İçeriğe geç
52

Tûr Suresi

الطور

Ayet
49
İndiği yer
Mekkî
İniş sırası
76.
Cüz
27.
Kelime
312
Harf
1.324
Ebced
93.483

Mushaf'ta aç

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

1

وَٱلطُّورِ ۝١

veṭṭûr.

Andolsun Tûr'a,

Kelimeler
2

وَكِتَـٰبٍ مَّسْطُورٍ ۝٢

vekitâbim mesṭûr.

Yayılmış ince deri üzerine, satır satır yazılmış kitaba,

Kelimeler
3

فِى رَقٍّ مَّنشُورٍ ۝٣

fî raḳḳim menşûr.

↑ Bu ayet, yukarıdaki ayetle birlikte çevrilmiştir.

Kelimeler
4

وَٱلْبَيْتِ ٱلْمَعْمُورِ ۝٤

velbeyti-lma`mûr.

Ma'mur eve,

Kelimeler
5

وَٱلسَّقْفِ ٱلْمَرْفُوعِ ۝٥

vessaḳfi-lmerfû`.

Yükseltilmiş tavana,

Kelimeler
6

وَٱلْبَحْرِ ٱلْمَسْجُورِ ۝٦

velbaḥri-lmescûr.

Kaynatılmış denize, (andolsun ki)

Kelimeler
7

إِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَٰقِعٌ ۝٧

inne `aẕâbe rabbike levâḳi`.

Rabbinin azabı mutlaka vuku bulacaktır.

Kelimeler
8

مَّا لَهُۥ مِن دَافِعٍ ۝٨

mâ lehû min dâfi`.

Ona engel olacak (hiçbir şey de) yoktur.

Kelimeler
9

يَوْمَ تَمُورُ ٱلسَّمَآءُ مَوْرًا ۝٩

yevme temûru-ssemâü mevrâ.

O gün gök, bir çalkanış çalkalanır

Kelimeler
10

وَتَسِيرُ ٱلْجِبَالُ سَيْرًا ۝١٠

vetesîru-lcibâlü seyrâ.

Dağlar da bir yürüyüş yürür.

Kelimeler
11

فَوَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ۝١١

feveylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.

Vay haline o gün yalanlayanların!

Kelimeler
12

ٱلَّذِينَ هُمْ فِى خَوْضٍ يَلْعَبُونَ ۝١٢

elleẕîne hüm fî ḫavḍiy yel`abûn.

Ki onlar, daldıkları bir batak (bâtıl)da oynayıp duruyorlar.

Kelimeler
13

يَوْمَ يُدَعُّونَ إِلَىٰ نَارِ جَهَنَّمَ دَعًّا ۝١٣

yevme yüde``ûne ilâ nâri cehenneme da``â.

O gün onlar cehennem ateşine itilip kakılacaklar.

Kelimeler
14

هَـٰذِهِ ٱلنَّارُ ٱلَّتِى كُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ ۝١٤

hâẕihi-nnâru-lletî küntüm bihâ tükeẕẕibûn.

(Onlara): "İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur" (denilecek).

Kelimeler
15

أَفَسِحْرٌ هَـٰذَآ أَمْ أَنتُمْ لَا تُبْصِرُونَ ۝١٥

efesiḥrun hâẕâ em entüm lâ tübṣirûn.

"Bu da mı bir sihir? Yoksa siz görmüyor musunuz?

Kelimeler
16

ٱصْلَوْهَا فَٱصْبِرُوٓا۟ أَوْ لَا تَصْبِرُوا۟ سَوَآءٌ عَلَيْكُمْ ۖ إِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ ۝١٦

iṣlevhâ faṣbirû ev lâ taṣbirû. sevâün `aleyküm. innemâ tüczevne mâ küntüm ta`melûn.

Girin oraya, ister sabredin ister etmeyin artık sizin için birdir. Siz hep yaptıklarınıza göre cezalandırılacaksınız" (denilecek).

Kelimeler
17

إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّـٰتٍ وَنَعِيمٍ ۝١٧

inne-lmütteḳîne fî cennâtiv vene`îm.

Şüphesiz (günahlardan) korunanlar da cennetlerde, nimetler içindedirler.

Kelimeler
18

فَـٰكِهِينَ بِمَآ ءَاتَىٰهُمْ رَبُّهُمْ وَوَقَىٰهُمْ رَبُّهُمْ عَذَابَ ٱلْجَحِيمِ ۝١٨

fâkihîne bimâ âtâhüm rabbühüm. veveḳâhüm rabbühüm `aẕâbe-lceḥîm.

Rablerinin kendilerine verdiği ile zevk ü sefâ sürerler. Rableri onları, cehennem azabından korumuştur.

Kelimeler
19

كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ ۝١٩

külû veşrabû henîem bimâ küntüm ta`melûn.

(Onlara): "Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yeyin, için" (denilir.)

Kelimeler
20

مُتَّكِـِٔينَ عَلَىٰ سُرُرٍ مَّصْفُوفَةٍ ۖ وَزَوَّجْنَـٰهُم بِحُورٍ عِينٍ ۝٢٠

müttekiîne `alâ sürurim maṣfûfeh. vezevvecnâhüm biḥûrin `în.

Sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanırlar. Ayrıca biz onları ceylan gözlü hûrilerle evlendirdik.

Kelimeler
21

وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَٱتَّبَعَتْهُمْ ذُرِّيَّتُهُم بِإِيمَـٰنٍ أَلْحَقْنَا بِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَمَآ أَلَتْنَـٰهُم مِّنْ عَمَلِهِم مِّن شَىْءٍ ۚ كُلُّ ٱمْرِئٍۭ بِمَا كَسَبَ رَهِينٌ ۝٢١

velleẕîne âmenû vettebe`athüm ẕürriyyetühüm biîmânin elḥaḳnâ bihim ẕürriyyetehüm vemâ eletnâhüm min `amelihim min şey'. küllü-mriim bimâ kesebe rahîn.

İman edip zürriyetleri de iman ile kendilerine tâbi olanlar (yok mu?); işte biz, onların nesillerini de kendilerine kattık. Kendilerinin amellerinden birşey de eksiltmedik. Herkes kendi kazandığına bağlıdır.

Kelimeler
22

وَأَمْدَدْنَـٰهُم بِفَـٰكِهَةٍ وَلَحْمٍ مِّمَّا يَشْتَهُونَ ۝٢٢

veemdednâhüm bifâkihetiv velaḥmim mimmâ yeştehûn.

Onlara canlarının istediği meyvalar ve etlerden bol bol verdik.

Kelimeler
23

يَتَنَـٰزَعُونَ فِيهَا كَأْسًا لَّا لَغْوٌ فِيهَا وَلَا تَأْثِيمٌ ۝٢٣

yetenâza`ûne fîhâ ke'sel lâ lagvun fîhâ velâ te'ŝîm.

Orada bir kadeh kapışırlar ki, onda ne bir saçmalama vardır, ne de günaha sokma.

Kelimeler
24

۞ وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ غِلْمَانٌ لَّهُمْ كَأَنَّهُمْ لُؤْلُؤٌ مَّكْنُونٌ ۝٢٤

veyeṭûfü `aleyhim gilmânül lehüm keennehüm lü'lüüm meknûn.

Kendilerine ait bir takım hizmetçiler de onların etrafında dönerler. Bu gençler sanki sedefleri içine gizlenmiş inci gibidirler.

Kelimeler
25

وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ ۝٢٥

veaḳbele ba`ḍuhüm `alâ ba`ḍiy yetesâelûn.

Birbirlerine yönelip soruyorlar.

Kelimeler
26

قَالُوٓا۟ إِنَّا كُنَّا قَبْلُ فِىٓ أَهْلِنَا مُشْفِقِينَ ۝٢٦

ḳâlû innâ künnâ ḳablü fî ehlinâ müşfiḳîn.

Ve diyorlar ki: "Gerçekte biz daha önce (dünya hayatında) âilemiz içinde (âkibetimizden) korkardık".

Kelimeler
27

فَمَنَّ ٱللَّهُ عَلَيْنَا وَوَقَىٰنَا عَذَابَ ٱلسَّمُومِ ۝٢٧

femenne-llâhü `aleynâ veveḳânâ `aẕâbe-ssemûm.

"Allah bize lutfetti de bizi (vücûdun) içine işleyen (kavurucu) azabdan korudu."

Kelimeler
28

إِنَّا كُنَّا مِن قَبْلُ نَدْعُوهُ ۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْبَرُّ ٱلرَّحِيمُ ۝٢٨

innâ künnâ min ḳablü ned`ûh. innehû hüve-lberru-rraḥîm.

"Gerçekten biz bundan önce O'na yalvarıyorduk. Çünkü iyilik eden, esirgeyen ancak O'dur."

Kelimeler
29

فَذَكِّرْ فَمَآ أَنتَ بِنِعْمَتِ رَبِّكَ بِكَاهِنٍ وَلَا مَجْنُونٍ ۝٢٩

feẕekkir femâ ente bini`meti rabbike bikâhiniv velâ mecnûn.

(Ey Muhammed!) sen hatırlat, öğüt ver. Rabbinin nimeti sayesinde sen ne kâhinsin, ne de mecnûn.

Kelimeler
30

أَمْ يَقُولُونَ شَاعِرٌ نَّتَرَبَّصُ بِهِۦ رَيْبَ ٱلْمَنُونِ ۝٣٠

em yeḳûlûne şâ`irun neterabbeṣu bihî raybe-lmenûn.

Yoksa onlar (senin için): "Bir şâirdir, zamanın felaketlerine çarpılmasını gözetliyoruz." mu diyorlar?

Kelimeler
31

قُلْ تَرَبَّصُوا۟ فَإِنِّى مَعَكُم مِّنَ ٱلْمُتَرَبِّصِينَ ۝٣١

ḳul terabbeṣû feinnî me`aküm mine-lmüterabbiṣîn.

De ki: Bekleyin, çünkü ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.

Kelimeler
32

أَمْ تَأْمُرُهُمْ أَحْلَـٰمُهُم بِهَـٰذَآ ۚ أَمْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ ۝٣٢

em te'müruhüm aḥlâmühüm bihâẕâ em hüm ḳavmün ṭâgûn.

Onların akılları mı bunu emreder yoksa onlar azgın bir topluluk mudur?

Kelimeler
33

أَمْ يَقُولُونَ تَقَوَّلَهُۥ ۚ بَل لَّا يُؤْمِنُونَ ۝٣٣

em yeḳûlûne teḳavveleh. bel lâ yü'minûn.

Yoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar? Hayır onlar inanmıyorlar.

Kelimeler
34

فَلْيَأْتُوا۟ بِحَدِيثٍ مِّثْلِهِۦٓ إِن كَانُوا۟ صَـٰدِقِينَ ۝٣٤

felye'tû biḥadîŝim miŝlihî in kânû ṣâdiḳîn.

Eğer doğru iseler onun benzeri bir söz meydana getirsinler.

Kelimeler
35

أَمْ خُلِقُوا۟ مِنْ غَيْرِ شَىْءٍ أَمْ هُمُ ٱلْخَـٰلِقُونَ ۝٣٥

em ḫuliḳû min gayri şey'in em hümü-lḫâliḳûn.

Yoksa onlar, hiçbir şey olmadan (yani yaratıcısız) mı yaratıldılar? Yoksa kendileri yaratıcı mıdırlar?

Kelimeler
36

أَمْ خَلَقُوا۟ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ ۚ بَل لَّا يُوقِنُونَ ۝٣٦

em ḫaleḳu-ssemâvâti vel'arḍ. bel lâ yûḳinûn.

Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır, onlar düşünüp hakikati anlamazlar.

Kelimeler
37

أَمْ عِندَهُمْ خَزَآئِنُ رَبِّكَ أَمْ هُمُ ٱلْمُصَۣيْطِرُونَ ۝٣٧

em `indehüm ḫazâinü rabbike em hümü-lmüṣayṭirûn.

Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yahut hâkim (her şeyin yöneticisi) kendileri midir?

Kelimeler
38

أَمْ لَهُمْ سُلَّمٌ يَسْتَمِعُونَ فِيهِ ۖ فَلْيَأْتِ مُسْتَمِعُهُم بِسُلْطَـٰنٍ مُّبِينٍ ۝٣٨

em lehüm süllemüy yestemi`ûne fîh. felye'ti müstemi`uhüm bisülṭânim mübîn.

Yoksa kendilerine mahsus (üzerine çıkıp sırları) dinleyecekleri bir merdivenleri mi var? Öyleyse dinleyenleri, açık bir delil getirsin.

Kelimeler
39

أَمْ لَهُ ٱلْبَنَـٰتُ وَلَكُمُ ٱلْبَنُونَ ۝٣٩

em lehü-lbenâtü velekümü-lbenûn.

Demek kızlar O'na, oğullar size öyle mi?

Kelimeler
40

أَمْ تَسْـَٔلُهُمْ أَجْرًا فَهُم مِّن مَّغْرَمٍ مُّثْقَلُونَ ۝٤٠

em tes'elühüm ecran fehüm mim magramim müŝḳalûn.

Yoksa sen kendilerinden bir ücret istiyorsun da, bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?

Kelimeler
41

أَمْ عِندَهُمُ ٱلْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ ۝٤١

em `indehümü-lgaybü fehüm yektübûn.

Yoksa gayb kendilerinin yanında da onlar mı yazıyorlar?

Kelimeler
42

أَمْ يُرِيدُونَ كَيْدًا ۖ فَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ هُمُ ٱلْمَكِيدُونَ ۝٤٢

em yürîdûne keydâ. felleẕîne keferû hümü-lmekîdûn.

Yoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Fakat o küfredenlerin kendileri tuzağa düşeceklerdir.

Kelimeler
43

أَمْ لَهُمْ إِلَـٰهٌ غَيْرُ ٱللَّهِ ۚ سُبْحَـٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ ۝٤٣

em lehüm ilâhün gayru-llâh. sübḥâne-llâhi `ammâ yüşrikûn.

Yoksa onların Allah'tan başka bir ilâhı mı var? Allah, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır.

Kelimeler
44

وَإِن يَرَوْا۟ كِسْفًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ سَاقِطًا يَقُولُوا۟ سَحَابٌ مَّرْكُومٌ ۝٤٤

veiy yerav kisfem mine-ssemâi sâḳiṭay yeḳûlû seḥâbüm merkûm.

Gökten bir parçanın düştüğünü görseler, "Üst üste yığılmış bulutlardır." derler.

Kelimeler
45

فَذَرْهُمْ حَتَّىٰ يُلَـٰقُوا۟ يَوْمَهُمُ ٱلَّذِى فِيهِ يُصْعَقُونَ ۝٤٥

feẕerhüm ḥattâ yülâḳû yevmehümü-lleẕî fîhi yuṣ`aḳûn.

Artık çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar onları (kendi hallerine) bırak.

Kelimeler
46

يَوْمَ لَا يُغْنِى عَنْهُمْ كَيْدُهُمْ شَيْـًٔا وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ ۝٤٦

yevme lâ yugnî `anhüm keydühüm şey'ev velâ hüm yünṣarûn.

O gün hiçbir tedbirlerinin kendilerine zerre kadar faydası olmayacak ve hiçbir şekilde yardım da görmeyeceklerdir.

Kelimeler
47

وَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ عَذَابًا دُونَ ذَٰلِكَ وَلَـٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ۝٤٧

veinne lilleẕîne żalemû `aẕâben dûne ẕâlike velâkinne ekŝerahüm lâ ya`lemûn.

Şüphesiz o zulmedenlere ondan başka da azab vardır. Fakat çokları bilmezler.

Kelimeler
48

وَٱصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ فَإِنَّكَ بِأَعْيُنِنَا ۖ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ حِينَ تَقُومُ ۝٤٨

vaṣbir liḥukmi rabbike feinneke bia`yüninâ vesebbiḥ biḥamdi rabbike ḥîne teḳûm.

Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin. Kalktığın zaman Rabbini hamd ile tesbih et.

Kelimeler
49

وَمِنَ ٱلَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَإِدْبَـٰرَ ٱلنُّجُومِ ۝٤٩

vemine-lleyli fesebbiḥhü veidbâra-nnücûm.

Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışında da O'nu tesbih et

Kelimeler

Okuma ayarları

Arapça yazı boyutu
Meal
Satır altı kelime meali
Okunuş (Latin harfleriyle)
Görünüm
Öneri kutusu