İçeriğe geç

Cüzler

27. Cüz

Mushaf'ta oku

Zâriyât Suresi الذاريات

31

۞ قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا ٱلْمُرْسَلُونَ ۝٣١

ḳâle femâ ḫaṭbüküm eyyühe-lmürselûn.

İbrahim, kendisine misafir olarak gelen meleklere: "Acaba sizin asıl önemli işiniz nedir ey elçiler?" dedi.

Kelimeler
32

قَالُوٓا۟ إِنَّآ أُرْسِلْنَآ إِلَىٰ قَوْمٍ مُّجْرِمِينَ ۝٣٢

ḳâlû innâ ürsilnâ ilâ ḳavmim mücrimîn.

Onlar: "Gerçekten biz günahkâr bir kavim (olan Lût kavmine) gönderildik.

Kelimeler
33

لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِّن طِينٍ ۝٣٣

linürsile `aleyhim ḥicâratem min ṭîn.

Onların üzerine çamurdan pişirilmiş sert taşlar yağdıracağız.

Kelimeler
34

مُّسَوَّمَةً عِندَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِفِينَ ۝٣٤

müsevvemeten `inde rabbike lilmüsrifîn.

O taşlardan herbirinin haddi aşanlardan kime isabet edeceği Rabbin katında işaretlenmiştir." dediler.

Kelimeler
35

فَأَخْرَجْنَا مَن كَانَ فِيهَا مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ ۝٣٥

feaḫracnâ men kâne fîhâ mine-lmü'minîn.

Nihayet biz müminlerden orada bulunan kimseleri çıkardık.

Kelimeler
36

فَمَا وَجَدْنَا فِيهَا غَيْرَ بَيْتٍ مِّنَ ٱلْمُسْلِمِينَ ۝٣٦

femâ vecednâ fîhâ gayra beytim mine-lmüslimîn.

Fakat biz orada müslümanlardan bir ev halkından başka kimseyi de bulamadık.

Kelimeler
37

وَتَرَكْنَا فِيهَآ ءَايَةً لِّلَّذِينَ يَخَافُونَ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَلِيمَ ۝٣٧

veteraknâ fîhâ âyetel lilleẕîne yeḫâfûne-l`aẕâbe-l'elîm.

Biz orada acı bir azabdan korkan kimseler için bir ibret nişanesi bıraktık.

Kelimeler
38

وَفِى مُوسَىٰٓ إِذْ أَرْسَلْنَـٰهُ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ بِسُلْطَـٰنٍ مُّبِينٍ ۝٣٨

vefî mûsâ iẕ erselnâhü ilâ fir`avne bisülṭânim mübîn.

Musa'nın kıssasında da ibret vardır. Hani biz onu apaçık bir delille Firavun'a göndermiştik.

Kelimeler
39

فَتَوَلَّىٰ بِرُكْنِهِۦ وَقَالَ سَـٰحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ ۝٣٩

fetevellâ biruknihî veḳâle sâḥirun ev mecnûn.

Firavun ise ordusuyla birlikte yüz çevirmiş, onun hakkında: "Bu bir sihirbazdır, ya da bir delidir." demişti.

Kelimeler
40

فَأَخَذْنَـٰهُ وَجُنُودَهُۥ فَنَبَذْنَـٰهُمْ فِى ٱلْيَمِّ وَهُوَ مُلِيمٌ ۝٤٠

feeḫaẕnâhü vecünûdehû fenebeẕnâhüm fi-lyemmi vehüve mülîm.

Nihayet biz onu ve ordularını yakalayıp hepsini denize attık. Firavun ise o sırada (inadından dolayı pişmanlık duyarak) kendi kendini kınıyordu.

Kelimeler
41

وَفِى عَادٍ إِذْ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ ٱلرِّيحَ ٱلْعَقِيمَ ۝٤١

vefî `âdin iẕ erselnâ `aleyhimü-rrîḥa-l`aḳîm.

Âd kavminin helâkinde de bir ibret vardır. Hani biz onların üzerine köklerini kesecek bir rüzgar göndermiştik.

Kelimeler
42

مَا تَذَرُ مِن شَىْءٍ أَتَتْ عَلَيْهِ إِلَّا جَعَلَتْهُ كَٱلرَّمِيمِ ۝٤٢

mâ teẕeru min şey'in etet `aleyhi illâ ce`alethü kelramîm.

O rüzgar üzerine uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka onu kül gibi dağıtıyordu.

Kelimeler
43

وَفِى ثَمُودَ إِذْ قِيلَ لَهُمْ تَمَتَّعُوا۟ حَتَّىٰ حِينٍ ۝٤٣

vefî ŝemûde iẕ ḳîle lehüm temette`û ḥattâ ḥîn.

Semud kavminin helâkinde de bir ibret vardır. Hani onlara: "Belirli bir süreye kadar dünyadan yararalanıp, geçinin!" denmişti.

Kelimeler
44

فَعَتَوْا۟ عَنْ أَمْرِ رَبِّهِمْ فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّـٰعِقَةُ وَهُمْ يَنظُرُونَ ۝٤٤

fe`atev `an emri rabbihim feeḫaẕethümu-ṣṣâ`iḳatü vehüm yenżurûn.

Onlarsa Rablerinin emrine karşı büyüklük tasladılar. Bunun üzerine kendilerini, bakıp dururlarken yıldırım yakalayıp, çarptı.

Kelimeler
45

فَمَا ٱسْتَطَـٰعُوا۟ مِن قِيَامٍ وَمَا كَانُوا۟ مُنتَصِرِينَ ۝٤٥

feme-steṭâ`û min ḳiyâmiv vemâ kânû münteṣirîn.

Artık onlar, ne kendi kendilerine ayağa kalkabildiler, ne de yardım gördüler.

Kelimeler
46

وَقَوْمَ نُوحٍ مِّن قَبْلُ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَوْمًا فَـٰسِقِينَ ۝٤٦

veḳavme nûḥim min ḳabl. innehüm kânû ḳavmen fâsiḳîn.

Daha önce de Nuh kavmini helâk etmiştik. Çünkü onlar yoldan çıkmış fâsık bir kavimdiler.

Kelimeler
47

وَٱلسَّمَآءَ بَنَيْنَـٰهَا بِأَيْي۟دٍ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ ۝٤٧

vessemâe beneynâhâ bieydiv veinnâ lemûsi`ûn.

Biz göğü kudretimizle bina ettik. Hiç şüphesiz biz, çok genişlik ve kudret sahibiyiz.

Kelimeler
48

وَٱلْأَرْضَ فَرَشْنَـٰهَا فَنِعْمَ ٱلْمَـٰهِدُونَ ۝٤٨

vel'arḍa feraşnâhâ feni`me-lmâhidûn.

Yeryüzünü de biz döşedik. Bakın biz onu ne güzel döşüyoruz!

Kelimeler
49

وَمِن كُلِّ شَىْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ ۝٤٩

vemin külli şey'in ḫalaḳnâ zevceyni le`alleküm teẕekkerûn.

Biz herşeyden iki çift yarattık. Umulur ki, iyice düşünürsünüz.

Kelimeler
50

فَفِرُّوٓا۟ إِلَى ٱللَّهِ ۖ إِنِّى لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ ۝٥٠

fefirrû ile-llâh. innî leküm minhü neẕîrum mübîn.

Ey Muhammed! de ki: "Öyleyse Allah'a koşun, gerçekten ben size O'nun tarafından gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım.

Kelimeler
51

وَلَا تَجْعَلُوا۟ مَعَ ٱللَّهِ إِلَـٰهًا ءَاخَرَ ۖ إِنِّى لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ ۝٥١

velâ tec`alû me`a-llâhi ilâhen âḫar. innî leküm minhü neẕîrum mübîn.

Allah'la beraber başka bir tanrı uydurmayın (O'na ortak koşmayın). Gerçekten ben size O'nun tarafından gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım."

Kelimeler
52

كَذَٰلِكَ مَآ أَتَى ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا قَالُوا۟ سَاحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ ۝٥٢

keẕâlike mâ ete-lleẕîne min ḳablihim mir rasûlin illâ ḳâlû sâḥirun ev mecnûn.

Böylece onlardan öncekilere de herhangi bir peygamber gelince, onun hakkında da mutlaka: "Bir sihirbazdır veya bir delidir." dediler.

Kelimeler
53

أَتَوَاصَوْا۟ بِهِۦ ۚ بَلْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ ۝٥٣

etevâṣav bih. bel hüm ḳavmün ṭâgûn.

Onlar birbirlerine bunu mu tavsiye ettiler? Hayır onlar azgın bir kavimdir.

Kelimeler
54

فَتَوَلَّ عَنْهُمْ فَمَآ أَنتَ بِمَلُومٍ ۝٥٤

fetevelle `anhüm femâ ente bimelûm.

Ey Muhammed! Sen onlardan yüz çevir. Artık sen kınanacak değilsin.

Kelimeler
55

وَذَكِّرْ فَإِنَّ ٱلذِّكْرَىٰ تَنفَعُ ٱلْمُؤْمِنِينَ ۝٥٥

veẕekkir feinne-ẕẕikrâ tenfe`u-lmü'minîn.

Sen öğüt verip hatırlat. Çünkü, hatırlatmak müminlere fayda verir.

Kelimeler
56

وَمَا خَلَقْتُ ٱلْجِنَّ وَٱلْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ ۝٥٦

vemâ ḫalaḳtü-lcinne vel'inse illâ liya`büdûn.

Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.

Kelimeler
57

مَآ أُرِيدُ مِنْهُم مِّن رِّزْقٍ وَمَآ أُرِيدُ أَن يُطْعِمُونِ ۝٥٧

mâ ürîdü minhüm mir rizḳiv vemâ ürîdü ey yuṭ`imûn.

Ben onlardan herhangi bir rızık istemiyorum. Beni yedirmelerini de istemiyorum.

Kelimeler
58

إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلرَّزَّاقُ ذُو ٱلْقُوَّةِ ٱلْمَتِينُ ۝٥٨

inne-llâhe hüve-rrazzâḳu ẕü-lḳuvveti-lmetîn.

Şüphesiz ki, rızık veren O sağlam kuvvet sahibi olan Allah'tır.

Kelimeler
59

فَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ ذَنُوبًا مِّثْلَ ذَنُوبِ أَصْحَـٰبِهِمْ فَلَا يَسْتَعْجِلُونِ ۝٥٩

feinne lilleẕîne żalemû ẕenûbem miŝle ẕenûbi aṣḥâbihim felâ yesta`cilûn.

Şüphsiz ki, zulmedenlerin geçmiş arkadaşlarının payı gibi, dolgun bir azab payı vardır. Ama şimdi onu acele istemesinler.

Kelimeler
60

فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن يَوْمِهِمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ ۝٦٠

feveylül lilleẕîne keferû miy yevmihimü-lleẕî yû`adûn.

Kendilerine vaad edilen günlerinde uğrayacakaları azabdan dolayı vay inkâr edenlerin haline!.

Kelimeler

Tûr Suresi الطور

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

1

وَٱلطُّورِ ۝١

veṭṭûr.

Andolsun Tûr'a,

Kelimeler
2

وَكِتَـٰبٍ مَّسْطُورٍ ۝٢

vekitâbim mesṭûr.

Yayılmış ince deri üzerine, satır satır yazılmış kitaba,

Kelimeler
3

فِى رَقٍّ مَّنشُورٍ ۝٣

fî raḳḳim menşûr.

↑ Bu ayet, yukarıdaki ayetle birlikte çevrilmiştir.

Kelimeler
4

وَٱلْبَيْتِ ٱلْمَعْمُورِ ۝٤

velbeyti-lma`mûr.

Ma'mur eve,

Kelimeler
5

وَٱلسَّقْفِ ٱلْمَرْفُوعِ ۝٥

vessaḳfi-lmerfû`.

Yükseltilmiş tavana,

Kelimeler
6

وَٱلْبَحْرِ ٱلْمَسْجُورِ ۝٦

velbaḥri-lmescûr.

Kaynatılmış denize, (andolsun ki)

Kelimeler
7

إِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَٰقِعٌ ۝٧

inne `aẕâbe rabbike levâḳi`.

Rabbinin azabı mutlaka vuku bulacaktır.

Kelimeler
8

مَّا لَهُۥ مِن دَافِعٍ ۝٨

mâ lehû min dâfi`.

Ona engel olacak (hiçbir şey de) yoktur.

Kelimeler
9

يَوْمَ تَمُورُ ٱلسَّمَآءُ مَوْرًا ۝٩

yevme temûru-ssemâü mevrâ.

O gün gök, bir çalkanış çalkalanır

Kelimeler
10

وَتَسِيرُ ٱلْجِبَالُ سَيْرًا ۝١٠

vetesîru-lcibâlü seyrâ.

Dağlar da bir yürüyüş yürür.

Kelimeler
11

فَوَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ۝١١

feveylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.

Vay haline o gün yalanlayanların!

Kelimeler
12

ٱلَّذِينَ هُمْ فِى خَوْضٍ يَلْعَبُونَ ۝١٢

elleẕîne hüm fî ḫavḍiy yel`abûn.

Ki onlar, daldıkları bir batak (bâtıl)da oynayıp duruyorlar.

Kelimeler
13

يَوْمَ يُدَعُّونَ إِلَىٰ نَارِ جَهَنَّمَ دَعًّا ۝١٣

yevme yüde``ûne ilâ nâri cehenneme da``â.

O gün onlar cehennem ateşine itilip kakılacaklar.

Kelimeler
14

هَـٰذِهِ ٱلنَّارُ ٱلَّتِى كُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ ۝١٤

hâẕihi-nnâru-lletî küntüm bihâ tükeẕẕibûn.

(Onlara): "İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur" (denilecek).

Kelimeler
15

أَفَسِحْرٌ هَـٰذَآ أَمْ أَنتُمْ لَا تُبْصِرُونَ ۝١٥

efesiḥrun hâẕâ em entüm lâ tübṣirûn.

"Bu da mı bir sihir? Yoksa siz görmüyor musunuz?

Kelimeler
16

ٱصْلَوْهَا فَٱصْبِرُوٓا۟ أَوْ لَا تَصْبِرُوا۟ سَوَآءٌ عَلَيْكُمْ ۖ إِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ ۝١٦

iṣlevhâ faṣbirû ev lâ taṣbirû. sevâün `aleyküm. innemâ tüczevne mâ küntüm ta`melûn.

Girin oraya, ister sabredin ister etmeyin artık sizin için birdir. Siz hep yaptıklarınıza göre cezalandırılacaksınız" (denilecek).

Kelimeler
17

إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّـٰتٍ وَنَعِيمٍ ۝١٧

inne-lmütteḳîne fî cennâtiv vene`îm.

Şüphesiz (günahlardan) korunanlar da cennetlerde, nimetler içindedirler.

Kelimeler
18

فَـٰكِهِينَ بِمَآ ءَاتَىٰهُمْ رَبُّهُمْ وَوَقَىٰهُمْ رَبُّهُمْ عَذَابَ ٱلْجَحِيمِ ۝١٨

fâkihîne bimâ âtâhüm rabbühüm. veveḳâhüm rabbühüm `aẕâbe-lceḥîm.

Rablerinin kendilerine verdiği ile zevk ü sefâ sürerler. Rableri onları, cehennem azabından korumuştur.

Kelimeler
19

كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ ۝١٩

külû veşrabû henîem bimâ küntüm ta`melûn.

(Onlara): "Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yeyin, için" (denilir.)

Kelimeler
20

مُتَّكِـِٔينَ عَلَىٰ سُرُرٍ مَّصْفُوفَةٍ ۖ وَزَوَّجْنَـٰهُم بِحُورٍ عِينٍ ۝٢٠

müttekiîne `alâ sürurim maṣfûfeh. vezevvecnâhüm biḥûrin `în.

Sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanırlar. Ayrıca biz onları ceylan gözlü hûrilerle evlendirdik.

Kelimeler
21

وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَٱتَّبَعَتْهُمْ ذُرِّيَّتُهُم بِإِيمَـٰنٍ أَلْحَقْنَا بِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَمَآ أَلَتْنَـٰهُم مِّنْ عَمَلِهِم مِّن شَىْءٍ ۚ كُلُّ ٱمْرِئٍۭ بِمَا كَسَبَ رَهِينٌ ۝٢١

velleẕîne âmenû vettebe`athüm ẕürriyyetühüm biîmânin elḥaḳnâ bihim ẕürriyyetehüm vemâ eletnâhüm min `amelihim min şey'. küllü-mriim bimâ kesebe rahîn.

İman edip zürriyetleri de iman ile kendilerine tâbi olanlar (yok mu?); işte biz, onların nesillerini de kendilerine kattık. Kendilerinin amellerinden birşey de eksiltmedik. Herkes kendi kazandığına bağlıdır.

Kelimeler
22

وَأَمْدَدْنَـٰهُم بِفَـٰكِهَةٍ وَلَحْمٍ مِّمَّا يَشْتَهُونَ ۝٢٢

veemdednâhüm bifâkihetiv velaḥmim mimmâ yeştehûn.

Onlara canlarının istediği meyvalar ve etlerden bol bol verdik.

Kelimeler
23

يَتَنَـٰزَعُونَ فِيهَا كَأْسًا لَّا لَغْوٌ فِيهَا وَلَا تَأْثِيمٌ ۝٢٣

yetenâza`ûne fîhâ ke'sel lâ lagvun fîhâ velâ te'ŝîm.

Orada bir kadeh kapışırlar ki, onda ne bir saçmalama vardır, ne de günaha sokma.

Kelimeler
24

۞ وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ غِلْمَانٌ لَّهُمْ كَأَنَّهُمْ لُؤْلُؤٌ مَّكْنُونٌ ۝٢٤

veyeṭûfü `aleyhim gilmânül lehüm keennehüm lü'lüüm meknûn.

Kendilerine ait bir takım hizmetçiler de onların etrafında dönerler. Bu gençler sanki sedefleri içine gizlenmiş inci gibidirler.

Kelimeler
25

وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ ۝٢٥

veaḳbele ba`ḍuhüm `alâ ba`ḍiy yetesâelûn.

Birbirlerine yönelip soruyorlar.

Kelimeler
26

قَالُوٓا۟ إِنَّا كُنَّا قَبْلُ فِىٓ أَهْلِنَا مُشْفِقِينَ ۝٢٦

ḳâlû innâ künnâ ḳablü fî ehlinâ müşfiḳîn.

Ve diyorlar ki: "Gerçekte biz daha önce (dünya hayatında) âilemiz içinde (âkibetimizden) korkardık".

Kelimeler
27

فَمَنَّ ٱللَّهُ عَلَيْنَا وَوَقَىٰنَا عَذَابَ ٱلسَّمُومِ ۝٢٧

femenne-llâhü `aleynâ veveḳânâ `aẕâbe-ssemûm.

"Allah bize lutfetti de bizi (vücûdun) içine işleyen (kavurucu) azabdan korudu."

Kelimeler
28

إِنَّا كُنَّا مِن قَبْلُ نَدْعُوهُ ۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْبَرُّ ٱلرَّحِيمُ ۝٢٨

innâ künnâ min ḳablü ned`ûh. innehû hüve-lberru-rraḥîm.

"Gerçekten biz bundan önce O'na yalvarıyorduk. Çünkü iyilik eden, esirgeyen ancak O'dur."

Kelimeler
29

فَذَكِّرْ فَمَآ أَنتَ بِنِعْمَتِ رَبِّكَ بِكَاهِنٍ وَلَا مَجْنُونٍ ۝٢٩

feẕekkir femâ ente bini`meti rabbike bikâhiniv velâ mecnûn.

(Ey Muhammed!) sen hatırlat, öğüt ver. Rabbinin nimeti sayesinde sen ne kâhinsin, ne de mecnûn.

Kelimeler
30

أَمْ يَقُولُونَ شَاعِرٌ نَّتَرَبَّصُ بِهِۦ رَيْبَ ٱلْمَنُونِ ۝٣٠

em yeḳûlûne şâ`irun neterabbeṣu bihî raybe-lmenûn.

Yoksa onlar (senin için): "Bir şâirdir, zamanın felaketlerine çarpılmasını gözetliyoruz." mu diyorlar?

Kelimeler
31

قُلْ تَرَبَّصُوا۟ فَإِنِّى مَعَكُم مِّنَ ٱلْمُتَرَبِّصِينَ ۝٣١

ḳul terabbeṣû feinnî me`aküm mine-lmüterabbiṣîn.

De ki: Bekleyin, çünkü ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.

Kelimeler
32

أَمْ تَأْمُرُهُمْ أَحْلَـٰمُهُم بِهَـٰذَآ ۚ أَمْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ ۝٣٢

em te'müruhüm aḥlâmühüm bihâẕâ em hüm ḳavmün ṭâgûn.

Onların akılları mı bunu emreder yoksa onlar azgın bir topluluk mudur?

Kelimeler
33

أَمْ يَقُولُونَ تَقَوَّلَهُۥ ۚ بَل لَّا يُؤْمِنُونَ ۝٣٣

em yeḳûlûne teḳavveleh. bel lâ yü'minûn.

Yoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar? Hayır onlar inanmıyorlar.

Kelimeler
34

فَلْيَأْتُوا۟ بِحَدِيثٍ مِّثْلِهِۦٓ إِن كَانُوا۟ صَـٰدِقِينَ ۝٣٤

felye'tû biḥadîŝim miŝlihî in kânû ṣâdiḳîn.

Eğer doğru iseler onun benzeri bir söz meydana getirsinler.

Kelimeler
35

أَمْ خُلِقُوا۟ مِنْ غَيْرِ شَىْءٍ أَمْ هُمُ ٱلْخَـٰلِقُونَ ۝٣٥

em ḫuliḳû min gayri şey'in em hümü-lḫâliḳûn.

Yoksa onlar, hiçbir şey olmadan (yani yaratıcısız) mı yaratıldılar? Yoksa kendileri yaratıcı mıdırlar?

Kelimeler
36

أَمْ خَلَقُوا۟ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ ۚ بَل لَّا يُوقِنُونَ ۝٣٦

em ḫaleḳu-ssemâvâti vel'arḍ. bel lâ yûḳinûn.

Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır, onlar düşünüp hakikati anlamazlar.

Kelimeler
37

أَمْ عِندَهُمْ خَزَآئِنُ رَبِّكَ أَمْ هُمُ ٱلْمُصَۣيْطِرُونَ ۝٣٧

em `indehüm ḫazâinü rabbike em hümü-lmüṣayṭirûn.

Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yahut hâkim (her şeyin yöneticisi) kendileri midir?

Kelimeler
38

أَمْ لَهُمْ سُلَّمٌ يَسْتَمِعُونَ فِيهِ ۖ فَلْيَأْتِ مُسْتَمِعُهُم بِسُلْطَـٰنٍ مُّبِينٍ ۝٣٨

em lehüm süllemüy yestemi`ûne fîh. felye'ti müstemi`uhüm bisülṭânim mübîn.

Yoksa kendilerine mahsus (üzerine çıkıp sırları) dinleyecekleri bir merdivenleri mi var? Öyleyse dinleyenleri, açık bir delil getirsin.

Kelimeler
39

أَمْ لَهُ ٱلْبَنَـٰتُ وَلَكُمُ ٱلْبَنُونَ ۝٣٩

em lehü-lbenâtü velekümü-lbenûn.

Demek kızlar O'na, oğullar size öyle mi?

Kelimeler
40

أَمْ تَسْـَٔلُهُمْ أَجْرًا فَهُم مِّن مَّغْرَمٍ مُّثْقَلُونَ ۝٤٠

em tes'elühüm ecran fehüm mim magramim müŝḳalûn.

Yoksa sen kendilerinden bir ücret istiyorsun da, bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?

Kelimeler
41

أَمْ عِندَهُمُ ٱلْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ ۝٤١

em `indehümü-lgaybü fehüm yektübûn.

Yoksa gayb kendilerinin yanında da onlar mı yazıyorlar?

Kelimeler
42

أَمْ يُرِيدُونَ كَيْدًا ۖ فَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ هُمُ ٱلْمَكِيدُونَ ۝٤٢

em yürîdûne keydâ. felleẕîne keferû hümü-lmekîdûn.

Yoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Fakat o küfredenlerin kendileri tuzağa düşeceklerdir.

Kelimeler
43

أَمْ لَهُمْ إِلَـٰهٌ غَيْرُ ٱللَّهِ ۚ سُبْحَـٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ ۝٤٣

em lehüm ilâhün gayru-llâh. sübḥâne-llâhi `ammâ yüşrikûn.

Yoksa onların Allah'tan başka bir ilâhı mı var? Allah, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır.

Kelimeler
44

وَإِن يَرَوْا۟ كِسْفًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ سَاقِطًا يَقُولُوا۟ سَحَابٌ مَّرْكُومٌ ۝٤٤

veiy yerav kisfem mine-ssemâi sâḳiṭay yeḳûlû seḥâbüm merkûm.

Gökten bir parçanın düştüğünü görseler, "Üst üste yığılmış bulutlardır." derler.

Kelimeler
45

فَذَرْهُمْ حَتَّىٰ يُلَـٰقُوا۟ يَوْمَهُمُ ٱلَّذِى فِيهِ يُصْعَقُونَ ۝٤٥

feẕerhüm ḥattâ yülâḳû yevmehümü-lleẕî fîhi yuṣ`aḳûn.

Artık çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar onları (kendi hallerine) bırak.

Kelimeler
46

يَوْمَ لَا يُغْنِى عَنْهُمْ كَيْدُهُمْ شَيْـًٔا وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ ۝٤٦

yevme lâ yugnî `anhüm keydühüm şey'ev velâ hüm yünṣarûn.

O gün hiçbir tedbirlerinin kendilerine zerre kadar faydası olmayacak ve hiçbir şekilde yardım da görmeyeceklerdir.

Kelimeler
47

وَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ عَذَابًا دُونَ ذَٰلِكَ وَلَـٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ۝٤٧

veinne lilleẕîne żalemû `aẕâben dûne ẕâlike velâkinne ekŝerahüm lâ ya`lemûn.

Şüphesiz o zulmedenlere ondan başka da azab vardır. Fakat çokları bilmezler.

Kelimeler
48

وَٱصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ فَإِنَّكَ بِأَعْيُنِنَا ۖ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ حِينَ تَقُومُ ۝٤٨

vaṣbir liḥukmi rabbike feinneke bia`yüninâ vesebbiḥ biḥamdi rabbike ḥîne teḳûm.

Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin. Kalktığın zaman Rabbini hamd ile tesbih et.

Kelimeler
49

وَمِنَ ٱلَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَإِدْبَـٰرَ ٱلنُّجُومِ ۝٤٩

vemine-lleyli fesebbiḥhü veidbâra-nnücûm.

Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışında da O'nu tesbih et

Kelimeler

Necm Suresi النجم

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

1

وَٱلنَّجْمِ إِذَا هَوَىٰ ۝١

vennecmi iẕâ hevâ.

İnmekte olan yıldıza andolsun ki,

Kelimeler
2

مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَىٰ ۝٢

mâ ḍalle ṣâḥibüküm vemâ gavâ.

Arkadaşınız (Muhammed) sapmadı, azmadı.

Kelimeler
3

وَمَا يَنطِقُ عَنِ ٱلْهَوَىٰٓ ۝٣

vemâ yenṭiḳu `ani-lhevâ.

O, hevâdan (arzularına göre) konuşmaz.

Kelimeler
4

إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْىٌ يُوحَىٰ ۝٤

in hüve illâ vaḥyüy yûḥâ.

O(nun konuşması kendisine ) vahyedilenden başkası değildir.

Kelimeler
5

عَلَّمَهُۥ شَدِيدُ ٱلْقُوَىٰ ۝٥

`allemehû şedîdü-lḳuvâ.

Onu, müthiş kuvvetleri olan biri öğretti

Kelimeler
6

ذُو مِرَّةٍ فَٱسْتَوَىٰ ۝٦

ẕû mirrah. festevâ.

(Ki o) akıl ve görüşünde kuvvetli (bir melek)dir. Hemen (gerçek meleklik şekliyle) doğruldu.

Kelimeler
7

وَهُوَ بِٱلْأُفُقِ ٱلْأَعْلَىٰ ۝٧

vehüve bil'üfüḳi-l'a`lâ.

O, en yüksek ufukta idi.

Kelimeler
8

ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّىٰ ۝٨

ŝümme denâ fetedellâ.

Sonra (Cebrail ona) yaklaştı ve (aşağıya doğru) sarktı.

Kelimeler
9

فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَىٰ ۝٩

fekâne ḳâbe ḳavseyni ev ednâ.

Onunla arasındaki mesafe, iki yay kadar, yahut daha az kaldı.

Kelimeler
10

فَأَوْحَىٰٓ إِلَىٰ عَبْدِهِۦ مَآ أَوْحَىٰ ۝١٠

feevḥâ ilâ `abdihî mâ evḥâ.

(Allah), kuluna verdiği vahyi verdi.

Kelimeler
11

مَا كَذَبَ ٱلْفُؤَادُ مَا رَأَىٰٓ ۝١١

mâ keẕebe-lfüâdü mâ raâ.

Onun gördüğünü kalb(i) yalanlamadı.

Kelimeler
12

أَفَتُمَـٰرُونَهُۥ عَلَىٰ مَا يَرَىٰ ۝١٢

efetümârûnehû `alâ mâ yerâ.

Onun gördükleri hakkında şimdi kendisi ile tartışacak mısınız.

Kelimeler
13

وَلَقَدْ رَءَاهُ نَزْلَةً أُخْرَىٰ ۝١٣

veleḳad raâhü nezleten uḫrâ.

Andolsun onu bir kez daha görmüştü.

Kelimeler
14

عِندَ سِدْرَةِ ٱلْمُنتَهَىٰ ۝١٤

`inde sidrati-lmüntehâ.

Sidretü'lMüntehâ'nın yanında.

Kelimeler
15

عِندَهَا جَنَّةُ ٱلْمَأْوَىٰٓ ۝١٥

`indehâ cennetü-lme'vâ.

Ki Cennetü'lMe'vâ onun yanındadır.

Kelimeler
16

إِذْ يَغْشَى ٱلسِّدْرَةَ مَا يَغْشَىٰ ۝١٦

iẕ yagşe-ssidrate mâ yagşâ.

Sidre'yi kaplayan kaplıyordu.

Kelimeler
17

مَا زَاغَ ٱلْبَصَرُ وَمَا طَغَىٰ ۝١٧

mâ zâga-lbeṣaru vemâ ṭagâ.

(Peygamberin) gözü şaşmadı ve sınırı aşmadı.

Kelimeler
18

لَقَدْ رَأَىٰ مِنْ ءَايَـٰتِ رَبِّهِ ٱلْكُبْرَىٰٓ ۝١٨

leḳad raâ min âyâti rabbihi-lkübrâ.

Andolsun ki o, Rabbinin âyetlerinden en büyüğünü gördü.

Kelimeler
19

أَفَرَءَيْتُمُ ٱللَّـٰتَ وَٱلْعُزَّىٰ ۝١٩

eferaeytümü-llâte vel`uzzâ.

Siz de gördünüz değil mi o Lât ve Uzza'yı?

Kelimeler
20

وَمَنَوٰةَ ٱلثَّالِثَةَ ٱلْأُخْرَىٰٓ ۝٢٠

vemenâte-ŝŝâliŝete-l'uḫrâ.

Ve üçüncü olarak da öteki (put) Menat'ı?

Kelimeler
21

أَلَكُمُ ٱلذَّكَرُ وَلَهُ ٱلْأُنثَىٰ ۝٢١

elekümü-ẕẕekeru velehü-l'ünŝâ.

Size erkek O'na dişi öyle mi?

Kelimeler
22

تِلْكَ إِذًا قِسْمَةٌ ضِيزَىٰٓ ۝٢٢

tilke iẕen ḳismetün ḍîzâ.

Öyle ise bu çok insafsızca bir taksim.

Kelimeler
23

إِنْ هِىَ إِلَّآ أَسْمَآءٌ سَمَّيْتُمُوهَآ أَنتُمْ وَءَابَآؤُكُم مَّآ أَنزَلَ ٱللَّهُ بِهَا مِن سُلْطَـٰنٍ ۚ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ وَمَا تَهْوَى ٱلْأَنفُسُ ۖ وَلَقَدْ جَآءَهُم مِّن رَّبِّهِمُ ٱلْهُدَىٰٓ ۝٢٣

in hiye illâ esmâün semmeytümûhâ entüm veâbâüküm mâ enzele-llâhü bihâ min sülṭân. iy yettebi`ûne ille-żżanne vemâ tehve-l'enfüs. veleḳad câehüm mir rabbihimü-lhüdâ.

Onlar hiçbir şey değil, sırf sizin ve babalarınızın taktığınız (boş) isimlerdir. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmedi. Onlar yalnız zanna ve nefislerin sevdasına uyuyorlar. Halbuki onlara Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir.

Kelimeler
24

أَمْ لِلْإِنسَـٰنِ مَا تَمَنَّىٰ ۝٢٤

em lil'insâni mâ temennâ.

Yoksa her arzu ettiği şey, insanın kendisinin mi (olacak) dir?

Kelimeler
25

فَلِلَّهِ ٱلْـَٔاخِرَةُ وَٱلْأُولَىٰ ۝٢٥

felillâhi-l'âḫiratü vel'ûlâ.

Son da ilk de (ahiret de dünya da) Allah'ındır.

Kelimeler
26

۞ وَكَم مِّن مَّلَكٍ فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ لَا تُغْنِى شَفَـٰعَتُهُمْ شَيْـًٔا إِلَّا مِنۢ بَعْدِ أَن يَأْذَنَ ٱللَّهُ لِمَن يَشَآءُ وَيَرْضَىٰٓ ۝٢٦

vekem mim melekin fi-ssemâvâti lâ tugnî şefâ`atühüm şey'en illâ mim ba`di ey ye'ẕene-llâhü limey yeşâü veyerḍâ.

Göklerde nice melek var ki Allah'ın dileyip razı olduğuna izin vermeden önce onların şefaatları hiç bir işe yaramaz.

Kelimeler
27

إِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْـَٔاخِرَةِ لَيُسَمُّونَ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ تَسْمِيَةَ ٱلْأُنثَىٰ ۝٢٧

inne-lleẕîne lâ yü'minûne bil'âḫirati leyüsemmûne-lmelâikete tesmiyete-l'ünŝâ.

Ahirete iman etmeyenler meleklere dişilerin adlarını takıp duruyorlar

Kelimeler
28

وَمَا لَهُم بِهِۦ مِنْ عِلْمٍ ۖ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ ۖ وَإِنَّ ٱلظَّنَّ لَا يُغْنِى مِنَ ٱلْحَقِّ شَيْـًٔا ۝٢٨

vemâ lehüm bihî min `ilm. iy yettebi`ûne ille-żżanne. veinne-żżanne lâ yugnî mine-lḥaḳḳi şey'â.

Onların bu hususta bir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise, şüphesiz hakikat bakımından birşey ifade etmez.

Kelimeler
29

فَأَعْرِضْ عَن مَّن تَوَلَّىٰ عَن ذِكْرِنَا وَلَمْ يُرِدْ إِلَّا ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا ۝٢٩

fea`riḍ `am men tevellâ `an ẕikrinâ velem yürid ille-lḥayâte-ddünyâ.

Onun için bizi anmaktan yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyenlerden yüz çevir.

Kelimeler
30

ذَٰلِكَ مَبْلَغُهُم مِّنَ ٱلْعِلْمِ ۚ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ ٱهْتَدَىٰ ۝٣٠

ẕâlike mebleguhüm mine-l`ilm. inne rabbeke hüve a`lemü bimen ḍalle `an sebîlihî vehüve a`lemü bimeni-htedâ.

İşte onların ilimden erişebilecekleri (son sınır) budur. Şüphesiz, Rabbin, yolundan sapanı da iyi bilir; O, hidayette olanı da iyi bilir.

Kelimeler
31

وَلِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ لِيَجْزِىَ ٱلَّذِينَ أَسَـٰٓـُٔوا۟ بِمَا عَمِلُوا۟ وَيَجْزِىَ ٱلَّذِينَ أَحْسَنُوا۟ بِٱلْحُسْنَى ۝٣١

velillâhi mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'arḍi liyecziye-lleẕîne esâü bimâ `amilû veyecziye-lleẕîne aḥsenû bilḥusnâ.

Göklerde ve yerde bulunanlar hep Allah'ındır. Akıbet (sonuçta) kötülük yapanları yaptıkları ile cezalandıracak, güzel davrananları da daha güzeliyle mükafatlandıracaktır.

Kelimeler
32

ٱلَّذِينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَـٰٓئِرَ ٱلْإِثْمِ وَٱلْفَوَٰحِشَ إِلَّا ٱللَّمَمَ ۚ إِنَّ رَبَّكَ وَٰسِعُ ٱلْمَغْفِرَةِ ۚ هُوَ أَعْلَمُ بِكُمْ إِذْ أَنشَأَكُم مِّنَ ٱلْأَرْضِ وَإِذْ أَنتُمْ أَجِنَّةٌ فِى بُطُونِ أُمَّهَـٰتِكُمْ ۖ فَلَا تُزَكُّوٓا۟ أَنفُسَكُمْ ۖ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ ٱتَّقَىٰٓ ۝٣٢

elleẕîne yectenibûne kebâira-l'iŝmi velfevâḥişe ille-llemem. inne rabbeke vâsi`u-lmagfirah. hüve a`lemü biküm iẕ enşeeküm mine-l'arḍi veiẕ entüm ecinnetün fî büṭûni ümmehâtiküm. felâ tüzekkû enfüseküm. hüve a`lemü bimeni-tteḳâ.

Onlar ki günahın büyüklerinden ve çirkin işlerden kaçınırlar, yalnız bazı küçük kusurlar hariç. Şüphesiz Rabbinin affı geniştir. O, sizi daha topraktan yarattığı zaman ve siz annelerinizin karınlarında bulunduğunuz sırada, sizi en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, kötülükten sakınanı daha iyi bilir.

Kelimeler
33

أَفَرَءَيْتَ ٱلَّذِى تَوَلَّىٰ ۝٣٣

eferaeyte-lleẕî tevellâ.

Şimdi gördün mü O yüz çevireni?

Kelimeler
34

وَأَعْطَىٰ قَلِيلًا وَأَكْدَىٰٓ ۝٣٤

vea`ṭâ ḳalîlev veekdâ.

Azıcık verip (sonra vermemekte) direneni?

Kelimeler
35

أَعِندَهُۥ عِلْمُ ٱلْغَيْبِ فَهُوَ يَرَىٰٓ ۝٣٥

e`indehû `ilmü-lgaybi fehüve yerâ.

Gaybın bilgisi kendi yanındadır da, o mu görüyor?

Kelimeler
36

أَمْ لَمْ يُنَبَّأْ بِمَا فِى صُحُفِ مُوسَىٰ ۝٣٦

em lem yünebbe' bimâ fî ṣuḥufi mûsâ.

Yoksa haber verilmedi mi Musa'nın sahifelerinde yazılı olanlar?

Kelimeler
37

وَإِبْرَٰهِيمَ ٱلَّذِى وَفَّىٰٓ ۝٣٧

veibrâhime-lleẕî veffâ.

Ve çok vefakâr olan İbrahim'in sahifelerindekiler?

Kelimeler
38

أَلَّا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَىٰ ۝٣٨

ellâ teziru vâziratüv vizra uḫrâ.

Ki hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez.

Kelimeler
39

وَأَن لَّيْسَ لِلْإِنسَـٰنِ إِلَّا مَا سَعَىٰ ۝٣٩

veel leyse lil'insâni illâ mâ se`â.

Doğrusu insana çalışmasından başka bir şey yoktur.

Kelimeler
40

وَأَنَّ سَعْيَهُۥ سَوْفَ يُرَىٰ ۝٤٠

veenne sa`yehû sevfe yürâ.

Ve çalışması da yakında görülecektir.

Kelimeler
41

ثُمَّ يُجْزَىٰهُ ٱلْجَزَآءَ ٱلْأَوْفَىٰ ۝٤١

ŝümme yüczâhü-lcezâe-l'evfâ.

Sonra ona karşılığı tastamam verilecektir.

Kelimeler
42

وَأَنَّ إِلَىٰ رَبِّكَ ٱلْمُنتَهَىٰ ۝٤٢

veenne ilâ rabbike-lmüntehâ.

Ve şüphesiz en son varış, Rabbinedir.

Kelimeler
43

وَأَنَّهُۥ هُوَ أَضْحَكَ وَأَبْكَىٰ ۝٤٣

veennehû hüve aḍḥake veebkâ.

Doğrusu güldüren de ağlatan da O'dur.

Kelimeler
44

وَأَنَّهُۥ هُوَ أَمَاتَ وَأَحْيَا ۝٤٤

veennehû hüve emâte veaḥyâ.

Öldüren de dirilten de O'dur.

Kelimeler
45

وَأَنَّهُۥ خَلَقَ ٱلزَّوْجَيْنِ ٱلذَّكَرَ وَٱلْأُنثَىٰ ۝٤٥

veennehû ḫaleḳa-zzevceyni-ẕẕekera vel'ünŝâ.

Şüphesiz erkeği, dişiyi iki eş yaratan O'dur,

Kelimeler
46

مِن نُّطْفَةٍ إِذَا تُمْنَىٰ ۝٤٦

min nuṭfetin iẕâ tümnâ.

Atıldığı zaman bir nutfeden.

Kelimeler
47

وَأَنَّ عَلَيْهِ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْأُخْرَىٰ ۝٤٧

veenne `aleyhi-nneş'ete-l'uḫrâ.

Şüphesiz tekrar diriltmek de O'na aittir.

Kelimeler
48

وَأَنَّهُۥ هُوَ أَغْنَىٰ وَأَقْنَىٰ ۝٤٨

veennehû hüve agnâ veaḳnâ.

Şüphesiz zengin eden de sermaye veren de O'dur.

Kelimeler
49

وَأَنَّهُۥ هُوَ رَبُّ ٱلشِّعْرَىٰ ۝٤٩

veennehû hüve rabbü-şşi`râ.

Doğrusu Şi'râ yıldızının Rabbi O'dur.

Kelimeler
50

وَأَنَّهُۥٓ أَهْلَكَ عَادًا ٱلْأُولَىٰ ۝٥٠

veennehû ehleke `âden-l'ûlâ.

O, helak etti önce gelen Âd'ı.

Kelimeler
51

وَثَمُودَا۟ فَمَآ أَبْقَىٰ ۝٥١

veŝemûde femâ ebḳâ.

Ve Semûd'u da bırakmadı.

Kelimeler
52

وَقَوْمَ نُوحٍ مِّن قَبْلُ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ هُمْ أَظْلَمَ وَأَطْغَىٰ ۝٥٢

veḳavme nûḥim min ḳabl. innehüm kânû hüm ażleme veaṭgâ.

Önceden de Nuh kavmini (helak etmişti), çünkü onlar zulmetmiş ve azmıştı.

Kelimeler
53

وَٱلْمُؤْتَفِكَةَ أَهْوَىٰ ۝٥٣

velmü'tefikete ehvâ.

Altı üstüne getirilmiş şehirleri devirip yıktı.

Kelimeler
54

فَغَشَّىٰهَا مَا غَشَّىٰ ۝٥٤

fegaşşâhâ mâ gaşşâ.

Onları neler kapladı neler!

Kelimeler
55

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكَ تَتَمَارَىٰ ۝٥٥

febieyyi âlâi rabbike tetemârâ.

O halde Rabbinin hangi nimetinden kuşku duyuyorsun.

Kelimeler
56

هَـٰذَا نَذِيرٌ مِّنَ ٱلنُّذُرِ ٱلْأُولَىٰٓ ۝٥٦

hâẕâ neẕîrum mine-nnüẕüri-l'ûlâ.

Bu da ilk uyarıcılardan bir uyarıcıdır.

Kelimeler
57

أَزِفَتِ ٱلْـَٔازِفَةُ ۝٥٧

ezifeti-l'âzifeh.

Yaklaşan yaklaştı.

Kelimeler
58

لَيْسَ لَهَا مِن دُونِ ٱللَّهِ كَاشِفَةٌ ۝٥٨

leyse lehâ min dûni-llâhi kâşifeh.

Onu Allah'tan başka açığa çıkaracak yoktur.

Kelimeler
59

أَفَمِنْ هَـٰذَا ٱلْحَدِيثِ تَعْجَبُونَ ۝٥٩

efemin hâẕe-lḥadîŝi ta`cebûn.

Şimdi siz bu sözden mi hayret ediyorsunuz?

Kelimeler
60

وَتَضْحَكُونَ وَلَا تَبْكُونَ ۝٦٠

vetaḍḥakûne velâ tebkûn.

Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz?

Kelimeler
61

وَأَنتُمْ سَـٰمِدُونَ ۝٦١

veentüm sâmidûn.

Ve siz mi kafa tutuyorsunuz ey gafiller?

Kelimeler
62

فَٱسْجُدُوا۟ لِلَّهِ وَٱعْبُدُوا۟ ۩ ۝٦٢ ۩

fescüdû lillâhi va`büdû.

Haydi Allah için secdeye kapanın ve O'na kulluk edin.

Kelimeler

Kamer Suresi القمر

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

1

ٱقْتَرَبَتِ ٱلسَّاعَةُ وَٱنشَقَّ ٱلْقَمَرُ ۝١

iḳterabeti-ssâ`atü venşeḳḳa-lḳamer.

Kıyamet saati yaklaştı, Ay yarıldı.

Kelimeler
2

وَإِن يَرَوْا۟ ءَايَةً يُعْرِضُوا۟ وَيَقُولُوا۟ سِحْرٌ مُّسْتَمِرٌّ ۝٢

veiy yerav âyetey yü`riḍû veyeḳûlû siḥrum müstemirr.

Bir mucize görseler hemen yüz çevirirler ve "süregelen bir büyüdür" derler.

Kelimeler
3

وَكَذَّبُوا۟ وَٱتَّبَعُوٓا۟ أَهْوَآءَهُمْ ۚ وَكُلُّ أَمْرٍ مُّسْتَقِرٌّ ۝٣

vekeẕẕebû vettebe`û ehvâehüm veküllü emrim müsteḳirr.

Yalanladılar, nefislerinin arzularına uydular. Halbuki her iş yerini bulacaktır.

Kelimeler
4

وَلَقَدْ جَآءَهُم مِّنَ ٱلْأَنۢبَآءِ مَا فِيهِ مُزْدَجَرٌ ۝٤

veleḳad câehüm mine-l'embâi mâ fîhi müzdecer.

Andolsun ki onlara (kötülükten) vazgeçirecek nice önemli haberler gelmiştir.

Kelimeler
5

حِكْمَةٌۢ بَـٰلِغَةٌ ۖ فَمَا تُغْنِ ٱلنُّذُرُ ۝٥

ḥikmetüm bâligatün femâ tugni-nnüẕür.

Bunlar üstün bir hikmettir fakat uyarılar fayda vermiyor.

Kelimeler
6

فَتَوَلَّ عَنْهُمْ ۘ يَوْمَ يَدْعُ ٱلدَّاعِ إِلَىٰ شَىْءٍ نُّكُرٍ ۝٦

fetevelle `anhüm. yevme yed`u-ddâ`i ilâ şey'in nükür.

Sen de onlardan yüz çevir ki, o gün çağırıcı, görülmedik müthiş bir şeye çağırır.

Kelimeler
7

خُشَّعًا أَبْصَـٰرُهُمْ يَخْرُجُونَ مِنَ ٱلْأَجْدَاثِ كَأَنَّهُمْ جَرَادٌ مُّنتَشِرٌ ۝٧

ḫuşşe`an ebṣâruhüm yaḫrucûne mine-l'ecdâŝi keennehüm cerâdüm münteşir.

Gözleri düşkün düşkün (zelil ve hakir) kabirlerinden çıkarlar, sanki yayılan çekirgeler gibidirler.

Kelimeler
8

مُّهْطِعِينَ إِلَى ٱلدَّاعِ ۖ يَقُولُ ٱلْكَـٰفِرُونَ هَـٰذَا يَوْمٌ عَسِرٌ ۝٨

mühti`îne ile-ddâ`. yeḳûlü-lkâfirûne hâẕâ yevmün `asir.

O çağırana koşarak, kâfirler: "Bu çetin bir gündür." derler.

Kelimeler
9

۞ كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ فَكَذَّبُوا۟ عَبْدَنَا وَقَالُوا۟ مَجْنُونٌ وَٱزْدُجِرَ ۝٩

keẕẕebet ḳablehüm ḳavmü nûḥin fekeẕẕebû `abdenâ veḳâlû mecnûnüv vezdücira.

Onlardan önce Nuh'un kavmi de yalanlamıştı. Kulumuzu yalanladılar ve: "Cinlenmiştir." dediler. Ve (Nuh davetten vazgeçmeye) zorlandı.

Kelimeler

فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنِّى مَغْلُوبٌ فَٱنتَصِرْ ۝١٠

fede`â rabbehû ennî maglûbün fenteṣir.

Bunun üzerine Rabbine: "Ben yenik düştüm, bana yardım et!" diyerek yalvardı.

Kelimeler
11

فَفَتَحْنَآ أَبْوَٰبَ ٱلسَّمَآءِ بِمَآءٍ مُّنْهَمِرٍ ۝١١

fefetaḥnâ ebvâbe-ssemâi bimâim münhemir.

Biz de boşalan bir su ile göğün kapılarını açtık.

Kelimeler
12

وَفَجَّرْنَا ٱلْأَرْضَ عُيُونًا فَٱلْتَقَى ٱلْمَآءُ عَلَىٰٓ أَمْرٍ قَدْ قُدِرَ ۝١٢

vefeccerne-l'arḍa `uyûnen felteḳe-lmâü `alâ emrin ḳad ḳudir.

Yeri de kaynaklar halinde fışkırttık, derken sular takdir edilmiş bir iş için birleşti.

Kelimeler
13

وَحَمَلْنَـٰهُ عَلَىٰ ذَاتِ أَلْوَٰحٍ وَدُسُرٍ ۝١٣

veḥamelnâhü `alâ ẕâti elvâḥiv vedüsür.

Nuh'u da tahtalardan yapılmış, çivilerle (çakılmış gemi) üzerinde taşıdık.

Kelimeler
14

تَجْرِى بِأَعْيُنِنَا جَزَآءً لِّمَن كَانَ كُفِرَ ۝١٤

tecrî bia`yüninâ. cezâel limen kâne küfira.

Nankörlük edilen (kulumuz)e bir mükafat olmak üzere (gemi), gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.

Kelimeler
15

وَلَقَد تَّرَكْنَـٰهَآ ءَايَةً فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ ۝١٥

veleḳat teraknâhâ âyeten fehel mim müddekir.

Bunu bir ibret olarak bıraktık, ibret alan yok mudur?

Kelimeler
16

فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ ۝١٦

fekeyfe kâne `aẕâbî venüẕür.

Benim azabım ve uyarılarım nasılmış (görsünler)

Kelimeler
17

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ ۝١٧

veleḳad yesserne-lḳur'âne liẕẕikri fehel mim müddekir.

Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?

Kelimeler
18

كَذَّبَتْ عَادٌ فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ ۝١٨

keẕẕebet `âdün fekeyfe kâne `aẕâbî venüẕür.

Âd (kavmi) da yalanladı, azabım ve uyarılarım nasıl oldu?

Kelimeler
19

إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحًا صَرْصَرًا فِى يَوْمِ نَحْسٍ مُّسْتَمِرٍّ ۝١٩

innâ erselnâ `aleyhim rîḥan ṣarṣaran fî yevmi naḥsim müstemirr.

Biz onların üstüne, uğursuzluğu devam eden bir günde dondurucu bir rüzgar gönderdik.

Kelimeler
20

تَنزِعُ ٱلنَّاسَ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ مُّنقَعِرٍ ۝٢٠

tenzi`u-nnâse keennehüm a`câzü naḫlim münḳa`ir.

(O rüzgar) insanları, sökülmüş hurma kütükleri gibi yere seriyordu.

Kelimeler
21

فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ ۝٢١

fekeyfe kâne `aẕâbî venüẕür.

Nasılmış benim azabım ve uyarım?

Kelimeler
22

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ ۝٢٢

veleḳad yesserne-lḳur'âne liẕẕikri fehel mim müddekir.

Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?

Kelimeler
23

كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِٱلنُّذُرِ ۝٢٣

keẕẕebet ŝemûdü binnüẕür.

Semûd da o uyarıları yalanladılar.

Kelimeler
24

فَقَالُوٓا۟ أَبَشَرًا مِّنَّا وَٰحِدًا نَّتَّبِعُهُۥٓ إِنَّآ إِذًا لَّفِى ضَلَـٰلٍ وَسُعُرٍ ۝٢٤

feḳâlû ebeşeram minnâ vâḥiden nettebi`uhû innâ iẕel lefî ḍalâliv vesü`ur.

"Bizden bir insana mı uyacağız? O takdirde biz apaçık bir sapıklık ve çılgınlık içine düşmüş oluruz." dediler.

Kelimeler
25

أَءُلْقِىَ ٱلذِّكْرُ عَلَيْهِ مِنۢ بَيْنِنَا بَلْ هُوَ كَذَّابٌ أَشِرٌ ۝٢٥

eülḳiye-ẕẕikru `aleyhi mim beyninâ bel hüve keẕẕâbün eşir.

"Zikir, aramızdan ona mı bırakıldı? Hayır o, yalancı, küstahın biridir" (dediler).

Kelimeler
26

سَيَعْلَمُونَ غَدًا مَّنِ ٱلْكَذَّابُ ٱلْأَشِرُ ۝٢٦

seya`lemûne gadem meni-lkeẕẕâbü-l'eşir.

Yarın onlar, yalancı, küstahın kim olduğunu bilecekler.

Kelimeler
27

إِنَّا مُرْسِلُوا۟ ٱلنَّاقَةِ فِتْنَةً لَّهُمْ فَٱرْتَقِبْهُمْ وَٱصْطَبِرْ ۝٢٧

innâ mürsilü-nnâḳati fitnetel lehüm ferteḳibhüm vaṣṭabir.

Biz onlara, kendilerini imtihan etmek için dişi deveyi göndereceğiz. Onun için sen onları gözet ve sabırlı ol.

Kelimeler
28

وَنَبِّئْهُمْ أَنَّ ٱلْمَآءَ قِسْمَةٌۢ بَيْنَهُمْ ۖ كُلُّ شِرْبٍ مُّحْتَضَرٌ ۝٢٨

venebbi'hüm enne-lmâe ḳismetüm beynehüm. küllü şirbim muḥteḍar.

Onlara suyun aralarında paylaştırılacağını haber ver; her içene düşen miktar, hazır kılınmıştır.

Kelimeler
29

فَنَادَوْا۟ صَاحِبَهُمْ فَتَعَاطَىٰ فَعَقَرَ ۝٢٩

fenâdev ṣâḥibehüm fete`âṭâ fe`aḳara.

Bunun üzerine arkadaşlarına bağırdılar. O da (bıçağı) çekerek (deveyi) kesti.

Kelimeler
30

فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ ۝٣٠

fekeyfe kâne `aẕâbî venüẕür.

Ama azabım ve uyarılarım nasıl oldu.

Kelimeler
31

إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ صَيْحَةً وَٰحِدَةً فَكَانُوا۟ كَهَشِيمِ ٱلْمُحْتَظِرِ ۝٣١

innâ erselnâ `aleyhim ṣayḥatev vâḥideten fekânû keheşîmi-lmuḥteżir.

Biz onların üzerine tek sayha (korkunç bir ses) gönderdik; ağılcının topladığı çalı çırpı kırıntıları gibi kırılıp dökülüverdiler.

Kelimeler
32

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ ۝٣٢

veleḳad yesserne-lḳur'âne liẕẕikri fehel mim müddekir.

Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?

Kelimeler
33

كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍۭ بِٱلنُّذُرِ ۝٣٣

keẕẕebet ḳavmü lûṭim binnüẕür.

Lût kavmi de uyarıları yalanladı.

Kelimeler
34

إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ حَاصِبًا إِلَّآ ءَالَ لُوطٍ ۖ نَّجَّيْنَـٰهُم بِسَحَرٍ ۝٣٤

innâ erselnâ `aleyhim ḥâṣiben illâ âle lûṭ. necceynâhüm biseḥar.

Biz de onların üzerlerine (taşlar savuran) bir fırtına gönderdik. Yalnız Lût ailesini seher vakti kurtardık,

Kelimeler
35

نِّعْمَةً مِّنْ عِندِنَا ۚ كَذَٰلِكَ نَجْزِى مَن شَكَرَ ۝٣٥

ni`metem min `indinâ. keẕâlike neczî men şekera.

Katımızdan bir nimet olarak. Biz şükredeni böyle mükafatlandırırız.

Kelimeler
36

وَلَقَدْ أَنذَرَهُم بَطْشَتَنَا فَتَمَارَوْا۟ بِٱلنُّذُرِ ۝٣٦

veleḳad enẕerahüm baṭşetenâ fetemârav binnüẕür.

(Lût), onları bizim yakalamamıza karşı uyarmıştı. Fakat ikazlara karşı kuşku duydular,

Kelimeler
37

وَلَقَدْ رَٰوَدُوهُ عَن ضَيْفِهِۦ فَطَمَسْنَآ أَعْيُنَهُمْ فَذُوقُوا۟ عَذَابِى وَنُذُرِ ۝٣٧

veleḳad râvedûhü `an ḍayfihî feṭamesnâ a`yünehüm feẕûḳû `aẕâbî venüẕür.

Onun konuklarından murad almaya kalkıştılar. Biz de gözlerini siliverdik. "Haydi azabımı ve uyarılarımı tadın!" (dedik).

Kelimeler
38

وَلَقَدْ صَبَّحَهُم بُكْرَةً عَذَابٌ مُّسْتَقِرٌّ ۝٣٨

veleḳad ṣabbeḥahüm bükraten `aẕâbüm müsteḳirr.

Sabah erken, onları kararlı bir azab yakaladı.

Kelimeler
39

فَذُوقُوا۟ عَذَابِى وَنُذُرِ ۝٣٩

feẕûḳû `aẕâbî venüẕür.

"Azabımı ve uyarılarımı tadın!" (dedik).

Kelimeler
40

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ ۝٤٠

veleḳad yesserne-lḳur'âne liẕẕikri fehel mim müddekir.

Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?

Kelimeler
41

وَلَقَدْ جَآءَ ءَالَ فِرْعَوْنَ ٱلنُّذُرُ ۝٤١

veleḳad câe âle fir`avne-nnüẕür.

Şüphesiz Firavun ailesine de uyarıcı peygamberler geldi.

Kelimeler
42

كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَـٰتِنَا كُلِّهَا فَأَخَذْنَـٰهُمْ أَخْذَ عَزِيزٍ مُّقْتَدِرٍ ۝٤٢

keẕẕebû biâyâtinâ küllihâ feeḫaẕnâhüm aḫẕe `azîzim muḳtedir.

Lakin onlar bütün âyetlerimizi yalanladılar. Biz de onları çok kuvvetli ve kudretli bir yakalayışla yakaladık. Bu kıssalardan hisseye gelince;

Kelimeler
43

أَكُفَّارُكُمْ خَيْرٌ مِّنْ أُو۟لَـٰٓئِكُمْ أَمْ لَكُم بَرَآءَةٌ فِى ٱلزُّبُرِ ۝٤٣

eküffâruküm ḫayrum min ülâiküm em leküm berâetün fi-zzübür.

Şimdi sizin kâfirleriniz, onlardan hayırlı mı? Yoksa kitaplarda sizin için bir beraet mi var?

Kelimeler
44

أَمْ يَقُولُونَ نَحْنُ جَمِيعٌ مُّنتَصِرٌ ۝٤٤

em yeḳûlûne naḥnü cemî`um münteṣir.

Yoksa "Biz birbirimize yardım eden bir topluluğuz." mu diyorlar?

Kelimeler
45

سَيُهْزَمُ ٱلْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ ٱلدُّبُرَ ۝٤٥

seyühzemü-lcem`u veyüvellûne-ddübüra.

Her halde o topluluk bozulacak ve geriye dönüp kaçacaklardır.

Kelimeler
46

بَلِ ٱلسَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَٱلسَّاعَةُ أَدْهَىٰ وَأَمَرُّ ۝٤٦

beli-ssâ`atü mev`idühüm vessâ`atü edhâ veemerr.

Bilakis kıyamet onlara vaad edilen asıl saattir. Saat cidden çok feci ve acıdır.

Kelimeler
47

إِنَّ ٱلْمُجْرِمِينَ فِى ضَلَـٰلٍ وَسُعُرٍ ۝٤٧

inne-lmücrimîne fî ḍalâliv vesü`ur.

Muhakkak ki suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler.

Kelimeler
48

يَوْمَ يُسْحَبُونَ فِى ٱلنَّارِ عَلَىٰ وُجُوهِهِمْ ذُوقُوا۟ مَسَّ سَقَرَ ۝٤٨

yevme yüsḥabûne fi-nnâri `alâ vucûhihim. ẕûḳû messe seḳara.

O gün yüzleri üstü ateşte sürüklenecekler, "Cehennemin dokunuşunu tadın!" (denilecek).

Kelimeler
49

إِنَّا كُلَّ شَىْءٍ خَلَقْنَـٰهُ بِقَدَرٍ ۝٤٩

innâ külle şey'in ḫalaḳnâhü biḳader.

Haberiniz olsun ki, biz her şeyi bir kadere göre yarattık.

Kelimeler
50

وَمَآ أَمْرُنَآ إِلَّا وَٰحِدَةٌ كَلَمْحٍۭ بِٱلْبَصَرِ ۝٥٠

vemâ emrunâ illâ vâḥidetün kelemḥim bilbeṣar.

Buyruğumuz yalnız bir tekdir, göz açıp yumma gibidir.

Kelimeler
51

وَلَقَدْ أَهْلَكْنَآ أَشْيَاعَكُمْ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ ۝٥١

veleḳad ehleknâ eşyâ`aküm fehel mim müddekir.

Andolsun biz, sizin benzerlerinizi hep helak ettik. Öğüt alan yok mudur?

Kelimeler
52

وَكُلُّ شَىْءٍ فَعَلُوهُ فِى ٱلزُّبُرِ ۝٥٢

veküllü şey'in fe`alûhü fi-zzübür.

İşledikleri her şey, kitaplarda mevcuttur.

Kelimeler
53

وَكُلُّ صَغِيرٍ وَكَبِيرٍ مُّسْتَطَرٌ ۝٥٣

veküllü ṣagîriv vekebîrim müsteṭar.

Küçük, büyük hepsi satır satır yazılmıştır.

Kelimeler
54

إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّـٰتٍ وَنَهَرٍ ۝٥٤

inne-lmütteḳîne fî cennâtiv veneher.

Takva sahipleri cennetlerde, nur içindedirler.

Kelimeler
55

فِى مَقْعَدِ صِدْقٍ عِندَ مَلِيكٍ مُّقْتَدِرٍۭ ۝٥٥

fî maḳ`adi ṣidḳin `inde melîkim muḳtedir.

Güçlü padişahın huzurunda doğruluk koltuklarındadırlar.

Kelimeler

Rahmân Suresi الرحمن

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

1

ٱلرَّحْمَـٰنُ ۝١

erraḥmân.

Rahmân (çok merhametli olan Allah)

Kelimeler
2

عَلَّمَ ٱلْقُرْءَانَ ۝٢

`alleme-lḳur'ân.

Kurân'ı öğretti.

Kelimeler
3

خَلَقَ ٱلْإِنسَـٰنَ ۝٣

ḫaleḳa-l'insân.

İnsanı yarattı.

Kelimeler
4

عَلَّمَهُ ٱلْبَيَانَ ۝٤

`allemehü-lbeyân.

Ona beyanı öğretti.

Kelimeler
5

ٱلشَّمْسُ وَٱلْقَمَرُ بِحُسْبَانٍ ۝٥

eşşemsü velḳameru biḥusbân.

Güneş de ay da bir hesab iledir.

Kelimeler
6

وَٱلنَّجْمُ وَٱلشَّجَرُ يَسْجُدَانِ ۝٦

vennecmü veşşeceru yescüdân.

Bitkiler ve ağaçlar secde etmektedirler.

Kelimeler
7

وَٱلسَّمَآءَ رَفَعَهَا وَوَضَعَ ٱلْمِيزَانَ ۝٧

vessemâe rafe`ahâ veveḍa`a-lmîzân.

Göğü yükseltti ve mizanı koydu.

Kelimeler
8

أَلَّا تَطْغَوْا۟ فِى ٱلْمِيزَانِ ۝٨

ellâ taṭgav fi-lmîzân.

Sakın tartıda taşkınlık etmeyin.

Kelimeler
9

وَأَقِيمُوا۟ ٱلْوَزْنَ بِٱلْقِسْطِ وَلَا تُخْسِرُوا۟ ٱلْمِيزَانَ ۝٩

veeḳîmü-lvezne bilḳisṭi velâ tuḫsirü-lmîzân.

Tartıyı adaletle yapın, terazide eksiklik yapmayın.

Kelimeler
10

وَٱلْأَرْضَ وَضَعَهَا لِلْأَنَامِ ۝١٠

vel'arḍa veḍa`ahâ lil'enâm.

(Allah) yeri mahlukat için (aşağıya) koydu.

Kelimeler
11

فِيهَا فَـٰكِهَةٌ وَٱلنَّخْلُ ذَاتُ ٱلْأَكْمَامِ ۝١١

fîhâ fâkiheh. vennaḫlü ẕâtü-l'ekmâm.

Orada meyvalar ve salkımlı hurma ağaçları vardır.

Kelimeler
12

وَٱلْحَبُّ ذُو ٱلْعَصْفِ وَٱلرَّيْحَانُ ۝١٢

velḥabbü ẕü-l`aṣfi verrayḥân.

Yapraklı taneler ve hoş kokulu bitkiler vardır.

Kelimeler
13

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝١٣

febieyyi âlâi rabbikümâ tükeẕẕibân.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Kelimeler
14

خَلَقَ ٱلْإِنسَـٰنَ مِن صَلْصَـٰلٍ كَٱلْفَخَّارِ ۝١٤

ḫaleḳa-l'insâne min ṣalṣâlin kelfeḫḫâr.

Allah insanı, pişmiş bir çamura benzeyen bir balçıktan yarattı.

Kelimeler
15

وَخَلَقَ ٱلْجَآنَّ مِن مَّارِجٍ مِّن نَّارٍ ۝١٥

veḫaleḳa-lcânne mim mâricim min nâr.

Cinleri de hâlis ateşten yarattı.

Kelimeler
16

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝١٦

febieyyi âlâi rabbikümâ tükeẕẕibân.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Kelimeler
17

رَبُّ ٱلْمَشْرِقَيْنِ وَرَبُّ ٱلْمَغْرِبَيْنِ ۝١٧

rabbü-lmeşriḳayni verabbü-lmagribeyn.

(O) iki doğunun ve iki batının Rabbidir.

Kelimeler
18

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝١٨

febieyyi âlâi rabbikümâ tükeẕẕibân.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Kelimeler
19

مَرَجَ ٱلْبَحْرَيْنِ يَلْتَقِيَانِ ۝١٩

merace-lbaḥrayni yelteḳiyân.

(Acı ve tatlı) iki denizi salıverdi birbirine kavuşuyorlar.

Kelimeler
20

بَيْنَهُمَا بَرْزَخٌ لَّا يَبْغِيَانِ ۝٢٠

beynehümâ berzeḫul lâ yebgiyân.

Fakat aralarında bir engel vardır, birbirlerine geçip karışmıyorlar.

Kelimeler
21

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٢١

febieyyi âlâi rabbikümâ tükeẕẕibân.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Kelimeler
22

يَخْرُجُ مِنْهُمَا ٱللُّؤْلُؤُ وَٱلْمَرْجَانُ ۝٢٢

yaḫrucü minhüme-llü'lüü velmercân.

İkisinden de inci ve mercan çıkar.

Kelimeler
23

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٢٣

febieyyi âlâi rabbikümâ tükeẕẕibân.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Kelimeler
24

وَلَهُ ٱلْجَوَارِ ٱلْمُنشَـَٔاتُ فِى ٱلْبَحْرِ كَٱلْأَعْلَـٰمِ ۝٢٤

velehü-lcevâri-lmünşeâtü fi-lbaḥri kel'a`lâm.

Denizde koca dağlar gibi yükselen gemiler de onundur.

Kelimeler
25

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٢٥

febieyyi âlâi rabbikümâ tükeẕẕibân.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Kelimeler
26

كُلُّ مَنْ عَلَيْهَا فَانٍ ۝٢٦

küllü men `aleyhâ fân.

Yer üzerinde bulunan her şey fânidir.

Kelimeler
27

وَيَبْقَىٰ وَجْهُ رَبِّكَ ذُو ٱلْجَلَـٰلِ وَٱلْإِكْرَامِ ۝٢٧

veyebḳâ vechü rabbike ẕü-lcelâli vel'ikrâm.

Yalnız celâl ve ikram sahibi Rabbinin yüzü (zâtı) baki kalacaktır.

Kelimeler
28

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٢٨

febieyyi âlâi rabbikümâ tükeẕẕibân.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Kelimeler
29

يَسْـَٔلُهُۥ مَن فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۚ كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِى شَأْنٍ ۝٢٩

yes'elühû men fi-ssemâvâti vel'arḍ. külle yevmin hüve fî şe'n.

Göklerde ve yerde bulunanlar, O'ndan isterler. O, her gün yeni bir iştedir.

Kelimeler
30

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٣٠

febieyyi âlâi rabbikümâ tükeẕẕibân.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Kelimeler
31

سَنَفْرُغُ لَكُمْ أَيُّهَ ٱلثَّقَلَانِ ۝٣١

senefrugu leküm eyyühe-ŝŝeḳalân.

Ey insan ve cin! sizin de hesabınızı ele alacağız.

Kelimeler
32

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٣٢

febieyyi âlâi rabbikümâ tükeẕẕibân.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Kelimeler
33

يَـٰمَعْشَرَ ٱلْجِنِّ وَٱلْإِنسِ إِنِ ٱسْتَطَعْتُمْ أَن تَنفُذُوا۟ مِنْ أَقْطَارِ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ فَٱنفُذُوا۟ ۚ لَا تَنفُذُونَ إِلَّا بِسُلْطَـٰنٍ ۝٣٣

yâ ma`şera-lcinni vel'insi ini-steṭa`tüm en tenfüẕû min aḳṭâri-ssemâvâti vel'arḍi fenfüẕû. lâ tenfüẕûne illâ bisülṭân.

Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin çevresinden geçmeye gücünüz yeterse geçin gidin. Allah'ın verdiği bir güç olmadan geçemezsiniz.

Kelimeler
34

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٣٤

febieyyi âlâi rabbikümâ tükeẕẕibân.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Kelimeler
35

يُرْسَلُ عَلَيْكُمَا شُوَاظٌ مِّن نَّارٍ وَنُحَاسٌ فَلَا تَنتَصِرَانِ ۝٣٥

yürselü `aleykümâ şüvâżum min nâriv venüḥâsün felâ tenteṣirân.

Üzerinize ateşten alev ve duman gönderilir, kendinizi savunamazsınız.

Kelimeler
36

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٣٦

febieyyi âlâi rabbikümâ tükeẕẕibân.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz

Kelimeler
37

فَإِذَا ٱنشَقَّتِ ٱلسَّمَآءُ فَكَانَتْ وَرْدَةً كَٱلدِّهَانِ ۝٣٧

feiẕe-nşeḳḳati-ssemâü fekânet verdeten keldihân.

Gök yarılıp da, erimiş yağ gibi kıpkırmızı bir gül olduğu zaman...

Kelimeler
38

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٣٨

febieyyi âlâi rabbikümâ tükeẕẕibân.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Kelimeler
39

فَيَوْمَئِذٍ لَّا يُسْـَٔلُ عَن ذَنۢبِهِۦٓ إِنسٌ وَلَا جَآنٌّ ۝٣٩

feyevmeiẕil lâ yüs'elü `an ẕembihî insüv velâ cânn.

İşte o gün, ne insana ne de cinne günahından sorulmaz.

Kelimeler
40

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٤٠

febieyyi âlâi rabbikümâ tükeẕẕibân.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Kelimeler
41

يُعْرَفُ ٱلْمُجْرِمُونَ بِسِيمَـٰهُمْ فَيُؤْخَذُ بِٱلنَّوَٰصِى وَٱلْأَقْدَامِ ۝٤١

yü`rafü-lmücrimûne bisîmâhüm feyü'ḫaẕü binnevâṣî vel'aḳdâm.

Suçlular simalarından tanınır, alınlarından ve ayaklarından tutulur.

Kelimeler
42

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٤٢

febieyyi âlâi rabbikümâ tükeẕẕibân.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Kelimeler
43

هَـٰذِهِۦ جَهَنَّمُ ٱلَّتِى يُكَذِّبُ بِهَا ٱلْمُجْرِمُونَ ۝٤٣

hâẕihî cehennemü-lletî yükeẕẕibü bihe-lmücrimûn.

İşte bu, suçluların yalanladığı cehennemdir.

Kelimeler
44

يَطُوفُونَ بَيْنَهَا وَبَيْنَ حَمِيمٍ ءَانٍ ۝٤٤

yeṭûfûne beynehâ vebeyne ḥamîmin ân.

Onunla kaynar su arasında dolaşırlar.

Kelimeler
45

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٤٥

febieyyi âlâi rabbikümâ tükeẕẕibân.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Kelimeler
46

وَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِۦ جَنَّتَانِ ۝٤٦

velimen ḫâfe meḳâme rabbihî cennetân.

Rabbinin makamından korkan kimselere iki cennet vardır.

Kelimeler
47

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٤٧

febieyyi âlâi rabbikümâ tükeẕẕibân.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Kelimeler
48

ذَوَاتَآ أَفْنَانٍ ۝٤٨

ẕevâtâ efnân.

İkisinin de çeşitli ağaçları, meyvaları vardır.

Kelimeler
49

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٤٩

febieyyi âlâi rabbikümâ tükeẕẕibân.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Kelimeler
50

فِيهِمَا عَيْنَانِ تَجْرِيَانِ ۝٥٠

fîhimâ `aynâni tecriyân.

İkisinde de akıp giden iki kaynak vardır.

Kelimeler
51

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٥١

febieyyi âlâi rabbikümâ tükeẕẕibân.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Kelimeler
52

فِيهِمَا مِن كُلِّ فَـٰكِهَةٍ زَوْجَانِ ۝٥٢

fîhimâ min külli fâkihetin zevcân.

İkisinde de her türlü meyvadan çift çift vardır.

Kelimeler
53

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٥٣

febieyyi âlâi rabbikümâ tükeẕẕibân.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Kelimeler
54

مُتَّكِـِٔينَ عَلَىٰ فُرُشٍۭ بَطَآئِنُهَا مِنْ إِسْتَبْرَقٍ ۚ وَجَنَى ٱلْجَنَّتَيْنِ دَانٍ ۝٥٤

müttekiîne `alâ füruşim beṭâinühâ min istebraḳ. vecene-lcenneteyni dân.

Astarları atlastan yataklara yaslanırlar. İki cennetin de devşirmesi yakındır.

Kelimeler
55

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٥٥

febieyyi âlâi rabbikümâ tükeẕẕibân.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Kelimeler
56

فِيهِنَّ قَـٰصِرَٰتُ ٱلطَّرْفِ لَمْ يَطْمِثْهُنَّ إِنسٌ قَبْلَهُمْ وَلَا جَآنٌّ ۝٥٦

fîhinne ḳâṣirâtu-ṭṭarfi lem yaṭmiŝhünne insün ḳablehüm velâ cânn.

Oralarda gözlerini yalnız eşlerine çevirmiş dilberler var ki, bunlardan önce onlara ne insan ne de cin dokunmuştur.

Kelimeler
57

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٥٧

febieyyi âlâi rabbikümâ tükeẕẕibân.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Kelimeler
58

كَأَنَّهُنَّ ٱلْيَاقُوتُ وَٱلْمَرْجَانُ ۝٥٨

keennehünne-lyâḳûtü velmercân.

Sanki onlar yâkut ve mercandırlar.

Kelimeler
59

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٥٩

febieyyi âlâi rabbikümâ tükeẕẕibân.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Kelimeler
60

هَلْ جَزَآءُ ٱلْإِحْسَـٰنِ إِلَّا ٱلْإِحْسَـٰنُ ۝٦٠

hel cezâü-l'iḥsâni ille-l'iḥsân.

İyiliğin karşılığı, yalnız iyilik değil midir?

Kelimeler
61

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٦١

febieyyi âlâi rabbikümâ tükeẕẕibân.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Kelimeler
62

وَمِن دُونِهِمَا جَنَّتَانِ ۝٦٢

vemin dûnihimâ cennetân.

Bu ikisinden başka iki cennet daha vardır.

Kelimeler
63

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٦٣

febieyyi âlâi rabbikümâ tükeẕẕibân.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Kelimeler
64

مُدْهَآمَّتَانِ ۝٦٤

müẕâmmetân.

(Bu cennetler) yemyeşildirler.

Kelimeler
65

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٦٥

febieyyi âlâi rabbikümâ tükeẕẕibân.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Kelimeler
66

فِيهِمَا عَيْنَانِ نَضَّاخَتَانِ ۝٦٦

fîhimâ `aynâni neḍḍâḫatân.

İkisinde de fışkıran iki kaynak vardır.

Kelimeler
67

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٦٧

febieyyi âlâi rabbikümâ tükeẕẕibân.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Kelimeler
68

فِيهِمَا فَـٰكِهَةٌ وَنَخْلٌ وَرُمَّانٌ ۝٦٨

fîhimâ fâkihetüv venaḫlüv verummân.

İkisinde de her türlü meyva, hurma ve nar vardır.

Kelimeler
69

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٦٩

febieyyi âlâi rabbikümâ tükeẕẕibân.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Kelimeler
70

فِيهِنَّ خَيْرَٰتٌ حِسَانٌ ۝٧٠

fîhinne ḫayrâtün ḥisân.

İçlerinde güzel huylu, güzel yüzlü kadınlar vardır.

Kelimeler
71

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٧١

febieyyi âlâi rabbikümâ tükeẕẕibân.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Kelimeler
72

حُورٌ مَّقْصُورَٰتٌ فِى ٱلْخِيَامِ ۝٧٢

ḥûrum maḳṣûrâtün fi-lḫiyâm.

Çadırlar içerisinde gözlerini yalnız kocalarına çevirmiş hûriler vardır.

Kelimeler
73

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٧٣

febieyyi âlâi rabbikümâ tükeẕẕibân.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Kelimeler
74

لَمْ يَطْمِثْهُنَّ إِنسٌ قَبْلَهُمْ وَلَا جَآنٌّ ۝٧٤

lem yaṭmiŝhünne insün ḳablehüm velâ cânn.

Bunlardan önce onlara ne insan ne de cin dokunmuştur.

Kelimeler
75

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٧٥

febieyyi âlâi rabbikümâ tükeẕẕibân.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Kelimeler
76

مُتَّكِـِٔينَ عَلَىٰ رَفْرَفٍ خُضْرٍ وَعَبْقَرِىٍّ حِسَانٍ ۝٧٦

müttekiîne `alâ rafrafin ḫuḍriv ve`abḳariyyin ḥisân.

Yeşil yastıklara ve hârikulâde güzel işlemeli döşeklere yaslanırlar.

Kelimeler
77

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٧٧

febieyyi âlâi rabbikümâ tükeẕẕibân.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Kelimeler
78

تَبَـٰرَكَ ٱسْمُ رَبِّكَ ذِى ٱلْجَلَـٰلِ وَٱلْإِكْرَامِ ۝٧٨

tebârake-smü rabbike ẕi-lcelâli vel'ikrâm.

Büyüklük ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!

Kelimeler

Vâkıa Suresi الواقعة

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

1

إِذَا وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ ۝١

iẕâ veḳa`ati-lvâḳi`ah.

Olacak vak'a olduğu zaman

Kelimeler
2

لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌ ۝٢

leyse livaḳ`atihâ kâẕibeh.

Onun oluşunu yalanlayacak kimse yoktur.

Kelimeler
3

خَافِضَةٌ رَّافِعَةٌ ۝٣

ḫâfiḍatür râfi`ah.

O, alçaltıcıdır, yükselticidir.

Kelimeler
4

إِذَا رُجَّتِ ٱلْأَرْضُ رَجًّا ۝٤

iẕâ rucceti-l'arḍu raccâ.

Yer şiddetle sarsıldığı

Kelimeler
5

وَبُسَّتِ ٱلْجِبَالُ بَسًّا ۝٥

vebüsseti-lcibâlü bessâ.

Dağlar serpildikçe serpildiği

Kelimeler
6

فَكَانَتْ هَبَآءً مُّنۢبَثًّا ۝٦

fekânet hebâem mümbeŝŝâ.

Dağılıp toz duman haline geldiği

Kelimeler
7

وَكُنتُمْ أَزْوَٰجًا ثَلَـٰثَةً ۝٧

veküntüm ezvâcen ŝelâŝeh.

Ve sizler üç sınıf olduğunuz zaman

Kelimeler
8

فَأَصْحَـٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ مَآ أَصْحَـٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ ۝٨

feaṣḥâbü-lmeymeneti mâ aṣḥâbü-lmeymeneh.

Sağın adamları (var ya) ne mutludurlar onlar!

Kelimeler
9

وَأَصْحَـٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ مَآ أَصْحَـٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ ۝٩

veaṣḥâbü-lmeş'emeti mâ aṣḥâbü-lmeş'emeh.

Solun adamları ise ne uğursuzdurlar onlar!

Kelimeler
10

وَٱلسَّـٰبِقُونَ ٱلسَّـٰبِقُونَ ۝١٠

vessâbiḳûne-ssâbiḳûn.

Önde olanlar (var ya), onlar öncüdürler.

Kelimeler
11

أُو۟لَـٰٓئِكَ ٱلْمُقَرَّبُونَ ۝١١

ülâike-lmüḳarrabûn.

İşte o yaklaştırılanlar,

Kelimeler
12

فِى جَنَّـٰتِ ٱلنَّعِيمِ ۝١٢

fî cennâti-nne`îm.

Nimet cennetlerindedirler.

Kelimeler
13

ثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ ۝١٣

ŝülletüm mine-l'evvelîn.

Çoğu önceki ümmetlerden,

Kelimeler
14

وَقَلِيلٌ مِّنَ ٱلْـَٔاخِرِينَ ۝١٤

veḳalîlüm mine-l'âḫirîn.

Birazı da sonrakilerden.

Kelimeler
15

عَلَىٰ سُرُرٍ مَّوْضُونَةٍ ۝١٥

`alâ sürurim mevḍûneh.

(Onlar) cevherlerle işlenmiş tahtlar üzerindedirler.

Kelimeler
16

مُّتَّكِـِٔينَ عَلَيْهَا مُتَقَـٰبِلِينَ ۝١٦

müttekiîne `aleyhâ müteḳâbilîn.

Karşılıklı olarak onların üzerinde yaslanırlar.

Kelimeler
17

يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَٰنٌ مُّخَلَّدُونَ ۝١٧

yeṭûfü `aleyhim vildânüm müḫalledûn.

Çevrelerinde, ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dolaşırlar.

Kelimeler
18

بِأَكْوَابٍ وَأَبَارِيقَ وَكَأْسٍ مِّن مَّعِينٍ ۝١٨

biekvâbiv veebârîḳa veke'sim mim me`în.

Kaynağından doldurulmuş, testiler, ibrikler ve kadehlerle.

Kelimeler
19

لَّا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنزِفُونَ ۝١٩

lâ yüṣadde`ûne `anhâ velâ yünzifûn.

Ondan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir.

Kelimeler
20

وَفَـٰكِهَةٍ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ ۝٢٠

vefâkihetim mimmâ yeteḫayyerûn.

Beğendikleri meyvalar,

Kelimeler
21

وَلَحْمِ طَيْرٍ مِّمَّا يَشْتَهُونَ ۝٢١

velaḥmi ṭayrim mimmâ yeştehûn.

Canlarının çektiği kuş etleri,

Kelimeler
22

وَحُورٌ عِينٌ ۝٢٢

veḥûrun `în.

İri gözlü hûriler,

Kelimeler
23

كَأَمْثَـٰلِ ٱللُّؤْلُؤِ ٱلْمَكْنُونِ ۝٢٣

keemŝâli-llü'lüi-lmeknûn.

Saklı inciler gibi,

Kelimeler
24

جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ ۝٢٤

cezâem bimâ kânû ya`melûn.

Yaptıklarına karşılık olarak verilir.

Kelimeler
25

لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا تَأْثِيمًا ۝٢٥

lâ yesme`ûne fîhâ lagvev velâ te'ŝîmâ.

Orada boş bir söz ve günaha sokan bir laf işitmezler.

Kelimeler
26

إِلَّا قِيلًا سَلَـٰمًا سَلَـٰمًا ۝٢٦

illâ ḳîlen selâmen selâmâ.

Duydukları söz, yalnız "selam", "selam" dır.

Kelimeler
27

وَأَصْحَـٰبُ ٱلْيَمِينِ مَآ أَصْحَـٰبُ ٱلْيَمِينِ ۝٢٧

veaṣḥâbü-lyemîni mâ aṣḥâbü-lyemîn.

Sağın adamları, nedir o sağın adamları!

Kelimeler
28

فِى سِدْرٍ مَّخْضُودٍ ۝٢٨

fî sidrim maḫḍûd.

Dalbastı kirazlar,

Kelimeler
29

وَطَلْحٍ مَّنضُودٍ ۝٢٩

veṭalḥim menḍûd.

Meyva dizili muzlar,

Kelimeler
30

وَظِلٍّ مَّمْدُودٍ ۝٣٠

veżillim memdûd.

Uzamış gölgeler,

Kelimeler
31

وَمَآءٍ مَّسْكُوبٍ ۝٣١

vemâim meskûb.

Fışkıran sular.

Kelimeler
32

وَفَـٰكِهَةٍ كَثِيرَةٍ ۝٣٢

vefâkihetin keŝîrah.

Pek çok meyva arasında,

Kelimeler
33

لَّا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍ ۝٣٣

lâ maḳṭû`ativ velâ memnû`ah.

Tükenmeyen ve yasaklanmayan

Kelimeler
34

وَفُرُشٍ مَّرْفُوعَةٍ ۝٣٤

vefüruşim merfû`ah.

Ve yükseltilmiş döşekler üstündedirler.

Kelimeler
35

إِنَّآ أَنشَأْنَـٰهُنَّ إِنشَآءً ۝٣٥

innâ enşe'nâhünne inşââ.

Biz kadınları yeniden inşa ettik (yarattık).

Kelimeler
36

فَجَعَلْنَـٰهُنَّ أَبْكَارًا ۝٣٦

fece`alnâhünne ebkârâ.

Onları bâkireler yaptık.

Kelimeler
37

عُرُبًا أَتْرَابًا ۝٣٧

`uruben etrâbâ.

Hep yaşıt sevgililer,

Kelimeler
38

لِّأَصْحَـٰبِ ٱلْيَمِينِ ۝٣٨

liaṣḥâbi-lyemîn.

Sağın adamları içindir.

Kelimeler
39

ثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ ۝٣٩

ŝülletüm mine-l'evvelîn.

Bir çoğu öncekilerdendir.

Kelimeler
40

وَثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْـَٔاخِرِينَ ۝٤٠

veŝülletüm mine-l'âḫirîn.

Bir çoğu da sonrakilerdendir.

Kelimeler
41

وَأَصْحَـٰبُ ٱلشِّمَالِ مَآ أَصْحَـٰبُ ٱلشِّمَالِ ۝٤١

veaṣḥâbü-şşimâli mâ aṣḥâbü-şşimâl.

Solun adamları, nedir o solcular!

Kelimeler
42

فِى سَمُومٍ وَحَمِيمٍ ۝٤٢

fî semûmiv veḥamîm.

İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar şu içinde,

Kelimeler
43

وَظِلٍّ مِّن يَحْمُومٍ ۝٤٣

veżillim miy yaḥmûm.

Kapkara dumandan bir gölge altındadırlar.

Kelimeler
44

لَّا بَارِدٍ وَلَا كَرِيمٍ ۝٤٤

lâ bâridiv velâ kerîm.

Ki ne serindir, ne de faydalı.

Kelimeler
45

إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُتْرَفِينَ ۝٤٥

innehüm kânû ḳable ẕâlike mütrafîn.

Çünkü onlar bundan önce varlık içinde sefâhete dalmışlardı.

Kelimeler
46

وَكَانُوا۟ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلْحِنثِ ٱلْعَظِيمِ ۝٤٦

vekânû yüṣirrûne `ale-lḥinŝi-l`ażîm.

Büyük günahı işlemekte ısrar ediyorlardı.

Kelimeler
47

وَكَانُوا۟ يَقُولُونَ أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَـٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ ۝٤٧

vekânû yeḳûlûne eiẕâ mitnâ vekünnâ türâbev ve`iżâmen einnâ lemeb`ûŝûn.

Ve diyorlardı ki: "Biz ölüp, toprak ve kemik yığını olduktan sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz?"

Kelimeler
48

أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ ۝٤٨

eveâbâüne-l'evvelûn.

"Önceki atalarımızda mı?"

Kelimeler
49

قُلْ إِنَّ ٱلْأَوَّلِينَ وَٱلْـَٔاخِرِينَ ۝٤٩

ḳul inne-l'evvelîne vel'âḫirîn.

De ki: "Öncekiler ve sonrakiler"

Kelimeler
50

لَمَجْمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَـٰتِ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ ۝٥٠

lemecmû`ûne ilâ mîḳâti yevmim ma`lûm.

"Belli bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır."

Kelimeler
51

ثُمَّ إِنَّكُمْ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلْمُكَذِّبُونَ ۝٥١

ŝümme inneküm eyyühe-ḍḍâllûne-lmükeẕẕibûn.

Sonra siz, ey sapık yalanlayıcılar!

Kelimeler
52

لَـَٔاكِلُونَ مِن شَجَرٍ مِّن زَقُّومٍ ۝٥٢

leâkilûne min şecerim min zeḳḳûm.

Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz.

Kelimeler
53

فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ ۝٥٣

femâliûne minhe-lbüṭûn.

Karınlarınızı hep onunla dolduracaksınız.

Kelimeler
54

فَشَـٰرِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ ٱلْحَمِيمِ ۝٥٤

feşâribûne `aleyhi mine-lḥamîm.

Üstüne de kaynar su içeceksiniz.

Kelimeler
55

فَشَـٰرِبُونَ شُرْبَ ٱلْهِيمِ ۝٥٥

feşâribûne şürbe-lhîm.

Susuzluk illetine tutulmuş develerin içişi gibi içeceksiniz.

Kelimeler
56

هَـٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ ٱلدِّينِ ۝٥٦

hâẕâ nüzülühüm yevme-ddîn.

İşte ceza gününde onlara sunulacak ziyafet budur.

Kelimeler
57

نَحْنُ خَلَقْنَـٰكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ ۝٥٧

naḥnü ḫalaḳnâküm felevlâ tüṣaddiḳûn.

Biz sizi yarattık; tasdik etmeniz gerekmez mi?

Kelimeler
58

أَفَرَءَيْتُم مَّا تُمْنُونَ ۝٥٨

eferaeytüm mâ tümnûn.

Attığınız meniyi gördünüz mü?

Kelimeler
59

ءَأَنتُمْ تَخْلُقُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلْخَـٰلِقُونَ ۝٥٩

eentüm taḫlüḳûnehû em naḥnü-lḫâliḳûn.

Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan biz miyiz?

Kelimeler
60

نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ ٱلْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ ۝٦٠

naḥnü ḳaddernâ beynekümü-lmevte vemâ naḥnü bimesbûḳîn.

Aranızda ölümü takdir eden biziz ve bizim önümüze geçilmez.

Kelimeler
61

عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ أَمْثَـٰلَكُمْ وَنُنشِئَكُمْ فِى مَا لَا تَعْلَمُونَ ۝٦١

`alâ en nübeddile emŝâleküm venünşieküm fî mâ lâ ta`lemûn.

Böylece sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi bilmediğiniz bir yaratılışta tekrar var edelim diye (böyle yapıyoruz).

Kelimeler
62

وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْأُولَىٰ فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ ۝٦٢

veleḳad `alimtümü-nneş'ete-l'ûlâ felevlâ teẕekkerûn.

Andolsun, ilk yaratılışı bildiniz. Düşünüp ibret almanız gerekmez mi?

Kelimeler
63

أَفَرَءَيْتُم مَّا تَحْرُثُونَ ۝٦٣

eferaeytüm mâ taḥruŝûn.

Ektiğinizi gördünüz mü?

Kelimeler
64

ءَأَنتُمْ تَزْرَعُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلزَّٰرِعُونَ ۝٦٤

eentüm tezra`ûnehû em naḥnü-zzâri`ûn.

Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?

Kelimeler
65

لَوْ نَشَآءُ لَجَعَلْنَـٰهُ حُطَـٰمًا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ ۝٦٥

lev neşâü lece`alnâhü ḥuṭâmen feżaltüm tefekkehûn.

Dileseydik, onu kuru bir çöp yapardık. Hayret eder dururdunuz.

Kelimeler
66

إِنَّا لَمُغْرَمُونَ ۝٦٦

innâ lemugramûn.

"Doğrusu borç altına girdik."

Kelimeler
67

بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ ۝٦٧

bel naḥnü maḥrûmûn.

"Doğrusu, biz yoksul bırakıldık" (derdiniz).

Kelimeler
68

أَفَرَءَيْتُمُ ٱلْمَآءَ ٱلَّذِى تَشْرَبُونَ ۝٦٨

eferaeytümü-lmâe-lleẕî teşrabûn.

İçtiğiniz suya baktınız mı?

Kelimeler
69

ءَأَنتُمْ أَنزَلْتُمُوهُ مِنَ ٱلْمُزْنِ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنزِلُونَ ۝٦٩

eentüm enzeltümûhü mine-lmüzni em naḥnü-lmünzilûn.

Buluttan onu siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz?

Kelimeler
70

لَوْ نَشَآءُ جَعَلْنَـٰهُ أُجَاجًا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ ۝٧٠

lev neşâü ce`alnâhü ücâcen felevlâ teşkürûn.

Dileseydik onu tuzlu yapardık. O halde şükretseniz ya!

Kelimeler
71

أَفَرَءَيْتُمُ ٱلنَّارَ ٱلَّتِى تُورُونَ ۝٧١

eferaeytümü-nnâra-lletî tûrûn.

Yaktığınız ateşi gördünüz mü?

Kelimeler
72

ءَأَنتُمْ أَنشَأْتُمْ شَجَرَتَهَآ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنشِـُٔونَ ۝٧٢

eentüm enşe'tüm şeceratehâ em naḥnü-lmünşiûn.

Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz?

Kelimeler
73

نَحْنُ جَعَلْنَـٰهَا تَذْكِرَةً وَمَتَـٰعًا لِّلْمُقْوِينَ ۝٧٣

naḥnü ce`alnâhâ teẕkiratev vemetâ`al lilmuḳvîn.

Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlere bir fayda yaptık.

Kelimeler
74

فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ ۝٧٤

fesebbiḥ bismi rabbike-l`ażîm.

Öyleyse büyük Rabbinin adını yücelt.

Kelimeler
75

۞ فَلَآ أُقْسِمُ بِمَوَٰقِعِ ٱلنُّجُومِ ۝٧٥

felâ uḳsimü bimevâḳi`i-nnücûm.

Hayır, yıldızların yerlerine yemin ederim.

Kelimeler
76

وَإِنَّهُۥ لَقَسَمٌ لَّوْ تَعْلَمُونَ عَظِيمٌ ۝٧٦

veinnehû leḳasemül lev ta`lemûne `ażîm.

Bilirseniz bu büyük bir yemindir.

Kelimeler
77

إِنَّهُۥ لَقُرْءَانٌ كَرِيمٌ ۝٧٧

innehû leḳur'ânün kerîm.

O, elbette şerefli bir Kur'ân'dır.

Kelimeler
78

فِى كِتَـٰبٍ مَّكْنُونٍ ۝٧٨

fî kitâbim meknûn.

Korunmuş bir kitaptadır.

Kelimeler
79

لَّا يَمَسُّهُۥٓ إِلَّا ٱلْمُطَهَّرُونَ ۝٧٩

lâ yemessühû ille-lmüṭahherûn.

Ona temizlenenlerden başkası el süremez.

Kelimeler
80

تَنزِيلٌ مِّن رَّبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ ۝٨٠

tenzîlüm mir rabbi-l`âlemîn.

(O), âlemlerin Rabbinden indirilmiştir.

Kelimeler
81

أَفَبِهَـٰذَا ٱلْحَدِيثِ أَنتُم مُّدْهِنُونَ ۝٨١

efebihâẕe-lḥadîŝi entüm müdhinûn.

Şimdi siz bu sözü mü küçümsüyorsunuz?

Kelimeler
82

وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ أَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ ۝٨٢

vetec`alûne rizḳaküm enneküm tükeẕẕibûn.

Rızkınızı, yalanlamanızdan ibaret mi kılıyorsunuz?

Kelimeler
83

فَلَوْلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلْحُلْقُومَ ۝٨٣

felevlâ iẕâ belegati-lḥulḳûm.

Can boğaza dayandığı zaman

Kelimeler
84

وَأَنتُمْ حِينَئِذٍ تَنظُرُونَ ۝٨٤

veentüm ḥîneiẕin tenżurûn.

Ki o zaman siz (ölmek üzere olana) bakar durursunuz.

Kelimeler
85

وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنكُمْ وَلَـٰكِن لَّا تُبْصِرُونَ ۝٨٥

venaḥnü aḳrabü ileyhi minküm velâkil lâ tübṣirûn.

Biz ona sizden daha yakınız, fakat siz görmezsiniz.

Kelimeler
86

فَلَوْلَآ إِن كُنتُمْ غَيْرَ مَدِينِينَ ۝٨٦

felevlâ in küntüm gayra medînîn.

Eğer cezalandırılmayacak iseniz,

Kelimeler
87

تَرْجِعُونَهَآ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ ۝٨٧

terci`ûnehâ in küntüm ṣâdiḳîn.

Onu geri çevirsenize; şayet iddianızda doğru iseniz.

Kelimeler
88

فَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ ۝٨٨

feemmâ in kâne mine-lmüḳarrabîn.

Fakat ölen kişiye gelince, eğer o rahmete yaklaştırılanlardan ise,

Kelimeler
89

فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّتُ نَعِيمٍ ۝٨٩

feravḥuv verayḥânüv vecennâtü ne`îm.

Ona rahatlık, güzel rızık ve Naîm cenneti vardır.

Kelimeler
90

وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنْ أَصْحَـٰبِ ٱلْيَمِينِ ۝٩٠

veemmâ in kâne min aṣḥâbi-lyemîn.

Eğer O, sağın adamlarından ise,

Kelimeler
91

فَسَلَـٰمٌ لَّكَ مِنْ أَصْحَـٰبِ ٱلْيَمِينِ ۝٩١

feselâmül leke min aṣḥâbi-lyemîn.

"(Ey sağcı), sana sağcılardan selam!"

Kelimeler
92

وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ ۝٩٢

veemmâ in kâne mine-lmükeẕẕibîne-ḍḍâllîn.

Ama yalanlayıcı sapıklardan ise;

Kelimeler
93

فَنُزُلٌ مِّنْ حَمِيمٍ ۝٩٣

fenüzülüm min ḥamîm.

İşte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır.

Kelimeler
94

وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ ۝٩٤

vetaṣliyetü ceḥîm.

Ve cehenneme atılma vardır.

Kelimeler
95

إِنَّ هَـٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلْيَقِينِ ۝٩٥

inne hâẕâ lehüve ḥaḳḳu-lyeḳîn.

Kesin gerçek budur işte.

Kelimeler
96

فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ ۝٩٦

fesebbiḥ bismi rabbike-l`ażîm.

Öyle ise Rabbini o büyük ismiyle tesbih et.

Kelimeler

Hadîd Suresi الحديد

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

1

سَبَّحَ لِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۖ وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ ۝١

sebbeḥa lillâhi mâ fi-ssemâvâti vel'arḍ. vehüve-l`azîzü-lḥakîm.

Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah'ı tesbih etmektedir. O, çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.

Kelimeler
2

لَهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۖ يُحْىِۦ وَيُمِيتُ ۖ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ ۝٢

lehû mülkü-ssemâvâti vel'arḍ. yuḥyî veyümît. vehüve `alâ külli şey'in ḳadîr.

Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. O, diriltir, öldürür, O, her şeye kadirdir.

Kelimeler
3

هُوَ ٱلْأَوَّلُ وَٱلْـَٔاخِرُ وَٱلظَّـٰهِرُ وَٱلْبَاطِنُ ۖ وَهُوَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ ۝٣

hüve-l'evvelü vel'âḫiru veżżâhiru velbâṭin. vehüve bikülli şey'in `alîm.

O ilktir, sondur, zahirdir, bâtındır. O herşeyi bilendir.

Kelimeler
4

هُوَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ فِى سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ ٱسْتَوَىٰ عَلَى ٱلْعَرْشِ ۚ يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِى ٱلْأَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَنزِلُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ وَمَا يَعْرُجُ فِيهَا ۖ وَهُوَ مَعَكُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ ۚ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ ۝٤

hüve-lleẕî ḫaleḳa-ssemâvâti vel'arḍa fî sitteti eyyâmin ŝümme-stevâ `ale-l`arş. ya`lemü mâ yelicü fi-l'arḍi vemâ yaḫrucü minhâ vemâ yenzilü mine-ssemâi vemâ ya`rucü fîhâ. vehüve me`aküm eyne mâ küntüm. vellâhü bimâ ta`melûne beṣîr.

O'dur ki gökleri ve yeri altı günde yarattı. Sonra arş üzerine istivâ etti (hükümran oldu). Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni, ona çıkanı bilir. Nerede olsanız O sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görmektedir.

Kelimeler
5

لَّهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۚ وَإِلَى ٱللَّهِ تُرْجَعُ ٱلْأُمُورُ ۝٥

lehû mülkü-ssemâvâti vel'arḍ. veile-llâhi türce`u-l'ümûr.

Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Bütün işler O'na döndürülecektir.

Kelimeler
6

يُولِجُ ٱلَّيْلَ فِى ٱلنَّهَارِ وَيُولِجُ ٱلنَّهَارَ فِى ٱلَّيْلِ ۚ وَهُوَ عَلِيمٌۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ ۝٦

yûlicü-lleyle fi-nnehâri veyûlicü-nnehâra fi-lleyl. vehüve `alîmüm biẕâti-ṣṣudûr.

Geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü gecenin içine sokar. O, göğüslerin özünü bilir.

Kelimeler
7

ءَامِنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَأَنفِقُوا۟ مِمَّا جَعَلَكُم مُّسْتَخْلَفِينَ فِيهِ ۖ فَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مِنكُمْ وَأَنفَقُوا۟ لَهُمْ أَجْرٌ كَبِيرٌ ۝٧

âminû billâhi verasûlihî veenfiḳû mimmâ ce`aleküm müstaḫlefîne fîh. felleẕîne âmenû minküm veenfeḳû lehüm ecrun kebîr.

Allah'a ve Resulüne iman edin. Sizi hâkim kıldığı, sizin yönetiminize verdiği şeylerden harcayın. Sizden, inanan ve harcayanlar için büyük mükafat vardır.

Kelimeler
8

وَمَا لَكُمْ لَا تُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ ۙ وَٱلرَّسُولُ يَدْعُوكُمْ لِتُؤْمِنُوا۟ بِرَبِّكُمْ وَقَدْ أَخَذَ مِيثَـٰقَكُمْ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ ۝٨

vemâ leküm lâ tü'minûne billâh. verrasûlü yed`ûküm litü'minû birabbiküm veḳad eḫaẕe mîŝâḳaküm in küntüm mü'minîn.

Size ne oldu ki, Resul sizi Rabbinize inanmanız için davet ettiği halde Allah'a inanmıyorsunuz? Oysa O, sizden kesin söz almıştı. Eğer inanacaksanız.

Kelimeler
9

هُوَ ٱلَّذِى يُنَزِّلُ عَلَىٰ عَبْدِهِۦٓ ءَايَـٰتٍۭ بَيِّنَـٰتٍ لِّيُخْرِجَكُم مِّنَ ٱلظُّلُمَـٰتِ إِلَى ٱلنُّورِ ۚ وَإِنَّ ٱللَّهَ بِكُمْ لَرَءُوفٌ رَّحِيمٌ ۝٩

hüve-lleẕî yünezzilü `alâ `abdihî âyâtim beyyinâtil liyuḫriceküm mine-żżulümâti ile-nnûr. veinne-llâhe biküm leraûfür raḥîm.

Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna apaçık âyetler indiren O'dur. Şüphesiz Allah, size karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.

Kelimeler
10

وَمَا لَكُمْ أَلَّا تُنفِقُوا۟ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَلِلَّهِ مِيرَٰثُ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۚ لَا يَسْتَوِى مِنكُم مَّنْ أَنفَقَ مِن قَبْلِ ٱلْفَتْحِ وَقَـٰتَلَ ۚ أُو۟لَـٰٓئِكَ أَعْظَمُ دَرَجَةً مِّنَ ٱلَّذِينَ أَنفَقُوا۟ مِنۢ بَعْدُ وَقَـٰتَلُوا۟ ۚ وَكُلًّا وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلْحُسْنَىٰ ۚ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ ۝١٠

vemâ leküm ellâ tünfiḳû fî sebîli-llâhi velillâhi mîrâŝü-ssemâvâti vel'arḍ. lâ yestevî minküm men enfeḳa min ḳabli-lfetḥi veḳâtel. ülâike a`żamü deracetem mine-lleẕîne enfeḳû mim ba`dü veḳâtelû. veküllev ve`ade-llâhü-lḥusnâ. vellâhü bimâ ta`melûne ḫabîr.

Neden siz Allah yolunda harcamayasınız ki? Göklerin ve yerin mirası zaten Allah'ındır. Elbette içinizden, fetihten önce harcayan ve savaşan bir olmaz. Onların derecesi, sonradan infak eden ve savaşanlardan daha büyüktür. Bununla beraber Allah hepsinede en güzel sonucu vaad etmiştir. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

Kelimeler
11

مَّن ذَا ٱلَّذِى يُقْرِضُ ٱللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا فَيُضَـٰعِفَهُۥ لَهُۥ وَلَهُۥٓ أَجْرٌ كَرِيمٌ ۝١١

men ẕe-lleẕî yuḳriḍu-llâhe ḳarḍan ḥasenen feyüḍâ`ifehû lehû velehû ecrun kerîm.

Kimdir o, Allah'a güzel bir borç verecek olan ki, Allah da onun verdiğini kat kat artırsın ve onun için şerefli bir mükafat da versin.

Kelimeler
12

يَوْمَ تَرَى ٱلْمُؤْمِنِينَ وَٱلْمُؤْمِنَـٰتِ يَسْعَىٰ نُورُهُم بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَبِأَيْمَـٰنِهِم بُشْرَىٰكُمُ ٱلْيَوْمَ جَنَّـٰتٌ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَـٰرُ خَـٰلِدِينَ فِيهَا ۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ ۝١٢

yevme tera-lmü'minîne velmü'minâti yes`â nûruhüm beyne eydîhim vebieymânihim büşrâkümü-lyevme cennâtün tecrî min taḥtihe-l'enhâru ḫâlidîne fîhâ. ẕâlike hüve-lfevzü-l`ażîm.

O gün inanan erkekleri ve inanan kadınları görürsün ki nurları, önlerinde ve sağlarında koşuyor. (Kendilerine): "Bugün müjdeniz altlarından ırmaklar akan, içlerinde ebedi kalacağınız cennetlerdir." (denilir) İşte büyük kurtuluş budur!

Kelimeler
13

يَوْمَ يَقُولُ ٱلْمُنَـٰفِقُونَ وَٱلْمُنَـٰفِقَـٰتُ لِلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱنظُرُونَا نَقْتَبِسْ مِن نُّورِكُمْ قِيلَ ٱرْجِعُوا۟ وَرَآءَكُمْ فَٱلْتَمِسُوا۟ نُورًا فَضُرِبَ بَيْنَهُم بِسُورٍ لَّهُۥ بَابٌۢ بَاطِنُهُۥ فِيهِ ٱلرَّحْمَةُ وَظَـٰهِرُهُۥ مِن قِبَلِهِ ٱلْعَذَابُ ۝١٣

yevme yeḳûlü-lmünâfiḳûne velmünâfiḳâtü lilleẕîne âmenü-nżurûnâ naḳtebis min nûriküm ḳîle-rci`û verâeküm feltemisû nûrâ. feḍuribe beynehüm bisûril lehû bâb. bâṭinühû fîhi-rraḥmetü veżâhiruhû min ḳibelihi-l`aẕâb.

O gün münafık erkekler ve münafık kadınlar o iman edenlere şöyle diyeceklerdir: "Bize bakın da sizin nurunuzdan alalım?" Onlara: "Arkanıza dönün de nur arayın!" denilir. Aralarına kapılı bir sur çekilir ki, onun içinde rahmet, dışında da azap vardır.

Kelimeler
14

يُنَادُونَهُمْ أَلَمْ نَكُن مَّعَكُمْ ۖ قَالُوا۟ بَلَىٰ وَلَـٰكِنَّكُمْ فَتَنتُمْ أَنفُسَكُمْ وَتَرَبَّصْتُمْ وَٱرْتَبْتُمْ وَغَرَّتْكُمُ ٱلْأَمَانِىُّ حَتَّىٰ جَآءَ أَمْرُ ٱللَّهِ وَغَرَّكُم بِٱللَّهِ ٱلْغَرُورُ ۝١٤

yünâdûnehüm elem neküm me`aküm. ḳâlû belâ velâkinneküm fetentüm enfüseküm veterabbaṣtüm vertebtüm vegarratkümü-l'emâniyyü ḥattâ câe emru-llâhi vegarraküm billâhi-lgarûr.

(Münafıklar) onlara: "Biz sizinle beraber değil miydik?" diye seslenirler. (Müminler) de derler ki: "Evet ama, siz kendi canlarınıza kötülük ettiniz, gözlediniz, şüpheye düştünüz ve kuruntular sizi aldattı. O çok aldatan (şeytan) sizi, Allah hakkında bile aldattı. Nihayet Allah'ın emri gelip çattı.

Kelimeler
15

فَٱلْيَوْمَ لَا يُؤْخَذُ مِنكُمْ فِدْيَةٌ وَلَا مِنَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ ۚ مَأْوَىٰكُمُ ٱلنَّارُ ۖ هِىَ مَوْلَىٰكُمْ ۖ وَبِئْسَ ٱلْمَصِيرُ ۝١٥

felyevme lâ yü'ḫaẕü minküm fidyetüv velâ mine-lleẕîne keferû. me'vâkümü-nnâr. hiye mevlâküm. vebi'se-lmeṣîr.

Bugün artık ne sizden ne de inkar edenlerden fidye kabul edilir, varacağınız yer ateştir. Size yaraşan odur. Orası ne kötü bir dönüş yeridir!

Kelimeler
16

۞ أَلَمْ يَأْنِ لِلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَن تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِكْرِ ٱللَّهِ وَمَا نَزَلَ مِنَ ٱلْحَقِّ وَلَا يَكُونُوا۟ كَٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَـٰبَ مِن قَبْلُ فَطَالَ عَلَيْهِمُ ٱلْأَمَدُ فَقَسَتْ قُلُوبُهُمْ ۖ وَكَثِيرٌ مِّنْهُمْ فَـٰسِقُونَ ۝١٦

elem ye'ni lilleẕîne âmenû en taḫşe`a ḳulûbühüm liẕikri-llâhi vemâ nezele mine-lḥaḳḳi velâ yekûnû kelleẕîne ûtü-lkitâbe min ḳablü feṭâle `aleyhimü-l'emedü feḳaset ḳulûbühüm. vekeŝîrum minhüm fâsiḳûn.

İnananlar için hâlâ vakit gelmedi mi ki, kalbleri Allah'ın zikrine ve inen hakka saygı duysun ve bundan önce kendilerine verilmiş, sonra üzerlerinden uzun zaman geçmekle kalbleri katılaşmış, çoğu da yoldan çıkmış kimseler gibi olmasınlar?

Kelimeler
17

ٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ يُحْىِ ٱلْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا ۚ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ ٱلْـَٔايَـٰتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ ۝١٧

i`lemû enne-llâhe yuḥyi-l'arḍa ba`de mevtihâ. ḳad beyyennâ lekümü-l'âyâti le`alleküm ta`ḳilûn.

Biliniz ki Allah yer yüzünü ölümünden sonra diriltir. Belki aklınızı kullanırsınız diye size âyetleri açıkladık.

Kelimeler
18

إِنَّ ٱلْمُصَّدِّقِينَ وَٱلْمُصَّدِّقَـٰتِ وَأَقْرَضُوا۟ ٱللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا يُضَـٰعَفُ لَهُمْ وَلَهُمْ أَجْرٌ كَرِيمٌ ۝١٨

inne-lmüṣṣaddiḳîne velmüṣṣaddiḳâti veaḳraḍu-llâhe ḳarḍan ḥaseney yüḍâ`afü lehüm velehüm ecrun kerîm.

Şüphesiz sadaka veren erkeklere ve sadaka veren kadınlara ve Allah'a güzel bir ödünç verenlere, verdikleri kat kat artırılır ve onlara şerefli bir mükafat vardır.

Kelimeler
19

وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦٓ أُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلصِّدِّيقُونَ ۖ وَٱلشُّهَدَآءُ عِندَ رَبِّهِمْ لَهُمْ أَجْرُهُمْ وَنُورُهُمْ ۖ وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَكَذَّبُوا۟ بِـَٔايَـٰتِنَآ أُو۟لَـٰٓئِكَ أَصْحَـٰبُ ٱلْجَحِيمِ ۝١٩

velleẕîne âmenû billâhi verusülihî ülâike hümu-ṣṣiddîḳûn. veşşühedâü `inde rabbihim. lehüm ecruhüm venûruhüm. velleẕîne keferû vekeẕẕebû biâyâtinâ ülâike aṣḥâbü-lceḥîm.

Allah'a ve peygamberine iman edenler var ya, işte onlar, Rableri yanında sözü özü doğru olanlar ve şehitlik mertebesine erenlerdir. Onların mükafatları ve nurları vardır. İnkar edip de âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar da cehennemin adamlarıdır.

Kelimeler
20

ٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّمَا ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزِينَةٌ وَتَفَاخُرٌۢ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِى ٱلْأَمْوَٰلِ وَٱلْأَوْلَـٰدِ ۖ كَمَثَلِ غَيْثٍ أَعْجَبَ ٱلْكُفَّارَ نَبَاتُهُۥ ثُمَّ يَهِيجُ فَتَرَىٰهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَكُونُ حُطَـٰمًا ۖ وَفِى ٱلْـَٔاخِرَةِ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَمَغْفِرَةٌ مِّنَ ٱللَّهِ وَرِضْوَٰنٌ ۚ وَمَا ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَآ إِلَّا مَتَـٰعُ ٱلْغُرُورِ ۝٢٠

i`lemû enneme-lḥayâtü-ddünyâ le`ibüv velehvüv vezînetüv vetefâḫurum beyneküm vetekâŝürun fi-l'emvâli vel'evlâd. kemeŝeli gayŝin a`cebe-lküffâra nebâtühû ŝümme yehîcü feterâhü muṣferran ŝümme yekûnü ḥuṭâmâ. vefi-l'âḫirati `aẕâbün şedîdüv vemagfiratüm mine-llâhi veriḍvân. veme-lḥayâtü-ddünyâ illâ metâ`u-lgurûr.

Biliniz ki dünya hayatı bir oyun, bir eğlence, bir süs ve kendi aranızda övünme, mal ve evlat çoğaltma yarışından ibarettir. Bu, tıpkı bir yağmura benzer ki; bitirdiği ot, ekincilerin hoşuna gider, sonra kurur, onu sapsarı görürsün, sonra çerçöp olur. Ahirette ise çetin bir azab; Allah'tan mağfiret ve rıza vardır. Dünya hayatı, aldatıcı bir zevkten başka bir şey değildir.

Kelimeler
21

سَابِقُوٓا۟ إِلَىٰ مَغْفِرَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا كَعَرْضِ ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ أُعِدَّتْ لِلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ ۚ ذَٰلِكَ فَضْلُ ٱللَّهِ يُؤْتِيهِ مَن يَشَآءُ ۚ وَٱللَّهُ ذُو ٱلْفَضْلِ ٱلْعَظِيمِ ۝٢١

sâbiḳû ilâ magfiratim mir rabbiküm vecennetin `arḍuhâ ke`arḍi-ssemâi vel'arḍi ü`iddet lilleẕîne âmenû billâhi verusülih. ẕâlike faḍlü-llâhi yü'tîhi mey yeşâ'. vellâhü ẕü-lfaḍli-l`ażîm.

Rabbinizden bir mağfirete; Allah'a ve peygamberine inananlar için hazırlanmış olup, genişliği gökle yerin genişliği kadar olan cennete koşuşun. İşte bu Allah'ın lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir.

Kelimeler
22

مَآ أَصَابَ مِن مُّصِيبَةٍ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَا فِىٓ أَنفُسِكُمْ إِلَّا فِى كِتَـٰبٍ مِّن قَبْلِ أَن نَّبْرَأَهَآ ۚ إِنَّ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرٌ ۝٢٢

mâ eṣâbe mim müṣîbetin fi-l'arḍi velâ fî enfüsiküm illâ fî kitâbim min ḳabli en nebraehâ. inne ẕâlike `ale-llâhi yesîr.

Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce, bir kitapta yazılmış olmasın. Şüphesiz bu Allah'a göre kolaydır.

Kelimeler
23

لِّكَيْلَا تَأْسَوْا۟ عَلَىٰ مَا فَاتَكُمْ وَلَا تَفْرَحُوا۟ بِمَآ ءَاتَىٰكُمْ ۗ وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍ ۝٢٣

likeylâ te'sev `alâ mâ fâteküm velâ tefraḥû bimâ âtâküm. vellâhü lâ yüḥibbü külle muḫtâlin feḫûr.

Böylece elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Allah'ın size verdiği nimetlerle şımarmayasınız. Çünkü Allah, kendini beğenip böbürlenen kimseleri sevmez.

Kelimeler
24

ٱلَّذِينَ يَبْخَلُونَ وَيَأْمُرُونَ ٱلنَّاسَ بِٱلْبُخْلِ ۗ وَمَن يَتَوَلَّ فَإِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلْغَنِىُّ ٱلْحَمِيدُ ۝٢٤

elleẕîne yebḫalûne veye'mürûne-nnâse bilbuḫl. vemey yetevelle feinne-llâhe hüve-lganiyyü-lḥamîd.

Onlar cimrilik edip insanlara da cimriliği emrederler. Kim yüz çevirirse Allah, zengindir, övgüye layıktır.

Kelimeler
25

لَقَدْ أَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِٱلْبَيِّنَـٰتِ وَأَنزَلْنَا مَعَهُمُ ٱلْكِتَـٰبَ وَٱلْمِيزَانَ لِيَقُومَ ٱلنَّاسُ بِٱلْقِسْطِ ۖ وَأَنزَلْنَا ٱلْحَدِيدَ فِيهِ بَأْسٌ شَدِيدٌ وَمَنَـٰفِعُ لِلنَّاسِ وَلِيَعْلَمَ ٱللَّهُ مَن يَنصُرُهُۥ وَرُسُلَهُۥ بِٱلْغَيْبِ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ قَوِىٌّ عَزِيزٌ ۝٢٥

leḳad erselnâ rusülenâ bilbeyyinâti veenzelnâ me`ahümü-lkitâbe velmîzâne liyeḳûme-nnâsü bilḳisṭ. veenzelne-lḥadîde fîhi be'sün şedîdüv vemenâfi`u linnâsi veliya`leme-llâhü mey yenṣuruhû verusülehû bilgayb. inne-llâhe ḳaviyyün `azîz.

Andolsun biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve ölçüyü indirdik. Biz demiri de indirdik ki onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır. Bu, Allah'ın dinine ve peygamberlerine görmeden yardım edenleri belirlemesi içindir. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, daima üstündür.

Kelimeler
26

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا وَإِبْرَٰهِيمَ وَجَعَلْنَا فِى ذُرِّيَّتِهِمَا ٱلنُّبُوَّةَ وَٱلْكِتَـٰبَ ۖ فَمِنْهُم مُّهْتَدٍ ۖ وَكَثِيرٌ مِّنْهُمْ فَـٰسِقُونَ ۝٢٦

veleḳad erselnâ nûḥav veibrâhime vece`alnâ fî ẕürriyyetihime-nnübüvvete velkitâbe feminhüm mühted. vekeŝîrum minhüm fâsiḳûn.

Andolsun, Nuh'u ve İbrahim'i elçi gönderdik, peygamberliği ve kitabı bunların zürriyetleri arasına koyduk. Onlardan yola gelen de vardı, ama onlardan çoğu yoldan çıkmışlardı.

Kelimeler
27

ثُمَّ قَفَّيْنَا عَلَىٰٓ ءَاثَـٰرِهِم بِرُسُلِنَا وَقَفَّيْنَا بِعِيسَى ٱبْنِ مَرْيَمَ وَءَاتَيْنَـٰهُ ٱلْإِنجِيلَ وَجَعَلْنَا فِى قُلُوبِ ٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُوهُ رَأْفَةً وَرَحْمَةً وَرَهْبَانِيَّةً ٱبْتَدَعُوهَا مَا كَتَبْنَـٰهَا عَلَيْهِمْ إِلَّا ٱبْتِغَآءَ رِضْوَٰنِ ٱللَّهِ فَمَا رَعَوْهَا حَقَّ رِعَايَتِهَا ۖ فَـَٔاتَيْنَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مِنْهُمْ أَجْرَهُمْ ۖ وَكَثِيرٌ مِّنْهُمْ فَـٰسِقُونَ ۝٢٧

ŝümme ḳaffeynâ `alâ âŝârihim birusülinâ veḳaffeynâ bi`îse-bni meryeme veâteynâhü-l'incîle vece`alnâ fî ḳulûbi-lleẕîne-ttebe`ûhü ra'fetev veraḥmeh. verahbâniyyeten-btede`ûhâ mâ ketebnâhâ `aleyhim ille-btigâe riḍvâni-llâhi femâ ra`avhâ ḥaḳḳa ri`âyetihâ. feâteyne-lleẕîne âmenû minhüm ecrahüm. vekeŝîrum minhüm fâsiḳûn.

Sonra bunların izinden ard arda peygamberlerimizi gönderdik. Meryem oğlu İsa'yı da arkalarından gönderdik, ona İncil'i verdik ve ona uyanların yüreklerine bir şefkat ve merhamet koyduk. Uydurdukları ruhbanlığa gelince onu, biz yazmadık. Fakat kendileri Allah rızasını kazanmak için yaptılar. Ama buna da gereği gibi uymadılar. Biz de onlardan iman edenlere mükafatlarını verdik. İçlerinden çoğu da yoldan çıkmışlardır.

Kelimeler
28

يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَءَامِنُوا۟ بِرَسُولِهِۦ يُؤْتِكُمْ كِفْلَيْنِ مِن رَّحْمَتِهِۦ وَيَجْعَل لَّكُمْ نُورًا تَمْشُونَ بِهِۦ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ۚ وَٱللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ ۝٢٨

yâ eyyühe-lleẕîne âmenü-tteḳu-llâhe veâminû birasûlihî yü'tiküm kifleyni mir raḥmetihî veyec`al leküm nûran temşûne bihî veyagfir leküm. vellâhü gafûrur raḥîm.

Ey inananlar! Allah'tan korkun, O'nun Resulü'ne inanın ki size rahmetinden iki pay versin, sizin için ışığında yürüyeceğiniz bir nur yaratsın ve sizi bağışlasın. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir

Kelimeler
29

لِّئَلَّا يَعْلَمَ أَهْلُ ٱلْكِتَـٰبِ أَلَّا يَقْدِرُونَ عَلَىٰ شَىْءٍ مِّن فَضْلِ ٱللَّهِ ۙ وَأَنَّ ٱلْفَضْلَ بِيَدِ ٱللَّهِ يُؤْتِيهِ مَن يَشَآءُ ۚ وَٱللَّهُ ذُو ٱلْفَضْلِ ٱلْعَظِيمِ ۝٢٩

liellâ ya`leme ehlü-lkitâbi ellâ yaḳdirûne `alâ şey'im min faḍli-llâhi veenne-lfaḍle biyedi-llâhi yü'tîhi mey yeşâ'. vellâhü ẕü-lfaḍli-l`ażîm.

Böylece Kitab ehli, Allah'ın lütfundan hiçbir şey elde edemiyeceklerini bilsinler. Lütuf bütünüyle Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir. Allah, büyük lütuf sahibidir.

Kelimeler

Okuma ayarları

Arapça yazı boyutu
Meal
Satır altı kelime meali
Okunuş (Latin harfleriyle)
Görünüm
Öneri kutusu