لَآ أُقْسِمُ بِيَوْمِ ٱلْقِيَـٰمَةِ ١
lâ uḳsimü biyevmi-lḳiyâmeh.
Hayır, yemin ederim o kıyamet gününe.
القيامة
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
لَآ أُقْسِمُ بِيَوْمِ ٱلْقِيَـٰمَةِ ١
lâ uḳsimü biyevmi-lḳiyâmeh.
Hayır, yemin ederim o kıyamet gününe.
وَلَآ أُقْسِمُ بِٱلنَّفْسِ ٱللَّوَّامَةِ ٢
velâ uḳsimü binnefsi-llevvâmeh.
Yine hayır, yemin ederim o sürekli kendini kınayan nefse.
أَيَحْسَبُ ٱلْإِنسَـٰنُ أَلَّن نَّجْمَعَ عِظَامَهُۥ ٣
eyaḥsebü-l'insânü ellen necme`a `iżâmeh.
İnsan, kendisinin kemiklerini bir araya toplayamayacağımızı mı sanıyor?
بَلَىٰ قَـٰدِرِينَ عَلَىٰٓ أَن نُّسَوِّىَ بَنَانَهُۥ ٤
belâ ḳâdirîne `alâ en nüsevviye benâneh.
Evet, bizim onun parmak uçlarını bile aynen eski haline getirmeye gücümüz yeter.
بَلْ يُرِيدُ ٱلْإِنسَـٰنُ لِيَفْجُرَ أَمَامَهُۥ ٥
bel yürîdü-l'insânü liyefcüra emâmeh.
Fakat insan günahı devam ettirmek ister.
يَسْـَٔلُ أَيَّانَ يَوْمُ ٱلْقِيَـٰمَةِ ٦
yes'elü eyyâne yevmü-lḳiyâmeh.
O kıyamet günü ne zaman? diye sorar.
يَقُولُ ٱلْإِنسَـٰنُ يَوْمَئِذٍ أَيْنَ ٱلْمَفَرُّ ١٠
yeḳûlü-l'insânü yevmeiẕin eyne-lmeferr.
İşte o gün insan, "kaçacak yer neresi?" der.
إِلَىٰ رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ ٱلْمُسْتَقَرُّ ١٢
ilâ rabbike yevmeiẕin-lmüsteḳarr.
O gün varılıp durulacak yer, ancak Rabbinin huzurudur.
يُنَبَّؤُا۟ ٱلْإِنسَـٰنُ يَوْمَئِذٍۭ بِمَا قَدَّمَ وَأَخَّرَ ١٣
yünebbeü-l'insânü yevmeiẕim bimâ ḳaddeme veeḫḫar.
O gün insana, yapıp öne sürdüğü ve geri bıraktığı ne varsa bildirilir.
بَلِ ٱلْإِنسَـٰنُ عَلَىٰ نَفْسِهِۦ بَصِيرَةٌ ١٤
beli-l'insânü `alâ nefsihî beṣîrah.
Doğrusu insan kendi nefsini görür,
لَا تُحَرِّكْ بِهِۦ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِۦٓ ١٦
lâ tüḥarrik bihî lisâneke lita`cele bih.
Onu hemen okumak için dilini depretme.
إِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُۥ وَقُرْءَانَهُۥ ١٧
inne `aleynâ cem`ahû veḳur'âneh.
Kuşkusuz onu toplamak ve okumak bize aittir.
فَإِذَا قَرَأْنَـٰهُ فَٱتَّبِعْ قُرْءَانَهُۥ ١٨
feiẕâ ḳara'nâhü fettebi` ḳur'âneh.
O halde biz onu okuduğumuz zaman sen onun okunuşunu takip et.
ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُۥ ١٩
ŝümme inne `aleynâ beyâneh.
Sonra onu açıklamak da bize aittir.
كَلَّا بَلْ تُحِبُّونَ ٱلْعَاجِلَةَ ٢٠
kellâ bel tüḥibbûne-l`âcileh.
Hayır, siz peşin olanı (dünyayı) seviyorsunuz da
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَّاضِرَةٌ ٢٢
vucûhüy yevmeiẕin nâḍirah.
Yüzler var ki o gün ışıl ışıl parlar.
وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍۭ بَاسِرَةٌ ٢٤
vevucûhüy yevmeiẕim bâsirah.
Yüzler de var ki o gün asıktır.
تَظُنُّ أَن يُفْعَلَ بِهَا فَاقِرَةٌ ٢٥
teżunnü ey yüf`ale bihâ fâḳirah.
Anlar ki kendisine belkıran (bel kemiklerini kıran belalı bir iş) yapılır.
كَلَّآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلتَّرَاقِىَ ٢٦
kellâ iẕâ belegati-tterâḳiy.
Hayır hayır, ne zaman ki can köprücük kemiklerine dayanır,
وَظَنَّ أَنَّهُ ٱلْفِرَاقُ ٢٨
veżanne ennehü-lfirâḳ.
Can çekişen bunun o ayrılık anı olduğunu anlar.
إِلَىٰ رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ ٱلْمَسَاقُ ٣٠
ilâ rabbike yevmeiẕin-lmesâḳ.
İşte o gün sevk, ancak Rabbinedir.
فَلَا صَدَّقَ وَلَا صَلَّىٰ ٣١
felâ ṣaddeḳa velâ ṣallâ.
Fakat o, ne sadaka verdi, ne namaz kıldı.
ثُمَّ ذَهَبَ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦ يَتَمَطَّىٰٓ ٣٣
ŝümme ẕehebe ilâ ehlihî yetemeṭṭâ.
Sonra da çalım sata sata ailesine gitti.
ثُمَّ أَوْلَىٰ لَكَ فَأَوْلَىٰٓ ٣٥
ŝümme evlâ leke feevlâ.
Evet, gerektir o bela sana gerek.
أَيَحْسَبُ ٱلْإِنسَـٰنُ أَن يُتْرَكَ سُدًى ٣٦
eyaḥsebü-l'insânü ey yütrake südâ.
İnsan başıboş bırakılacağını mı sanır?
أَلَمْ يَكُ نُطْفَةً مِّن مَّنِىٍّ يُمْنَىٰ ٣٧
elem yekü nuṭfetem mim meniyyiy yümnâ.
O, dökülen erlik suyundan bir damla (sperm) değil miydi?
ثُمَّ كَانَ عَلَقَةً فَخَلَقَ فَسَوَّىٰ ٣٨
ŝümme kâne `aleḳaten feḫaleḳa fesevvâ.
Sonra bir aleka (embriyon) oldu da Rabbi onu biçime koydu, sonra şekil verdi.
فَجَعَلَ مِنْهُ ٱلزَّوْجَيْنِ ٱلذَّكَرَ وَٱلْأُنثَىٰٓ ٣٩
fece`ale minhü-zzevceyni-ẕẕekera vel'ünŝâ.
Ondan da iki cinsi; erkek ve dişiyi var etti.
أَلَيْسَ ذَٰلِكَ بِقَـٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يُحْـِۧىَ ٱلْمَوْتَىٰ ٤٠
eleyse ẕâlike biḳâdirin `alâ ey yuḥyiye-lmevtâ.
Peki, bunu yapanın ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi?