İçeriğe geç
51

Zâriyât Suresi

الذاريات

Ayet
60
İndiği yer
Mekkî
İniş sırası
67.
Cüz
26.
Kelime
360
Harf
1.546
Ebced
116.592

Mushaf'ta aç

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

1

وَٱلذَّٰرِيَـٰتِ ذَرْوًا ۝١

veẕẕâriyâti ẕervâ.

O tozdurup savuranlara,

Kelimeler
2

فَٱلْحَـٰمِلَـٰتِ وِقْرًا ۝٢

felḥâmilâti viḳrâ.

Derken bir ağırlık taşıyanlara,

Kelimeler
3

فَٱلْجَـٰرِيَـٰتِ يُسْرًا ۝٣

felcâriyâti yüsrâ.

Derken bir kolaylıkla akanlara,

Kelimeler
4

فَٱلْمُقَسِّمَـٰتِ أَمْرًا ۝٤

felmüḳassimâti emrâ.

Derken bir emir taksim edenlere andolsun ki,

Kelimeler
5

إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقٌ ۝٥

innemâ tû`adûne leṣâdiḳ.

O size vaad edilen elbette doğrudur.

Kelimeler
6

وَإِنَّ ٱلدِّينَ لَوَٰقِعٌ ۝٦

veinne-ddîne levâḳi`.

Ceza ve hesap günü şüphesiz olacaktır.

Kelimeler
7

وَٱلسَّمَآءِ ذَاتِ ٱلْحُبُكِ ۝٧

vessemâi ẕâti-lḥubük.

Yollara sahip göğe andolsun ki,

Kelimeler
8

إِنَّكُمْ لَفِى قَوْلٍ مُّخْتَلِفٍ ۝٨

inneküm lefî ḳavlim muḫtelif.

Siz elbette çelişkili sözler içindesiniz.

Kelimeler
9

يُؤْفَكُ عَنْهُ مَنْ أُفِكَ ۝٩

yü'fekü `anhü men üfik.

Ondan çevrilen (imana) çevrilir.

Kelimeler
10

قُتِلَ ٱلْخَرَّٰصُونَ ۝١٠

ḳutile-lḫarrâṣûn.

Kahrolsun (o fikir adına) kendi tahminlerini ileri sürenler!

Kelimeler
11

ٱلَّذِينَ هُمْ فِى غَمْرَةٍ سَاهُونَ ۝١١

elleẕîne hüm fî gamratin sâhûn.

Onlar bir sarhoşluk ve cehalet içinde şuursuzdurlar.

Kelimeler
12

يَسْـَٔلُونَ أَيَّانَ يَوْمُ ٱلدِّينِ ۝١٢

yes'elûne eyyâne yevmü-ddîn.

Onlar: "Hesap ve ceza günü ne zaman?" diye soruyorlar.

Kelimeler
13

يَوْمَ هُمْ عَلَى ٱلنَّارِ يُفْتَنُونَ ۝١٣

yevme hüm `ale-nnâri yüftenûn.

O gün, onların ateş üzerinde azap görecekleri gündür.

Kelimeler
14

ذُوقُوا۟ فِتْنَتَكُمْ هَـٰذَا ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تَسْتَعْجِلُونَ ۝١٤

ẕûḳû fitneteküm. hâẕe-lleẕî küntüm bihî testa`cilûn.

Onlara: "Tadın inkarınızın cezasını, işte sizin acele istediğiniz budur!" denecektir.

Kelimeler
15

إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّـٰتٍ وَعُيُونٍ ۝١٥

inne-lmütteḳîne fî cennâtiv ve`uyûn.

Şüphesiz ki takva sahipleri Rablerinin kendilerine verdiği sevabı almış olarak cennet bahçelerinde ve pınar başlarında bulunacaklardır. Çünkü onlar bundan önce iyilik yapıyorlardı.

Kelimeler
16

ءَاخِذِينَ مَآ ءَاتَىٰهُمْ رَبُّهُمْ ۚ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُحْسِنِينَ ۝١٦

âḫiẕîne mâ âtâhüm rabbühüm. innehüm kânû ḳable ẕâlike muḥsinîn.

↑ Bu ayet, yukarıdaki ayetle birlikte çevrilmiştir.

Kelimeler
17

كَانُوا۟ قَلِيلًا مِّنَ ٱلَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ ۝١٧

kânû ḳalîlem mine-lleyli mâ yehce`ûn.

Onlar geceleyin pek az uyurlardı.

Kelimeler
18

وَبِٱلْأَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ ۝١٨

vebil'esḥâri hüm yestagfirûn.

Onlar seher vakitlerinde Allah'tan bağışlanma dilerlerdi.

Kelimeler
19

وَفِىٓ أَمْوَٰلِهِمْ حَقٌّ لِّلسَّآئِلِ وَٱلْمَحْرُومِ ۝١٩

vefî emvâlihim ḥaḳḳul lissâili velmaḥrûm.

Onların mallarında isteyen ve istemeyen yoksullar için bir hak vardı.

Kelimeler
20

وَفِى ٱلْأَرْضِ ءَايَـٰتٌ لِّلْمُوقِنِينَ ۝٢٠

vefi-l'arḍi âyâtül lilmûḳinîn.

Kesin olarak inananlar için, yeryüzünde ve kendi nefislerinde nice ibretler vardır. Hiç görmüyor musunuz?

Kelimeler
21

وَفِىٓ أَنفُسِكُمْ ۚ أَفَلَا تُبْصِرُونَ ۝٢١

vefî enfüsiküm. efelâ tübṣirûn.

↑ Bu ayet, yukarıdaki ayetle birlikte çevrilmiştir.

Kelimeler
22

وَفِى ٱلسَّمَآءِ رِزْقُكُمْ وَمَا تُوعَدُونَ ۝٢٢

vefi-ssemâi rizḳuküm vemâ tû`adûn.

Sizin rızkınız da size vaad edilen sevap ve ceza da göktedir.

Kelimeler
23

فَوَرَبِّ ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ إِنَّهُۥ لَحَقٌّ مِّثْلَ مَآ أَنَّكُمْ تَنطِقُونَ ۝٢٣

feverabbi-ssemâi vel'arḍi innehû leḥaḳḳum miŝle mâ enneküm tenṭiḳûn.

Gök ve yerin Rabbine andolsun ki size edilen o vaad, herhalde haktır. O tıpkı sizin konuşmanız gibi gerçektir.

Kelimeler
24

هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ضَيْفِ إِبْرَٰهِيمَ ٱلْمُكْرَمِينَ ۝٢٤

hel etâke ḥadîŝü ḍayfi ibrâhîme-lmükramîn.

Ey Muhammed! İbrahim'in şerefli misafirlerinin haberi sana geldi mi?

Kelimeler
25

إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَيْهِ فَقَالُوا۟ سَلَـٰمًا ۖ قَالَ سَلَـٰمٌ قَوْمٌ مُّنكَرُونَ ۝٢٥

iẕ deḫalû `aleyhi feḳâlû selâmâ. ḳâle selâm. ḳavmüm münkerûn.

Hani onlar İbrahim'in huzuruna girmişlerdi de "Selam sana!" demişlerdi. İbrahim: "Size de selam" demiş, ve içinden: "Bunlar tanınmamış bir topluluk!" diye geçirmişti.

Kelimeler
26

فَرَاغَ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦ فَجَآءَ بِعِجْلٍ سَمِينٍ ۝٢٦

ferâga ilâ ehlihî fecâe bi`iclin semîn.

İbrahim, sonra ailesine giderek semiz bir buzağı (eti) getirdi.

Kelimeler
27

فَقَرَّبَهُۥٓ إِلَيْهِمْ قَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ ۝٢٧

feḳarrabehû ileyhim ḳâle elâ te'külûn.

Onu önlerine sürerek: "Yemez misiniz?" dedi.

Kelimeler
28

فَأَوْجَسَ مِنْهُمْ خِيفَةً ۖ قَالُوا۟ لَا تَخَفْ ۖ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَـٰمٍ عَلِيمٍ ۝٢٨

feevcese minhüm ḫîfeh. ḳâlû lâ teḫaf. vebeşşerûhü bigulâmin `alîm.

Yemediklerini görünce onlardan içine bir korku düştü. Onlar İbrahim'e: "Korkma!" dediler ve onu çok bilgili bir oğul ile müjdelediler.

Kelimeler
29

فَأَقْبَلَتِ ٱمْرَأَتُهُۥ فِى صَرَّةٍ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَقِيمٌ ۝٢٩

feaḳbeleti-mraetühû fî ṣarratin feṣakket vechehâ veḳâlet `acûzün `aḳîm.

Bunun üzerine karısı (Sâre) bir çığlık atarak geldi ve elini yüzüne vurarak: "Ben kısır bir kocakarıyım, nasıl çocuğum olur?" dedi.

Kelimeler
30

قَالُوا۟ كَذَٰلِكِ قَالَ رَبُّكِ ۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْحَكِيمُ ٱلْعَلِيمُ ۝٣٠

ḳâlû keẕâliki ḳâle rabbük. innehû hüve-lḥakîmü-l`alîm.

Misafir melekler: "Evet bu böyledir. Rabbin böyle buyurdu. Gerçekten O hüküm ve hikmet sahibidir. Herşeyi hakkıyla bilir." dediler.

Kelimeler
31

۞ قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا ٱلْمُرْسَلُونَ ۝٣١

ḳâle femâ ḫaṭbüküm eyyühe-lmürselûn.

İbrahim, kendisine misafir olarak gelen meleklere: "Acaba sizin asıl önemli işiniz nedir ey elçiler?" dedi.

Kelimeler
32

قَالُوٓا۟ إِنَّآ أُرْسِلْنَآ إِلَىٰ قَوْمٍ مُّجْرِمِينَ ۝٣٢

ḳâlû innâ ürsilnâ ilâ ḳavmim mücrimîn.

Onlar: "Gerçekten biz günahkâr bir kavim (olan Lût kavmine) gönderildik.

Kelimeler
33

لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِّن طِينٍ ۝٣٣

linürsile `aleyhim ḥicâratem min ṭîn.

Onların üzerine çamurdan pişirilmiş sert taşlar yağdıracağız.

Kelimeler
34

مُّسَوَّمَةً عِندَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِفِينَ ۝٣٤

müsevvemeten `inde rabbike lilmüsrifîn.

O taşlardan herbirinin haddi aşanlardan kime isabet edeceği Rabbin katında işaretlenmiştir." dediler.

Kelimeler
35

فَأَخْرَجْنَا مَن كَانَ فِيهَا مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ ۝٣٥

feaḫracnâ men kâne fîhâ mine-lmü'minîn.

Nihayet biz müminlerden orada bulunan kimseleri çıkardık.

Kelimeler
36

فَمَا وَجَدْنَا فِيهَا غَيْرَ بَيْتٍ مِّنَ ٱلْمُسْلِمِينَ ۝٣٦

femâ vecednâ fîhâ gayra beytim mine-lmüslimîn.

Fakat biz orada müslümanlardan bir ev halkından başka kimseyi de bulamadık.

Kelimeler
37

وَتَرَكْنَا فِيهَآ ءَايَةً لِّلَّذِينَ يَخَافُونَ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَلِيمَ ۝٣٧

veteraknâ fîhâ âyetel lilleẕîne yeḫâfûne-l`aẕâbe-l'elîm.

Biz orada acı bir azabdan korkan kimseler için bir ibret nişanesi bıraktık.

Kelimeler
38

وَفِى مُوسَىٰٓ إِذْ أَرْسَلْنَـٰهُ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ بِسُلْطَـٰنٍ مُّبِينٍ ۝٣٨

vefî mûsâ iẕ erselnâhü ilâ fir`avne bisülṭânim mübîn.

Musa'nın kıssasında da ibret vardır. Hani biz onu apaçık bir delille Firavun'a göndermiştik.

Kelimeler
39

فَتَوَلَّىٰ بِرُكْنِهِۦ وَقَالَ سَـٰحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ ۝٣٩

fetevellâ biruknihî veḳâle sâḥirun ev mecnûn.

Firavun ise ordusuyla birlikte yüz çevirmiş, onun hakkında: "Bu bir sihirbazdır, ya da bir delidir." demişti.

Kelimeler
40

فَأَخَذْنَـٰهُ وَجُنُودَهُۥ فَنَبَذْنَـٰهُمْ فِى ٱلْيَمِّ وَهُوَ مُلِيمٌ ۝٤٠

feeḫaẕnâhü vecünûdehû fenebeẕnâhüm fi-lyemmi vehüve mülîm.

Nihayet biz onu ve ordularını yakalayıp hepsini denize attık. Firavun ise o sırada (inadından dolayı pişmanlık duyarak) kendi kendini kınıyordu.

Kelimeler
41

وَفِى عَادٍ إِذْ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ ٱلرِّيحَ ٱلْعَقِيمَ ۝٤١

vefî `âdin iẕ erselnâ `aleyhimü-rrîḥa-l`aḳîm.

Âd kavminin helâkinde de bir ibret vardır. Hani biz onların üzerine köklerini kesecek bir rüzgar göndermiştik.

Kelimeler
42

مَا تَذَرُ مِن شَىْءٍ أَتَتْ عَلَيْهِ إِلَّا جَعَلَتْهُ كَٱلرَّمِيمِ ۝٤٢

mâ teẕeru min şey'in etet `aleyhi illâ ce`alethü kelramîm.

O rüzgar üzerine uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka onu kül gibi dağıtıyordu.

Kelimeler
43

وَفِى ثَمُودَ إِذْ قِيلَ لَهُمْ تَمَتَّعُوا۟ حَتَّىٰ حِينٍ ۝٤٣

vefî ŝemûde iẕ ḳîle lehüm temette`û ḥattâ ḥîn.

Semud kavminin helâkinde de bir ibret vardır. Hani onlara: "Belirli bir süreye kadar dünyadan yararalanıp, geçinin!" denmişti.

Kelimeler
44

فَعَتَوْا۟ عَنْ أَمْرِ رَبِّهِمْ فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّـٰعِقَةُ وَهُمْ يَنظُرُونَ ۝٤٤

fe`atev `an emri rabbihim feeḫaẕethümu-ṣṣâ`iḳatü vehüm yenżurûn.

Onlarsa Rablerinin emrine karşı büyüklük tasladılar. Bunun üzerine kendilerini, bakıp dururlarken yıldırım yakalayıp, çarptı.

Kelimeler
45

فَمَا ٱسْتَطَـٰعُوا۟ مِن قِيَامٍ وَمَا كَانُوا۟ مُنتَصِرِينَ ۝٤٥

feme-steṭâ`û min ḳiyâmiv vemâ kânû münteṣirîn.

Artık onlar, ne kendi kendilerine ayağa kalkabildiler, ne de yardım gördüler.

Kelimeler
46

وَقَوْمَ نُوحٍ مِّن قَبْلُ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَوْمًا فَـٰسِقِينَ ۝٤٦

veḳavme nûḥim min ḳabl. innehüm kânû ḳavmen fâsiḳîn.

Daha önce de Nuh kavmini helâk etmiştik. Çünkü onlar yoldan çıkmış fâsık bir kavimdiler.

Kelimeler
47

وَٱلسَّمَآءَ بَنَيْنَـٰهَا بِأَيْي۟دٍ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ ۝٤٧

vessemâe beneynâhâ bieydiv veinnâ lemûsi`ûn.

Biz göğü kudretimizle bina ettik. Hiç şüphesiz biz, çok genişlik ve kudret sahibiyiz.

Kelimeler
48

وَٱلْأَرْضَ فَرَشْنَـٰهَا فَنِعْمَ ٱلْمَـٰهِدُونَ ۝٤٨

vel'arḍa feraşnâhâ feni`me-lmâhidûn.

Yeryüzünü de biz döşedik. Bakın biz onu ne güzel döşüyoruz!

Kelimeler
49

وَمِن كُلِّ شَىْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ ۝٤٩

vemin külli şey'in ḫalaḳnâ zevceyni le`alleküm teẕekkerûn.

Biz herşeyden iki çift yarattık. Umulur ki, iyice düşünürsünüz.

Kelimeler
50

فَفِرُّوٓا۟ إِلَى ٱللَّهِ ۖ إِنِّى لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ ۝٥٠

fefirrû ile-llâh. innî leküm minhü neẕîrum mübîn.

Ey Muhammed! de ki: "Öyleyse Allah'a koşun, gerçekten ben size O'nun tarafından gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım.

Kelimeler
51

وَلَا تَجْعَلُوا۟ مَعَ ٱللَّهِ إِلَـٰهًا ءَاخَرَ ۖ إِنِّى لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ ۝٥١

velâ tec`alû me`a-llâhi ilâhen âḫar. innî leküm minhü neẕîrum mübîn.

Allah'la beraber başka bir tanrı uydurmayın (O'na ortak koşmayın). Gerçekten ben size O'nun tarafından gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım."

Kelimeler
52

كَذَٰلِكَ مَآ أَتَى ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا قَالُوا۟ سَاحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ ۝٥٢

keẕâlike mâ ete-lleẕîne min ḳablihim mir rasûlin illâ ḳâlû sâḥirun ev mecnûn.

Böylece onlardan öncekilere de herhangi bir peygamber gelince, onun hakkında da mutlaka: "Bir sihirbazdır veya bir delidir." dediler.

Kelimeler
53

أَتَوَاصَوْا۟ بِهِۦ ۚ بَلْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ ۝٥٣

etevâṣav bih. bel hüm ḳavmün ṭâgûn.

Onlar birbirlerine bunu mu tavsiye ettiler? Hayır onlar azgın bir kavimdir.

Kelimeler
54

فَتَوَلَّ عَنْهُمْ فَمَآ أَنتَ بِمَلُومٍ ۝٥٤

fetevelle `anhüm femâ ente bimelûm.

Ey Muhammed! Sen onlardan yüz çevir. Artık sen kınanacak değilsin.

Kelimeler
55

وَذَكِّرْ فَإِنَّ ٱلذِّكْرَىٰ تَنفَعُ ٱلْمُؤْمِنِينَ ۝٥٥

veẕekkir feinne-ẕẕikrâ tenfe`u-lmü'minîn.

Sen öğüt verip hatırlat. Çünkü, hatırlatmak müminlere fayda verir.

Kelimeler
56

وَمَا خَلَقْتُ ٱلْجِنَّ وَٱلْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ ۝٥٦

vemâ ḫalaḳtü-lcinne vel'inse illâ liya`büdûn.

Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.

Kelimeler
57

مَآ أُرِيدُ مِنْهُم مِّن رِّزْقٍ وَمَآ أُرِيدُ أَن يُطْعِمُونِ ۝٥٧

mâ ürîdü minhüm mir rizḳiv vemâ ürîdü ey yuṭ`imûn.

Ben onlardan herhangi bir rızık istemiyorum. Beni yedirmelerini de istemiyorum.

Kelimeler
58

إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلرَّزَّاقُ ذُو ٱلْقُوَّةِ ٱلْمَتِينُ ۝٥٨

inne-llâhe hüve-rrazzâḳu ẕü-lḳuvveti-lmetîn.

Şüphesiz ki, rızık veren O sağlam kuvvet sahibi olan Allah'tır.

Kelimeler
59

فَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ ذَنُوبًا مِّثْلَ ذَنُوبِ أَصْحَـٰبِهِمْ فَلَا يَسْتَعْجِلُونِ ۝٥٩

feinne lilleẕîne żalemû ẕenûbem miŝle ẕenûbi aṣḥâbihim felâ yesta`cilûn.

Şüphsiz ki, zulmedenlerin geçmiş arkadaşlarının payı gibi, dolgun bir azab payı vardır. Ama şimdi onu acele istemesinler.

Kelimeler
60

فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن يَوْمِهِمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ ۝٦٠

feveylül lilleẕîne keferû miy yevmihimü-lleẕî yû`adûn.

Kendilerine vaad edilen günlerinde uğrayacakaları azabdan dolayı vay inkâr edenlerin haline!.

Kelimeler

Okuma ayarları

Arapça yazı boyutu
Meal
Satır altı kelime meali
Okunuş (Latin harfleriyle)
Görünüm
Öneri kutusu