قَالُوا۟ وَأَقْبَلُوا۟ عَلَيْهِم مَّاذَا تَفْقِدُونَ ٧١
ḳâlû veaḳbelû `aleyhim mâẕâ tefḳidûn.
Bunlara döndüler de dediler ki: "Ne arıyorsunuz?
Türkçe ya da Arapça bir kelime yazın. Arapça kelimelerde kök ve sözlük biçimine göre de sayabilirsiniz.
Örnekler: zeytin, incir, ع ل م kökü, يوم (gün), شهر (ay), en sık kökler
Sayım sözlük biçimine (lemma) göre yapıldı; ön ekli ve çekimli biçimler dahildir.
Mekkî Medenî
En çok geçtiği sureler: Sâffât 3, Yûsuf 2, Kasas 1, Zâriyât 1, Tûr 1
| Kelime | Tür | Ebced | Adet |
|---|---|---|---|
| وَأَقْبَلَ | Mâzi fiil | 139 | 2 |
| فَأَقْبَلَ | Mâzi fiil | 213 | 2 |
| وَأَقْبَلُوا۟ | Mâzi fiil | 146 | 1 |
| فَأَقْبَلُوٓا۟ | Mâzi fiil | 220 | 1 |
| فَأَقْبَلَتِ | Mâzi fiil | 613 | 1 |
| أَقْبَلْنَا | Mâzi fiil | 184 | 1 |
| أَقْبِلْ | Emir fiil | 133 | 1 |
قَالُوا۟ وَأَقْبَلُوا۟ عَلَيْهِم مَّاذَا تَفْقِدُونَ ٧١
ḳâlû veaḳbelû `aleyhim mâẕâ tefḳidûn.
Bunlara döndüler de dediler ki: "Ne arıyorsunuz?
وَسْـَٔلِ ٱلْقَرْيَةَ ٱلَّتِى كُنَّا فِيهَا وَٱلْعِيرَ ٱلَّتِىٓ أَقْبَلْنَا فِيهَا ۖ وَإِنَّا لَصَـٰدِقُونَ ٨٢
ves'eli-lḳaryete-lletî künnâ fîhâ vel`îra-lletî aḳbelnâ fîhâ. veinnâ leṣâdiḳûn.
"Hem orada bulunduğumuz şehir halkına, hem içinde bulunduğumuz kervana sor. Ve emin ol ki, biz kesinlikle doğru söylüyoruz."
وَأَنْ أَلْقِ عَصَاكَ ۖ فَلَمَّا رَءَاهَا تَهْتَزُّ كَأَنَّهَا جَآنٌّ وَلَّىٰ مُدْبِرًا وَلَمْ يُعَقِّبْ ۚ يَـٰمُوسَىٰٓ أَقْبِلْ وَلَا تَخَفْ ۖ إِنَّكَ مِنَ ٱلْـَٔامِنِينَ ٣١
veen elḳi `aṣâk. felemmâ raâhâ tehtezzü keennehâ cânnüv vellâ müdbirav velem yü`aḳḳib. yâ mûsâ aḳbil velâ teḫaf. inneke mine-l'âminîn.
Ve "Asânı at!" denildi. Musa (attığı) asâyı yılan gibi debrenir görünce, dönüp arkasına bakmadan kaçtı. "Ey Musa! Beri gel, korkma. Çünkü sen emniyette olanlardansın." (buyuruldu.)
وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ ٢٧
veaḳbele ba`ḍuhüm `alâ ba`ḍiy yetesâelûn.
Onlar, birbirine dönmüş soruşuyorlar.
فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ ٥٠
feaḳbele ba`ḍuhüm `alâ ba`ḍiy yetesâelûn.
Derken birbirine dönüp sorarlar:
فَأَقْبَلُوٓا۟ إِلَيْهِ يَزِفُّونَ ٩٤
feaḳbelû ileyhi yeziffûn.
Bunun üzerine birbirlerine girerek ona yürüdüler.
فَأَقْبَلَتِ ٱمْرَأَتُهُۥ فِى صَرَّةٍ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَقِيمٌ ٢٩
feaḳbeleti-mraetühû fî ṣarratin feṣakket vechehâ veḳâlet `acûzün `aḳîm.
Bunun üzerine karısı (Sâre) bir çığlık atarak geldi ve elini yüzüne vurarak: "Ben kısır bir kocakarıyım, nasıl çocuğum olur?" dedi.
وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ ٢٥
veaḳbele ba`ḍuhüm `alâ ba`ḍiy yetesâelûn.
Birbirlerine yönelip soruyorlar.
فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَلَـٰوَمُونَ ٣٠
feaḳbele ba`ḍuhüm `alâ ba`ḍiy yetelâvemûn.
Ardından suçu birbirlerine yüklemeye başladılar.