İçeriğe geç
54

Kamer Suresi

القمر

Ayet
55
İndiği yer
Mekkî
İniş sırası
37.
Cüz
27.
Kelime
342
Harf
1.469
Ebced
118.435

Mushaf'ta aç

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

1

ٱقْتَرَبَتِ ٱلسَّاعَةُ وَٱنشَقَّ ٱلْقَمَرُ ۝١

iḳterabeti-ssâ`atü venşeḳḳa-lḳamer.

Kıyamet saati yaklaştı, Ay yarıldı.

Kelimeler
2

وَإِن يَرَوْا۟ ءَايَةً يُعْرِضُوا۟ وَيَقُولُوا۟ سِحْرٌ مُّسْتَمِرٌّ ۝٢

veiy yerav âyetey yü`riḍû veyeḳûlû siḥrum müstemirr.

Bir mucize görseler hemen yüz çevirirler ve "süregelen bir büyüdür" derler.

Kelimeler
3

وَكَذَّبُوا۟ وَٱتَّبَعُوٓا۟ أَهْوَآءَهُمْ ۚ وَكُلُّ أَمْرٍ مُّسْتَقِرٌّ ۝٣

vekeẕẕebû vettebe`û ehvâehüm veküllü emrim müsteḳirr.

Yalanladılar, nefislerinin arzularına uydular. Halbuki her iş yerini bulacaktır.

Kelimeler
4

وَلَقَدْ جَآءَهُم مِّنَ ٱلْأَنۢبَآءِ مَا فِيهِ مُزْدَجَرٌ ۝٤

veleḳad câehüm mine-l'embâi mâ fîhi müzdecer.

Andolsun ki onlara (kötülükten) vazgeçirecek nice önemli haberler gelmiştir.

Kelimeler
5

حِكْمَةٌۢ بَـٰلِغَةٌ ۖ فَمَا تُغْنِ ٱلنُّذُرُ ۝٥

ḥikmetüm bâligatün femâ tugni-nnüẕür.

Bunlar üstün bir hikmettir fakat uyarılar fayda vermiyor.

Kelimeler
6

فَتَوَلَّ عَنْهُمْ ۘ يَوْمَ يَدْعُ ٱلدَّاعِ إِلَىٰ شَىْءٍ نُّكُرٍ ۝٦

fetevelle `anhüm. yevme yed`u-ddâ`i ilâ şey'in nükür.

Sen de onlardan yüz çevir ki, o gün çağırıcı, görülmedik müthiş bir şeye çağırır.

Kelimeler
7

خُشَّعًا أَبْصَـٰرُهُمْ يَخْرُجُونَ مِنَ ٱلْأَجْدَاثِ كَأَنَّهُمْ جَرَادٌ مُّنتَشِرٌ ۝٧

ḫuşşe`an ebṣâruhüm yaḫrucûne mine-l'ecdâŝi keennehüm cerâdüm münteşir.

Gözleri düşkün düşkün (zelil ve hakir) kabirlerinden çıkarlar, sanki yayılan çekirgeler gibidirler.

Kelimeler
8

مُّهْطِعِينَ إِلَى ٱلدَّاعِ ۖ يَقُولُ ٱلْكَـٰفِرُونَ هَـٰذَا يَوْمٌ عَسِرٌ ۝٨

mühti`îne ile-ddâ`. yeḳûlü-lkâfirûne hâẕâ yevmün `asir.

O çağırana koşarak, kâfirler: "Bu çetin bir gündür." derler.

Kelimeler
9

۞ كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ فَكَذَّبُوا۟ عَبْدَنَا وَقَالُوا۟ مَجْنُونٌ وَٱزْدُجِرَ ۝٩

keẕẕebet ḳablehüm ḳavmü nûḥin fekeẕẕebû `abdenâ veḳâlû mecnûnüv vezdücira.

Onlardan önce Nuh'un kavmi de yalanlamıştı. Kulumuzu yalanladılar ve: "Cinlenmiştir." dediler. Ve (Nuh davetten vazgeçmeye) zorlandı.

Kelimeler

فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنِّى مَغْلُوبٌ فَٱنتَصِرْ ۝١٠

fede`â rabbehû ennî maglûbün fenteṣir.

Bunun üzerine Rabbine: "Ben yenik düştüm, bana yardım et!" diyerek yalvardı.

Kelimeler
11

فَفَتَحْنَآ أَبْوَٰبَ ٱلسَّمَآءِ بِمَآءٍ مُّنْهَمِرٍ ۝١١

fefetaḥnâ ebvâbe-ssemâi bimâim münhemir.

Biz de boşalan bir su ile göğün kapılarını açtık.

Kelimeler
12

وَفَجَّرْنَا ٱلْأَرْضَ عُيُونًا فَٱلْتَقَى ٱلْمَآءُ عَلَىٰٓ أَمْرٍ قَدْ قُدِرَ ۝١٢

vefeccerne-l'arḍa `uyûnen felteḳe-lmâü `alâ emrin ḳad ḳudir.

Yeri de kaynaklar halinde fışkırttık, derken sular takdir edilmiş bir iş için birleşti.

Kelimeler
13

وَحَمَلْنَـٰهُ عَلَىٰ ذَاتِ أَلْوَٰحٍ وَدُسُرٍ ۝١٣

veḥamelnâhü `alâ ẕâti elvâḥiv vedüsür.

Nuh'u da tahtalardan yapılmış, çivilerle (çakılmış gemi) üzerinde taşıdık.

Kelimeler
14

تَجْرِى بِأَعْيُنِنَا جَزَآءً لِّمَن كَانَ كُفِرَ ۝١٤

tecrî bia`yüninâ. cezâel limen kâne küfira.

Nankörlük edilen (kulumuz)e bir mükafat olmak üzere (gemi), gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.

Kelimeler
15

وَلَقَد تَّرَكْنَـٰهَآ ءَايَةً فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ ۝١٥

veleḳat teraknâhâ âyeten fehel mim müddekir.

Bunu bir ibret olarak bıraktık, ibret alan yok mudur?

Kelimeler
16

فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ ۝١٦

fekeyfe kâne `aẕâbî venüẕür.

Benim azabım ve uyarılarım nasılmış (görsünler)

Kelimeler
17

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ ۝١٧

veleḳad yesserne-lḳur'âne liẕẕikri fehel mim müddekir.

Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?

Kelimeler
18

كَذَّبَتْ عَادٌ فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ ۝١٨

keẕẕebet `âdün fekeyfe kâne `aẕâbî venüẕür.

Âd (kavmi) da yalanladı, azabım ve uyarılarım nasıl oldu?

Kelimeler
19

إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحًا صَرْصَرًا فِى يَوْمِ نَحْسٍ مُّسْتَمِرٍّ ۝١٩

innâ erselnâ `aleyhim rîḥan ṣarṣaran fî yevmi naḥsim müstemirr.

Biz onların üstüne, uğursuzluğu devam eden bir günde dondurucu bir rüzgar gönderdik.

Kelimeler
20

تَنزِعُ ٱلنَّاسَ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ مُّنقَعِرٍ ۝٢٠

tenzi`u-nnâse keennehüm a`câzü naḫlim münḳa`ir.

(O rüzgar) insanları, sökülmüş hurma kütükleri gibi yere seriyordu.

Kelimeler
21

فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ ۝٢١

fekeyfe kâne `aẕâbî venüẕür.

Nasılmış benim azabım ve uyarım?

Kelimeler
22

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ ۝٢٢

veleḳad yesserne-lḳur'âne liẕẕikri fehel mim müddekir.

Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?

Kelimeler
23

كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِٱلنُّذُرِ ۝٢٣

keẕẕebet ŝemûdü binnüẕür.

Semûd da o uyarıları yalanladılar.

Kelimeler
24

فَقَالُوٓا۟ أَبَشَرًا مِّنَّا وَٰحِدًا نَّتَّبِعُهُۥٓ إِنَّآ إِذًا لَّفِى ضَلَـٰلٍ وَسُعُرٍ ۝٢٤

feḳâlû ebeşeram minnâ vâḥiden nettebi`uhû innâ iẕel lefî ḍalâliv vesü`ur.

"Bizden bir insana mı uyacağız? O takdirde biz apaçık bir sapıklık ve çılgınlık içine düşmüş oluruz." dediler.

Kelimeler
25

أَءُلْقِىَ ٱلذِّكْرُ عَلَيْهِ مِنۢ بَيْنِنَا بَلْ هُوَ كَذَّابٌ أَشِرٌ ۝٢٥

eülḳiye-ẕẕikru `aleyhi mim beyninâ bel hüve keẕẕâbün eşir.

"Zikir, aramızdan ona mı bırakıldı? Hayır o, yalancı, küstahın biridir" (dediler).

Kelimeler
26

سَيَعْلَمُونَ غَدًا مَّنِ ٱلْكَذَّابُ ٱلْأَشِرُ ۝٢٦

seya`lemûne gadem meni-lkeẕẕâbü-l'eşir.

Yarın onlar, yalancı, küstahın kim olduğunu bilecekler.

Kelimeler
27

إِنَّا مُرْسِلُوا۟ ٱلنَّاقَةِ فِتْنَةً لَّهُمْ فَٱرْتَقِبْهُمْ وَٱصْطَبِرْ ۝٢٧

innâ mürsilü-nnâḳati fitnetel lehüm ferteḳibhüm vaṣṭabir.

Biz onlara, kendilerini imtihan etmek için dişi deveyi göndereceğiz. Onun için sen onları gözet ve sabırlı ol.

Kelimeler
28

وَنَبِّئْهُمْ أَنَّ ٱلْمَآءَ قِسْمَةٌۢ بَيْنَهُمْ ۖ كُلُّ شِرْبٍ مُّحْتَضَرٌ ۝٢٨

venebbi'hüm enne-lmâe ḳismetüm beynehüm. küllü şirbim muḥteḍar.

Onlara suyun aralarında paylaştırılacağını haber ver; her içene düşen miktar, hazır kılınmıştır.

Kelimeler
29

فَنَادَوْا۟ صَاحِبَهُمْ فَتَعَاطَىٰ فَعَقَرَ ۝٢٩

fenâdev ṣâḥibehüm fete`âṭâ fe`aḳara.

Bunun üzerine arkadaşlarına bağırdılar. O da (bıçağı) çekerek (deveyi) kesti.

Kelimeler
30

فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ ۝٣٠

fekeyfe kâne `aẕâbî venüẕür.

Ama azabım ve uyarılarım nasıl oldu.

Kelimeler
31

إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ صَيْحَةً وَٰحِدَةً فَكَانُوا۟ كَهَشِيمِ ٱلْمُحْتَظِرِ ۝٣١

innâ erselnâ `aleyhim ṣayḥatev vâḥideten fekânû keheşîmi-lmuḥteżir.

Biz onların üzerine tek sayha (korkunç bir ses) gönderdik; ağılcının topladığı çalı çırpı kırıntıları gibi kırılıp dökülüverdiler.

Kelimeler
32

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ ۝٣٢

veleḳad yesserne-lḳur'âne liẕẕikri fehel mim müddekir.

Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?

Kelimeler
33

كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍۭ بِٱلنُّذُرِ ۝٣٣

keẕẕebet ḳavmü lûṭim binnüẕür.

Lût kavmi de uyarıları yalanladı.

Kelimeler
34

إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ حَاصِبًا إِلَّآ ءَالَ لُوطٍ ۖ نَّجَّيْنَـٰهُم بِسَحَرٍ ۝٣٤

innâ erselnâ `aleyhim ḥâṣiben illâ âle lûṭ. necceynâhüm biseḥar.

Biz de onların üzerlerine (taşlar savuran) bir fırtına gönderdik. Yalnız Lût ailesini seher vakti kurtardık,

Kelimeler
35

نِّعْمَةً مِّنْ عِندِنَا ۚ كَذَٰلِكَ نَجْزِى مَن شَكَرَ ۝٣٥

ni`metem min `indinâ. keẕâlike neczî men şekera.

Katımızdan bir nimet olarak. Biz şükredeni böyle mükafatlandırırız.

Kelimeler
36

وَلَقَدْ أَنذَرَهُم بَطْشَتَنَا فَتَمَارَوْا۟ بِٱلنُّذُرِ ۝٣٦

veleḳad enẕerahüm baṭşetenâ fetemârav binnüẕür.

(Lût), onları bizim yakalamamıza karşı uyarmıştı. Fakat ikazlara karşı kuşku duydular,

Kelimeler
37

وَلَقَدْ رَٰوَدُوهُ عَن ضَيْفِهِۦ فَطَمَسْنَآ أَعْيُنَهُمْ فَذُوقُوا۟ عَذَابِى وَنُذُرِ ۝٣٧

veleḳad râvedûhü `an ḍayfihî feṭamesnâ a`yünehüm feẕûḳû `aẕâbî venüẕür.

Onun konuklarından murad almaya kalkıştılar. Biz de gözlerini siliverdik. "Haydi azabımı ve uyarılarımı tadın!" (dedik).

Kelimeler
38

وَلَقَدْ صَبَّحَهُم بُكْرَةً عَذَابٌ مُّسْتَقِرٌّ ۝٣٨

veleḳad ṣabbeḥahüm bükraten `aẕâbüm müsteḳirr.

Sabah erken, onları kararlı bir azab yakaladı.

Kelimeler
39

فَذُوقُوا۟ عَذَابِى وَنُذُرِ ۝٣٩

feẕûḳû `aẕâbî venüẕür.

"Azabımı ve uyarılarımı tadın!" (dedik).

Kelimeler
40

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ ۝٤٠

veleḳad yesserne-lḳur'âne liẕẕikri fehel mim müddekir.

Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?

Kelimeler
41

وَلَقَدْ جَآءَ ءَالَ فِرْعَوْنَ ٱلنُّذُرُ ۝٤١

veleḳad câe âle fir`avne-nnüẕür.

Şüphesiz Firavun ailesine de uyarıcı peygamberler geldi.

Kelimeler
42

كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَـٰتِنَا كُلِّهَا فَأَخَذْنَـٰهُمْ أَخْذَ عَزِيزٍ مُّقْتَدِرٍ ۝٤٢

keẕẕebû biâyâtinâ küllihâ feeḫaẕnâhüm aḫẕe `azîzim muḳtedir.

Lakin onlar bütün âyetlerimizi yalanladılar. Biz de onları çok kuvvetli ve kudretli bir yakalayışla yakaladık. Bu kıssalardan hisseye gelince;

Kelimeler
43

أَكُفَّارُكُمْ خَيْرٌ مِّنْ أُو۟لَـٰٓئِكُمْ أَمْ لَكُم بَرَآءَةٌ فِى ٱلزُّبُرِ ۝٤٣

eküffâruküm ḫayrum min ülâiküm em leküm berâetün fi-zzübür.

Şimdi sizin kâfirleriniz, onlardan hayırlı mı? Yoksa kitaplarda sizin için bir beraet mi var?

Kelimeler
44

أَمْ يَقُولُونَ نَحْنُ جَمِيعٌ مُّنتَصِرٌ ۝٤٤

em yeḳûlûne naḥnü cemî`um münteṣir.

Yoksa "Biz birbirimize yardım eden bir topluluğuz." mu diyorlar?

Kelimeler
45

سَيُهْزَمُ ٱلْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ ٱلدُّبُرَ ۝٤٥

seyühzemü-lcem`u veyüvellûne-ddübüra.

Her halde o topluluk bozulacak ve geriye dönüp kaçacaklardır.

Kelimeler
46

بَلِ ٱلسَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَٱلسَّاعَةُ أَدْهَىٰ وَأَمَرُّ ۝٤٦

beli-ssâ`atü mev`idühüm vessâ`atü edhâ veemerr.

Bilakis kıyamet onlara vaad edilen asıl saattir. Saat cidden çok feci ve acıdır.

Kelimeler
47

إِنَّ ٱلْمُجْرِمِينَ فِى ضَلَـٰلٍ وَسُعُرٍ ۝٤٧

inne-lmücrimîne fî ḍalâliv vesü`ur.

Muhakkak ki suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler.

Kelimeler
48

يَوْمَ يُسْحَبُونَ فِى ٱلنَّارِ عَلَىٰ وُجُوهِهِمْ ذُوقُوا۟ مَسَّ سَقَرَ ۝٤٨

yevme yüsḥabûne fi-nnâri `alâ vucûhihim. ẕûḳû messe seḳara.

O gün yüzleri üstü ateşte sürüklenecekler, "Cehennemin dokunuşunu tadın!" (denilecek).

Kelimeler
49

إِنَّا كُلَّ شَىْءٍ خَلَقْنَـٰهُ بِقَدَرٍ ۝٤٩

innâ külle şey'in ḫalaḳnâhü biḳader.

Haberiniz olsun ki, biz her şeyi bir kadere göre yarattık.

Kelimeler
50

وَمَآ أَمْرُنَآ إِلَّا وَٰحِدَةٌ كَلَمْحٍۭ بِٱلْبَصَرِ ۝٥٠

vemâ emrunâ illâ vâḥidetün kelemḥim bilbeṣar.

Buyruğumuz yalnız bir tekdir, göz açıp yumma gibidir.

Kelimeler
51

وَلَقَدْ أَهْلَكْنَآ أَشْيَاعَكُمْ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ ۝٥١

veleḳad ehleknâ eşyâ`aküm fehel mim müddekir.

Andolsun biz, sizin benzerlerinizi hep helak ettik. Öğüt alan yok mudur?

Kelimeler
52

وَكُلُّ شَىْءٍ فَعَلُوهُ فِى ٱلزُّبُرِ ۝٥٢

veküllü şey'in fe`alûhü fi-zzübür.

İşledikleri her şey, kitaplarda mevcuttur.

Kelimeler
53

وَكُلُّ صَغِيرٍ وَكَبِيرٍ مُّسْتَطَرٌ ۝٥٣

veküllü ṣagîriv vekebîrim müsteṭar.

Küçük, büyük hepsi satır satır yazılmıştır.

Kelimeler
54

إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّـٰتٍ وَنَهَرٍ ۝٥٤

inne-lmütteḳîne fî cennâtiv veneher.

Takva sahipleri cennetlerde, nur içindedirler.

Kelimeler
55

فِى مَقْعَدِ صِدْقٍ عِندَ مَلِيكٍ مُّقْتَدِرٍۭ ۝٥٥

fî maḳ`adi ṣidḳin `inde melîkim muḳtedir.

Güçlü padişahın huzurunda doğruluk koltuklarındadırlar.

Kelimeler

Okuma ayarları

Arapça yazı boyutu
Meal
Satır altı kelime meali
Okunuş (Latin harfleriyle)
Görünüm
Öneri kutusu