarını hep melekler yaptık. Bunların sayılarını da ancak kâfirler için bir imtihan kıldık ki, kendilerine kitap verilenler kesin bilgi edinsinler, iman edenlerin de imanı artsın. Kendilerine kitap verilenler ve müminler şüpheye düşmesinler. Kalplerinde hastalık bulunanlarla kâfirler de: "Allah bu misalle ne demek istedi?" desinler. İşte böyle, Allah dilediğini şaşırtır, dilediğini de yola getirir. Rabbinin ordularını ancak Rabbin bilir. Bu, insanlar için uyarıdan başka bir şey değildir.
إِنَّهَا لَإِحْدَى ٱلْكُبَرِ ٣٥
innehâ leiḥde-lküber.
Kuşkusuz o Sekar, büyük belalardan biridir.
لِمَن شَآءَ مِنكُمْ أَن يَتَقَدَّمَ أَوْ يَتَأَخَّرَ ٣٧
limen şâe minküm ey yeteḳaddeme ev yeteeḫḫar.
İçinizden ileri gitmek veya geri kalmak isteyen kimseleri..
كُلُّ نَفْسٍۭ بِمَا كَسَبَتْ رَهِينَةٌ ٣٨
küllü nefsim bimâ kesebet rahîneh.
Her nefis kendi kazancına bağlıdır.
إِلَّآ أَصْحَـٰبَ ٱلْيَمِينِ ٣٩
illâ aṣḥâbe-lyemîn.
Ancak amel defterleri sağından verilenler hariç.
فِى جَنَّـٰتٍ يَتَسَآءَلُونَ ٤٠
fî cennâtin. yetesâelûn.
Onlar cennettedirler, sorup dururlar.
قَالُوا۟ لَمْ نَكُ مِنَ ٱلْمُصَلِّينَ ٤٣
ḳâlû lem nekü mine-lmüṣallîn.
Suçlular der ki: "Biz namaz kılanlardan değildik."
وَلَمْ نَكُ نُطْعِمُ ٱلْمِسْكِينَ ٤٤
velem nekü nuṭ`imü-lmiskîn.
"Yoksula da yedirmezdik."
وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ ٱلْخَآئِضِينَ ٤٥
vekünnâ neḫûḍu me`a-lḫâiḍîn.
"Boş şeylere dalanlarla dalar giderdik."
وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ ٤٦
vekünnâ nükeẕẕibü biyevmi-ddîn.
"Ceza gününü yalanlardık."
فَمَا تَنفَعُهُمْ شَفَـٰعَةُ ٱلشَّـٰفِعِينَ ٤٨
femâ tenfe`uhüm şefâ`atü-şşâfi`în.
Artık onlara şefaatçilerin şefaatı fayda vermez.
فَمَا لَهُمْ عَنِ ٱلتَّذْكِرَةِ مُعْرِضِينَ ٤٩
femâ lehüm `ani-tteẕkirati mü`riḍîn.
Şimdi o Kur'ân'dan yüz çevirirlerken ne mazeretleri var?
كَأَنَّهُمْ حُمُرٌ مُّسْتَنفِرَةٌ ٥٠
keennehüm ḥumürum müstenfirah.
Sanki onlar ürkmüş yaban eşekleri.
بَلْ يُرِيدُ كُلُّ ٱمْرِئٍ مِّنْهُمْ أَن يُؤْتَىٰ صُحُفًا مُّنَشَّرَةً ٥٢
bel yürîdü küllü-mriim minhüm ey yü'tâ ṣuḥufem müneşşerah.
Hayır, onlardan her kişi kendisine açılmış sayfalar verilmesini istiyor.
كَلَّا ۖ بَل لَّا يَخَافُونَ ٱلْـَٔاخِرَةَ ٥٣
kellâ. bel lâ yeḫâfûne-l'âḫirah.
Yok, yok onlar ahiretten korkmuyorlar.
كَلَّآ إِنَّهُۥ تَذْكِرَةٌ ٥٤
kellâ innehû teẕkirah.
Hayır, hayır, O kur'ân kuşkusuz bir öğüttür.
وَمَا يَذْكُرُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ ۚ هُوَ أَهْلُ ٱلتَّقْوَىٰ وَأَهْلُ ٱلْمَغْفِرَةِ ٥٦
vemâ yeẕkürûne illâ ey yeşâe-llâh. hüve ehlü-ttaḳvâ veehlü-lmagfirah.
Bununla beraber Allah dilemedikçe onlar öğüt alamazlar. Koruyacak da O'dur, bağışlayacak da.