İçeriğe geç
70

Meâric Suresi

المعارج

Ayet
44
İndiği yer
Mekkî
İniş sırası
79.
Cüz
29.
Kelime
217
Harf
971
Ebced
70.600

Mushaf'ta aç

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

1

سَأَلَ سَآئِلٌۢ بِعَذَابٍ وَاقِعٍ ۝١

seele sâilüm bi`aẕâbiv vâḳi`.

Bir isteyen, olacak azabı istedi.

Kelimeler
2

لِّلْكَـٰفِرِينَ لَيْسَ لَهُۥ دَافِعٌ ۝٢

lilkâfirîne leyse lehû dâfi`.

Kâfirler için onu savacak yok.

Kelimeler
3

مِّنَ ٱللَّهِ ذِى ٱلْمَعَارِجِ ۝٣

mine-llâhi ẕi-lme`âric.

O, derece ve makamların sahibi Allah'tandır.

Kelimeler
4

تَعْرُجُ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ وَٱلرُّوحُ إِلَيْهِ فِى يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُۥ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ ۝٤

ta`rucü-lmelâiketü verrûḥu ileyhi fî yevmin kâne miḳdâruhû ḫamsîne elfe seneh.

Melekler ve Ruh miktarı ellibin yıl süren bir gün içinde ona çıkar.

Kelimeler
5

فَٱصْبِرْ صَبْرًا جَمِيلًا ۝٥

faṣbir ṣabran cemîlâ.

O halde güzel bir sabır ile sabret.

Kelimeler
6

إِنَّهُمْ يَرَوْنَهُۥ بَعِيدًا ۝٦

innehüm yeravnehû be`îdâ.

Çünkü onlar onu uzak görürler.

Kelimeler
7

وَنَرَىٰهُ قَرِيبًا ۝٧

venerâhü ḳarîbâ.

Biz ise onu yakın görüyoruz.

Kelimeler
8

يَوْمَ تَكُونُ ٱلسَّمَآءُ كَٱلْمُهْلِ ۝٨

yevme tekûnü-ssemâü kelmühl.

O gün gök erimiş bir maden gibi olur.

Kelimeler
9

وَتَكُونُ ٱلْجِبَالُ كَٱلْعِهْنِ ۝٩

vetekûnü-lcibâlü kel`ihn.

Dağlar da atılmış renkli yün gibi olur.

Kelimeler
10

وَلَا يَسْـَٔلُ حَمِيمٌ حَمِيمًا ۝١٠

velâ yes'elü ḥamîmün ḥamîmâ.

Dost dostun halini soramaz.

Kelimeler
11

يُبَصَّرُونَهُمْ ۚ يَوَدُّ ٱلْمُجْرِمُ لَوْ يَفْتَدِى مِنْ عَذَابِ يَوْمِئِذٍۭ بِبَنِيهِ ۝١١

yübeṣṣarûnehüm. yeveddü-lmücrimü lev yeftedî min `aẕâbi yevmiiẕim bibenîh.

Birbirlerine gösterilirler. Suçlu o günün azabından kurtulmak için fidye vermek ister; oğullarını,

Kelimeler
12

وَصَـٰحِبَتِهِۦ وَأَخِيهِ ۝١٢

veṣâḥibetihî veeḫîh.

Eşini ve kardeşini,

Kelimeler
13

وَفَصِيلَتِهِ ٱلَّتِى تُـْٔوِيهِ ۝١٣

vefeṣîletihi-lletî tü'vîh.

Kendisini barındıran, içinde yetiştiği tüm ailesini,

Kelimeler
14

وَمَن فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًا ثُمَّ يُنجِيهِ ۝١٤

vemen fi-l'arḍi cemî`an ŝümme yüncîh.

Ve yeryüzünde bulunanların hepsini ki, tek kendini kurtarabilsin.

Kelimeler
15

كَلَّآ ۖ إِنَّهَا لَظَىٰ ۝١٥

kellâ. innehâ leżâ.

Hayır, o alevlenen bir ateştir.

Kelimeler
16

نَزَّاعَةً لِّلشَّوَىٰ ۝١٦

nezzâ`atel lişşevâ.

Derileri kavurur, soyar.

Kelimeler
17

تَدْعُوا۟ مَنْ أَدْبَرَ وَتَوَلَّىٰ ۝١٧

ted`û men edbera vetevellâ.

Çağırır, sırtını dönüp gideni,

Kelimeler
18

وَجَمَعَ فَأَوْعَىٰٓ ۝١٨

veceme`a feev`â.

Mal toplayıp kasada yığanı,

Kelimeler
19

۞ إِنَّ ٱلْإِنسَـٰنَ خُلِقَ هَلُوعًا ۝١٩

inne-l'insâne ḫuliḳa helû`â.

Doğrusu insan dayanıksız ve huysuz yaratılmıştır.

Kelimeler
20

إِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ جَزُوعًا ۝٢٠

iẕâ messehü-şşerru cezû`â.

Kendisine kötülük dokundu mu sızlanır.

Kelimeler
21

وَإِذَا مَسَّهُ ٱلْخَيْرُ مَنُوعًا ۝٢١

veiẕâ messehü-lḫayru menû`â.

Kendisine hayır dokundu mu cimrilik eder.

Kelimeler
22

إِلَّا ٱلْمُصَلِّينَ ۝٢٢

ille-lmüṣallîn.

Ancak namaz kılanlar bunun dışındadır.

Kelimeler
23

ٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ دَآئِمُونَ ۝٢٣

elleẕîne hüm `alâ ṣalâtihim dâimûn.

Onlar ki namazlarını sürekli kılarlar.

Kelimeler
24

وَٱلَّذِينَ فِىٓ أَمْوَٰلِهِمْ حَقٌّ مَّعْلُومٌ ۝٢٤

velleẕîne fî emvâlihim ḥaḳḳum ma`lûm.

Onların mallarında belli bir hak vardır,

Kelimeler
25

لِّلسَّآئِلِ وَٱلْمَحْرُومِ ۝٢٥

lissâili velmaḥrûm.

Hem isteyen için, hem de istemekten utanan yoksul için.

Kelimeler
26

وَٱلَّذِينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ ۝٢٦

velleẕîne yüṣaddiḳûne biyevmi-ddîn.

Onlar ki ceza gününü tasdik ederler.

Kelimeler
27

وَٱلَّذِينَ هُم مِّنْ عَذَابِ رَبِّهِم مُّشْفِقُونَ ۝٢٧

velleẕîne hüm min `aẕâbi rabbihim müşfiḳûn.

Rablerinin azabından korkarlar.

Kelimeler
28

إِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمْ غَيْرُ مَأْمُونٍ ۝٢٨

inne `aẕâbe rabbihim gayru me'mûn.

Çünkü Rablerinin azabından emin olunmaz.

Kelimeler
29

وَٱلَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَـٰفِظُونَ ۝٢٩

velleẕîne hüm lifürûcihim ḥâfiżûn.

Onlar ki ırzlarını korurlar.

Kelimeler
30

إِلَّا عَلَىٰٓ أَزْوَٰجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَـٰنُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ ۝٣٠

illâ `alâ ezvâcihim ev mâ meleket eymânühüm feinnehüm gayru melûmîn.

Ancak zevcelerine ve cariyelerine karşı hariç. Çünkü onlara yaklaştıklarında kınanmazlar.

Kelimeler
31

فَمَنِ ٱبْتَغَىٰ وَرَآءَ ذَٰلِكَ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْعَادُونَ ۝٣١

femeni-btegâ verâe ẕâlike feülâike hümü-l`âdûn.

Bundan ötesini isteyenler, var ya işte onlar haddi aşanlardır.

Kelimeler
32

وَٱلَّذِينَ هُمْ لِأَمَـٰنَـٰتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَٰعُونَ ۝٣٢

velleẕîne hüm liemânâtihim ve`ahdihim râ`ûn.

Onlar emanetlerini ve ahitlerini gözetirler.

Kelimeler
33

وَٱلَّذِينَ هُم بِشَهَـٰدَٰتِهِمْ قَآئِمُونَ ۝٣٣

velleẕîne hüm bişehâdetihim ḳâimûn.

Şahitliklerinde dürüsttürler.

Kelimeler
34

وَٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ ۝٣٤

velleẕîne hüm `alâ ṣalâtihim yüḥâfiżûn.

Namazlarına devam ederler.

Kelimeler
35

أُو۟لَـٰٓئِكَ فِى جَنَّـٰتٍ مُّكْرَمُونَ ۝٣٥

ülâike fî cennâtim mükramûn.

İşte bunlar cennetlerde ağırlanırlar.

Kelimeler
36

فَمَالِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ قِبَلَكَ مُهْطِعِينَ ۝٣٦

femâ lilleẕîne keferû ḳibeleke mühti`în.

Şimdi ne oluyor o inkâr edenlere ki, sana doğru boyunlarını uzatarak koşuyorlar:

Kelimeler
37

عَنِ ٱلْيَمِينِ وَعَنِ ٱلشِّمَالِ عِزِينَ ۝٣٧

`ani-lyemîni ve`ani-şşimâli `izîn.

Sağdan ve soldan bölük bölük.

Kelimeler
38

أَيَطْمَعُ كُلُّ ٱمْرِئٍ مِّنْهُمْ أَن يُدْخَلَ جَنَّةَ نَعِيمٍ ۝٣٨

eyaṭme`u küllü-mriim minhüm ey yüdḫale cennete ne`îm.

Onlardan herbiri, bir nimet cennetine sokulacağını mı umuyor?

Kelimeler
39

كَلَّآ ۖ إِنَّا خَلَقْنَـٰهُم مِّمَّا يَعْلَمُونَ ۝٣٩

kellâ. innâ ḫalaḳnâhüm mimmâ ya`lemûn.

Hayır, biz onları bildikleri şeyden yarattık.

Kelimeler
40

فَلَآ أُقْسِمُ بِرَبِّ ٱلْمَشَـٰرِقِ وَٱلْمَغَـٰرِبِ إِنَّا لَقَـٰدِرُونَ ۝٤٠

felâ uḳsimü birabbi-lmeşâriḳi velmegâribi innâ leḳâdirûn.

Artık o doğuların ve batıların Rabbine yemine ne gerek, elbette bizim gücümüz yeter.

Kelimeler
41

عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ خَيْرًا مِّنْهُمْ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ ۝٤١

`alâ en nübeddile ḫayram minhüm vemâ naḥnü bimesbûḳîn.

Onları kendilerinden daha hayırlı olanlarla değiştirebiliriz ve bizim önümüze geçilmez.

Kelimeler
42

فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا۟ وَيَلْعَبُوا۟ حَتَّىٰ يُلَـٰقُوا۟ يَوْمَهُمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ ۝٤٢

feẕerhüm yeḫûḍû veyel`abû ḥattâ yülâḳû yevmehümü-lleẕî yû`adûn.

O halde bırak onları, kendilerine vaad edilen günlerine kavuşuncaya kadar dalıp oynayadursunlar.

Kelimeler
43

يَوْمَ يَخْرُجُونَ مِنَ ٱلْأَجْدَاثِ سِرَاعًا كَأَنَّهُمْ إِلَىٰ نُصُبٍ يُوفِضُونَ ۝٤٣

yevme yaḫrucûne mine-l'ecdâŝi sirâ`an keennehüm ilâ nüṣubiy yûfiḍûn.

O gün kabirlerden hızlı hızlı çıkacaklar, sanki putlara gidiyorlarmış gibi fırlayacaklar.

Kelimeler
44

خَـٰشِعَةً أَبْصَـٰرُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ ۚ ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمُ ٱلَّذِى كَانُوا۟ يُوعَدُونَ ۝٤٤

ḫâşi`aten ebṣâruhüm terheḳuhüm ẕilleh. ẕâlike-lyevmü-lleẕî kânû yû`adûn.

Gözleri düşük, kendilerini bir alçaklık saracak da saracak. İşte onlara vaad edilen gün, o gündür.

Kelimeler

Okuma ayarları

Arapça yazı boyutu
Meal
Satır altı kelime meali
Okunuş (Latin harfleriyle)
Görünüm
Öneri kutusu