İçeriğe geç
15

Hicr Suresi

الحجر

Ayet
99
İndiği yer
Mekkî
İniş sırası
54.
Cüz
14.
Kelime
657
Harf
2.882
Ebced
179.880

Mushaf'ta aç

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

1

الٓر ۚ تِلْكَ ءَايَـٰتُ ٱلْكِتَـٰبِ وَقُرْءَانٍ مُّبِينٍ ۝١

elif-lâm-râ. tilke âyâtü-lkitâbi veḳur'ânim mübîn.

Elif, Lâm, Râ. Bunlar kitabın ve apaçık bir Kur'ân'ın âyetleridir.

Kelimeler
2

رُّبَمَا يَوَدُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَوْ كَانُوا۟ مُسْلِمِينَ ۝٢

rubemâ yeveddü-lleẕîne keferû lev kânû müslimîn.

Bir zaman gelecek ki inkâr edenler, keşke müslüman olsaydık temennisinde bulunacaklardır.

Kelimeler
3

ذَرْهُمْ يَأْكُلُوا۟ وَيَتَمَتَّعُوا۟ وَيُلْهِهِمُ ٱلْأَمَلُ ۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ ۝٣

ẕerhüm ye'külû veyetemette`û veyülhihimü-l'emelü fesevfe ya`lemûn.

Onları bırak yesinler, içsinler, zevk alsınlar; arzu onları oyalasın ilerde bileceklerdir.

Kelimeler
4

وَمَآ أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلَّا وَلَهَا كِتَابٌ مَّعْلُومٌ ۝٤

vemâ ehleknâ min ḳaryetin illâ velehâ kitâbüm ma`lûm.

Biz hiçbir memleketi (Allah katında) bilinen bir zamanı olmaksızın helak etmedik.

Kelimeler
5

مَّا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَـْٔخِرُونَ ۝٥

mâ tesbiḳu min ümmetin ecelehâ vemâ yeste'ḫirûn.

Hiçbir millet, ecelinin önüne geçemez ve onu geciktiremez.

Kelimeler
6

وَقَالُوا۟ يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِى نُزِّلَ عَلَيْهِ ٱلذِّكْرُ إِنَّكَ لَمَجْنُونٌ ۝٦

veḳâlû yâ eyyühe-lleẕî nüzzile `aleyhi-ẕẕikru inneke lemecnûn.

Dediler ki: "Ey kendisine Kur'ân indirilen (Muhammed)! Sen mutlaka bir mecnunsun."

Kelimeler
7

لَّوْ مَا تَأْتِينَا بِٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّـٰدِقِينَ ۝٧

lev mâ te'tînâ bilmelâiketi in künte mine-ṣṣâdiḳîn.

"Eğer peygamberlik davanda doğru kimselerdensen, bize melekleri getirmeliydin."

Kelimeler
8

مَا نُنَزِّلُ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَمَا كَانُوٓا۟ إِذًا مُّنظَرِينَ ۝٨

mâ nünezzilü-lmelâikete illâ bilḥaḳḳi vemâ kânû iẕem münżarîn.

Biz o melekleri ancak, hak ile indiririz. Ve indirildikleri vakit de onlara (kâfirlere) hiç mühlet verilmez.

Kelimeler
9

إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا ٱلذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُۥ لَحَـٰفِظُونَ ۝٩

innâ naḥnü nezzelne-ẕẕikra veinnâ lehû leḥâfiżûn.

Hiç şüphe yok ki, Kur'ân'ı biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız.

Kelimeler
10

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ فِى شِيَعِ ٱلْأَوَّلِينَ ۝١٠

veleḳad erselnâ min ḳablike fî şiye`i-l'evvelîn.

Andolsun, senden önceki milletler arasında da peygamberler gönderdik.

Kelimeler
11

وَمَا يَأْتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ ۝١١

vemâ ye'tîhim mir rasûlin illâ kânû bihî yestehziûn.

Onlara hiçbir peygamber gelmiyordu ki onunla alay etmiş olmasınlar.

Kelimeler
12

كَذَٰلِكَ نَسْلُكُهُۥ فِى قُلُوبِ ٱلْمُجْرِمِينَ ۝١٢

keẕâlike neslükühû fî ḳulûbi-lmücrimîn.

Biz o küfrü suçluların kalbine işte böyle sokarız.

Kelimeler
13

لَا يُؤْمِنُونَ بِهِۦ ۖ وَقَدْ خَلَتْ سُنَّةُ ٱلْأَوَّلِينَ ۝١٣

lâ yü'minûne bihî veḳad ḫalet sünnetü-l'evvelîn.

Kur'âna iman etmezler, halbuki öncekilerin sünneti (inanmadıkları için başlarına gelenler) gelip geçmiştir.

Kelimeler
14

وَلَوْ فَتَحْنَا عَلَيْهِم بَابًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ فَظَلُّوا۟ فِيهِ يَعْرُجُونَ ۝١٤

velev fetaḥnâ `aleyhim bâbem mine-ssemâi feżallû fîhi ya`rucûn.

Onlara gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıksalar,

Kelimeler
15

لَقَالُوٓا۟ إِنَّمَا سُكِّرَتْ أَبْصَـٰرُنَا بَلْ نَحْنُ قَوْمٌ مَّسْحُورُونَ ۝١٥

leḳâlû innemâ sükkirat ebṣârunâ bel naḥnü ḳavmüm mesḥûrûn.

"Gözlerimiz perdelendi, daha doğrusu bize büyü yapılmıştır" derler.

Kelimeler
16

وَلَقَدْ جَعَلْنَا فِى ٱلسَّمَآءِ بُرُوجًا وَزَيَّنَّـٰهَا لِلنَّـٰظِرِينَ ۝١٦

veleḳad ce`alnâ fi-ssemâi bürûcev vezeyyennâhâ linnâżirîn.

Andolsun biz, gökte birtakım burçlar yarattık ve bakanlar için onu süsledik.

Kelimeler
17

وَحَفِظْنَـٰهَا مِن كُلِّ شَيْطَـٰنٍ رَّجِيمٍ ۝١٧

veḥafiżnâhâ min külli şeyṭânir racîm.

Ve göğü taşlanan bütün şeytanlardan koruduk.

Kelimeler
18

إِلَّا مَنِ ٱسْتَرَقَ ٱلسَّمْعَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌ مُّبِينٌ ۝١٨

illâ meni-steraḳa-ssem`a feetbe`ahû şihâbüm mübîn.

Ancak kulak hırsızlığı eden şeytan hariç, onu apaçık bir alev sütunu takip eder.

Kelimeler
19

وَٱلْأَرْضَ مَدَدْنَـٰهَا وَأَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ وَأَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ شَىْءٍ مَّوْزُونٍ ۝١٩

vel'arḍa medednâhâ veelḳaynâ fîhâ ravâsiye veembetnâ fîhâ min külli şey'im mevzûn.

Yeryüzünü düzgün bir şekilde yarattık ve oraya sabit dağlar yerleştirdik. Orada hikmetle ölçülmüş her şeyden bitkiler bitirdik.

Kelimeler
20

وَجَعَلْنَا لَكُمْ فِيهَا مَعَـٰيِشَ وَمَن لَّسْتُمْ لَهُۥ بِرَٰزِقِينَ ۝٢٠

vece`alnâ leküm fîhâ me`âyişe vemel lestüm lehû birâziḳîn.

Orada hem sizin için, hem de sizin rızıklarını veremediğiniz kimseler için geçim yollarını yarattık.

Kelimeler
21

وَإِن مِّن شَىْءٍ إِلَّا عِندَنَا خَزَآئِنُهُۥ وَمَا نُنَزِّلُهُۥٓ إِلَّا بِقَدَرٍ مَّعْلُومٍ ۝٢١

veim min şey'in illâ `indenâ ḫazâinüh. vemâ nünezzilühû illâ biḳaderim ma`lûm.

Her şeyin hazineleri yalnız bizim yanımızdadır. Fakat biz, onu ancak ihtiyaca göre, belli ölçülerde veririz.

Kelimeler
22

وَأَرْسَلْنَا ٱلرِّيَـٰحَ لَوَٰقِحَ فَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً فَأَسْقَيْنَـٰكُمُوهُ وَمَآ أَنتُمْ لَهُۥ بِخَـٰزِنِينَ ۝٢٢

veerselne-rriyâḥa levâḳiḥa feenzelnâ mine-ssemâi mâen feesḳaynâkümûh. vemâ entüm lehû biḫâzinîn.

Biz rüzgarları aşılayıcı olarak gönderdik ve gökten bir su indirip sizi onunla suladık. O suyu hazinelerde tutan da siz değilsiniz.

Kelimeler
23

وَإِنَّا لَنَحْنُ نُحْىِۦ وَنُمِيتُ وَنَحْنُ ٱلْوَٰرِثُونَ ۝٢٣

veinnâ lenaḥnü nuḥyî venümîtü venaḥnü-lvâriŝûn.

Elbette biz diriltiriz ve biz öldürürüz! Ve hepsinin varisleri de biziz.

Kelimeler
24

وَلَقَدْ عَلِمْنَا ٱلْمُسْتَقْدِمِينَ مِنكُمْ وَلَقَدْ عَلِمْنَا ٱلْمُسْتَـْٔخِرِينَ ۝٢٤

veleḳad `alimne-lmüstaḳdimîne minküm veleḳad `alimne-lmüste'ḫirîn.

Andolsun ki biz, içinizden İslâm'da öne geçmek isteyenleri de biliriz, geri kalmak isteyenleri de biliriz.

Kelimeler
25

وَإِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَحْشُرُهُمْ ۚ إِنَّهُۥ حَكِيمٌ عَلِيمٌ ۝٢٥

veinne rabbeke hüve yaḥşüruhüm. innehû ḥakîmün `alîm.

Şüphesiz Rabbin O'dur ki, onları kıyamet gününde hesaba çekmek için toplayacaktır. O, hikmet sahibidir, bilendir.

Kelimeler
26

وَلَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَـٰنَ مِن صَلْصَـٰلٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ ۝٢٦

veleḳad ḫalaḳne-l'insâne min ṣalṣâlim min ḥameim mesnûn.

Andolsun ki biz insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık.

Kelimeler
27

وَٱلْجَآنَّ خَلَقْنَـٰهُ مِن قَبْلُ مِن نَّارِ ٱلسَّمُومِ ۝٢٧

velcânne ḫalaḳnâhü min ḳablü min nâri-ssemûm.

Cinleri de daha önce insan vücudunun gözeneklerinden geçebilen güçlü bir ateşten yarattık.

Kelimeler
28

وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ إِنِّى خَـٰلِقٌۢ بَشَرًا مِّن صَلْصَـٰلٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ ۝٢٨

veiẕ ḳâle rabbüke lilmelâiketi innî ḫâliḳum beşeram min ṣalṣâlim min ḥameim mesnûn.

Ey Peygamber! Rabbinin meleklere şöyle dediğini hatırla: "Ben, kuru balçıktan, şekil verilmiş kokuşmuş çamurdan bir insan yaratacağım."

Kelimeler
29

فَإِذَا سَوَّيْتُهُۥ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِى فَقَعُوا۟ لَهُۥ سَـٰجِدِينَ ۝٢٩

feiẕâ sevveytühû venefaḫtü fîhi mir rûḥî feḳa`û lehû sâcidîn.

Ben, onun yaratılışını tamamladığım ve ona ruhumdan üflediğim zaman, siz hemen onun için secdeye kapanın."

Kelimeler
30

فَسَجَدَ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ ۝٣٠

fesecede-lmelâiketü küllühüm ecme`ûn.

Bunun üzerine meleklerin hepsi toptan secde ettiler.

Kelimeler
31

إِلَّآ إِبْلِيسَ أَبَىٰٓ أَن يَكُونَ مَعَ ٱلسَّـٰجِدِينَ ۝٣١

illâ iblîs. ebâ ey yekûne me`a-ssâcidîn.

Yalnız İblis hariç. O secde edenlerle beraber olmaktan çekinmişti.

Kelimeler
32

قَالَ يَـٰٓإِبْلِيسُ مَا لَكَ أَلَّا تَكُونَ مَعَ ٱلسَّـٰجِدِينَ ۝٣٢

ḳâle yâ iblîsü mâ leke ellâ tekûne me`a-ssâcidîn.

Allah buyurdu ki: "Ey İblis! Ne oluyor sana da, secde edenlerle beraber olmuyorsun?"

Kelimeler
33

قَالَ لَمْ أَكُن لِّأَسْجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقْتَهُۥ مِن صَلْصَـٰلٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ ۝٣٣

ḳâle lem ekül liescüde libeşerin ḫalaḳtehû min ṣalṣâlim min ḥameim mesnûn.

İblis şöyle dedi: "Kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattığın bir insana secde edemezdim."

Kelimeler
34

قَالَ فَٱخْرُجْ مِنْهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٌ ۝٣٤

ḳâle faḫruc minhâ feinneke racîm.

Allah şöyle buyurdu: "Öyle ise oradan çık! Sen, artık kovulmuş birisin."

Kelimeler
35

وَإِنَّ عَلَيْكَ ٱللَّعْنَةَ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلدِّينِ ۝٣٥

veinne `aleyke-lla`nete ilâ yevmi-ddîn.

"Kıyamet gününe kadar lanet senin üzerindedir."

Kelimeler
36

قَالَ رَبِّ فَأَنظِرْنِىٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ ۝٣٦

ḳâle rabbi feenżirnî ilâ yevmi yüb`aŝûn.

İblis: "Rabbim! Öyle ise insanların kabirlerinden kaldırılacakları güne (kıyamete) kadar bana mühlet ver" dedi.

Kelimeler
37

قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ ٱلْمُنظَرِينَ ۝٣٧

ḳâle feinneke mine-lmünżarîn.

Allah buyurdu ki: "Sen mühlet verilenlerdensin."

Kelimeler
38

إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْوَقْتِ ٱلْمَعْلُومِ ۝٣٨

ilâ yevmi-lvaḳti-lma`lûm.

"Allah katında bilinen vaktin gününe kadar..."

Kelimeler
39

قَالَ رَبِّ بِمَآ أَغْوَيْتَنِى لَأُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ ۝٣٩

ḳâle rabbi bimâ agveytenî leüzeyyinenne lehüm fi-l'arḍi veleugviyennehüm ecme`în.

İblis şöyle dedi: "Rabbim! Beni saptırdığın için, mutlaka ben de yeryüzünde onlara günahları süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım!"

Kelimeler
40

إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ ٱلْمُخْلَصِينَ ۝٤٠

illâ `ibâdeke minhümü-lmuḫleṣîn.

"Ancak içlerinden ihlaslı kulların müstesnâdır."

Kelimeler
41

قَالَ هَـٰذَا صِرَٰطٌ عَلَىَّ مُسْتَقِيمٌ ۝٤١

ḳâle hâẕâ ṣirâṭun `aleyye müsteḳîm.

Allah şöyle buyurdu: "İşte bana ulaşan dosdoğru yol budur."

Kelimeler
42

إِنَّ عِبَادِى لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَـٰنٌ إِلَّا مَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلْغَاوِينَ ۝٤٢

inne `ibâdî leyse leke `aleyhim sülṭânün illâ meni-ttebe`ake mine-lgâvîn.

"Sana uyan azgınlardan başka, kullarımın üzerinde hiçbir nüfuzun yoktur."

Kelimeler
43

وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوْعِدُهُمْ أَجْمَعِينَ ۝٤٣

veinne cehenneme lemev`idühüm ecme`în.

"Şüphesiz ki onların hepsine vaad edilen yer cehennemdir."

Kelimeler
44

لَهَا سَبْعَةُ أَبْوَٰبٍ لِّكُلِّ بَابٍ مِّنْهُمْ جُزْءٌ مَّقْسُومٌ ۝٤٤

lehâ seb`atü ebvâb. likülli bâbim minhüm cüz'üm maḳsûm.

"Cehennemin yedi kapısı vardır. O kapıların herbiri için birer grup ayrılmıştır."

Kelimeler
45

إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّـٰتٍ وَعُيُونٍ ۝٤٥

inne-lmütteḳîne fî cennâtiv ve`uyûn.

Allahtan korkanlar, elbette cennetlerde ve pınarların başındadırlar.

Kelimeler
46

ٱدْخُلُوهَا بِسَلَـٰمٍ ءَامِنِينَ ۝٤٦

üdḫulûhâ biselâmin âminîn.

Onlara: "Selametle güven içinde oraya girin" denir.

Kelimeler
47

وَنَزَعْنَا مَا فِى صُدُورِهِم مِّنْ غِلٍّ إِخْوَٰنًا عَلَىٰ سُرُرٍ مُّتَقَـٰبِلِينَ ۝٤٧

veneza`nâ mâ fî ṣudûrihim min gillin iḫvânen `alâ sürurim müteḳâbilîn.

Biz o cennetliklerin kalblerindeki kinleri çıkarır atarız. Hepsi kardeşler olarak sevinç içinde karşılıklı koltuklara otururlar.

Kelimeler
48

لَا يَمَسُّهُمْ فِيهَا نَصَبٌ وَمَا هُم مِّنْهَا بِمُخْرَجِينَ ۝٤٨

lâ yemessühüm fîhâ neṣabüv vemâ hüm minhâ bimuḫracîn.

Orada kendilerine hiçbir yorgunluk gelmeyecek. Oradan çıkarılacak da değillerdir.

Kelimeler
49

۞ نَبِّئْ عِبَادِىٓ أَنِّىٓ أَنَا ٱلْغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ ۝٤٩

nebbi' `ibâdî ennî ene-lgafûru-rraḥîm.

Kullarıma haber ver ki, gerçekten ben çok bağışlayıcı ve pek merhamet ediciyim.

Kelimeler
50

وَأَنَّ عَذَابِى هُوَ ٱلْعَذَابُ ٱلْأَلِيمُ ۝٥٠

veenne `aẕâbî hüve-l`aẕâbü-l'elîm.

Bununla beraber azabım da çok acıklı bir azabdır. Bunları geçmişten bazı örneklerle açıklamak üzere:

Kelimeler
51

وَنَبِّئْهُمْ عَن ضَيْفِ إِبْرَٰهِيمَ ۝٥١

venebbi'hüm `an ḍayfi ibrâhîm.

Hem o kullara, İbrahim'in misafirlerinden de haber ver.

Kelimeler
52

إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَيْهِ فَقَالُوا۟ سَلَـٰمًا قَالَ إِنَّا مِنكُمْ وَجِلُونَ ۝٥٢

iẕ deḫalû `aleyhi feḳâlû selâmâ. ḳâle innâ minküm vecilûn.

Hani melekler, İbrahim'in yanına girdikleri zaman, "selam" demişler, İbrahim de onlara: "Biz sizden korkuyoruz" demişti.

Kelimeler
53

قَالُوا۟ لَا تَوْجَلْ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَـٰمٍ عَلِيمٍ ۝٥٣

ḳâlû lâ tevcel innâ nübeşşiruke bigulâmin `alîm.

Melekler: "Korkma! Gerçekten biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz" dediler.

Kelimeler
54

قَالَ أَبَشَّرْتُمُونِى عَلَىٰٓ أَن مَّسَّنِىَ ٱلْكِبَرُ فَبِمَ تُبَشِّرُونَ ۝٥٤

ḳâle ebeşşertümûnî `alâ em messeniye-lkiberu febime tübeşşirûn.

İbrahim dedi ki: "Bana ihtiyarlık gelmişken, beni mi müjdeliyorsunuz, neye dayanarak beni müjdeliyorsunuz?"

Kelimeler
55

قَالُوا۟ بَشَّرْنَـٰكَ بِٱلْحَقِّ فَلَا تَكُن مِّنَ ٱلْقَـٰنِطِينَ ۝٥٥

ḳâlû beşşernâke bilḥaḳḳi felâ teküm mine-lḳâniṭîn.

Melekler: "Seni gerçekle müjdeliyoruz. Sakın Allah'ın rahmetinden ümidini kesenlerden olma!" dediler.

Kelimeler
56

قَالَ وَمَن يَقْنَطُ مِن رَّحْمَةِ رَبِّهِۦٓ إِلَّا ٱلضَّآلُّونَ ۝٥٦

ḳâle vemey yaḳneṭu mir raḥmeti rabbihî ille-ḍḍâllûn.

İbrahim dedi ki: "Rabbimin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?"

Kelimeler
57

قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا ٱلْمُرْسَلُونَ ۝٥٧

ḳâle femâ ḫaṭbüküm eyyühe-lmürselûn.

"Ey elçiler! Başka ne işiniz var?" dedi.

Kelimeler
58

قَالُوٓا۟ إِنَّآ أُرْسِلْنَآ إِلَىٰ قَوْمٍ مُّجْرِمِينَ ۝٥٨

ḳâlû innâ ürsilnâ ilâ ḳavmim mücrimîn.

Melekler şöyle dediler: "Biz suçlu bir kavmi cezalandırmak için gönderildik.

Kelimeler
59

إِلَّآ ءَالَ لُوطٍ إِنَّا لَمُنَجُّوهُمْ أَجْمَعِينَ ۝٥٩

illâ âle lûṭ. innâ lemüneccûhüm ecme`în.

Ancak Lût ailesi müstesnâdır. Biz, onların hepsini muhakkak kurtaracağız.

Kelimeler
60

إِلَّا ٱمْرَأَتَهُۥ قَدَّرْنَآ ۙ إِنَّهَا لَمِنَ ٱلْغَـٰبِرِينَ ۝٦٠

ille-mraetehû ḳaddernâ innehâ lemine-lgâbirîn.

Yalnız Lût'un karısı müstesnâ, çünkü onun helak edilenlerle birlikte yok edilmesini takdir ettik.

Kelimeler
61

فَلَمَّا جَآءَ ءَالَ لُوطٍ ٱلْمُرْسَلُونَ ۝٦١

felemmâ câe âle lûṭini-lmürselûn.

Melek olan elçiler, Lût kavmine gelince,

Kelimeler
62

قَالَ إِنَّكُمْ قَوْمٌ مُّنكَرُونَ ۝٦٢

ḳâle inneküm ḳavmüm münkerûn.

Lût dedi ki: "Doğrusu siz ürkülecek bir kavimsiniz."

Kelimeler
63

قَالُوا۟ بَلْ جِئْنَـٰكَ بِمَا كَانُوا۟ فِيهِ يَمْتَرُونَ ۝٦٣

ḳâlû bel ci'nâke bimâ kânû fîhi yemterûn.

Elçiler dediler ki: "Bilakis biz sana onların şüphe ettiği azabı getirdik."

Kelimeler
64

وَأَتَيْنَـٰكَ بِٱلْحَقِّ وَإِنَّا لَصَـٰدِقُونَ ۝٦٤

veeteynâke bilḥaḳḳi veinnâ leṣâdiḳûn.

"Sana gerçeği getirdik; biz elbette doğru söylüyoruz."

Kelimeler
65

فَأَسْرِ بِأَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِّنَ ٱلَّيْلِ وَٱتَّبِعْ أَدْبَـٰرَهُمْ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنكُمْ أَحَدٌ وَٱمْضُوا۟ حَيْثُ تُؤْمَرُونَ ۝٦٥

feesri biehlike biḳiṭ`im mine-lleyli vettebi` edbârahüm velâ yeltefit minküm eḥadüv vemḍû ḥayŝü tü'merûn.

"Gecenin bir bölümünde aileni yola çıkar, sen de arkalarından yürü ve sizden kimse ardına bakmasın; istenen yere gidin."

Kelimeler
66

وَقَضَيْنَآ إِلَيْهِ ذَٰلِكَ ٱلْأَمْرَ أَنَّ دَابِرَ هَـٰٓؤُلَآءِ مَقْطُوعٌ مُّصْبِحِينَ ۝٦٦

veḳaḍaynâ ileyhi ẕâlike-l'emra enne dâbira hâülâi maḳṭû`um muṣbiḥîn.

Biz, Lût'a şu kesin emri vahyettik: "Bu kâfirler sabaha çıkarken muhakkak kökleri kesilmiş olacaktır."

Kelimeler
67

وَجَآءَ أَهْلُ ٱلْمَدِينَةِ يَسْتَبْشِرُونَ ۝٦٧

vecâe ehlü-lmedîneti yestebşirûn.

Şehir halkı, insan şeklindeki güzel yüzlü melekleri görünce, onlara iğrenç işlerini yapabileceklerini düşünüp sevinerek geldiler.

Kelimeler
68

قَالَ إِنَّ هَـٰٓؤُلَآءِ ضَيْفِى فَلَا تَفْضَحُونِ ۝٦٨

ḳâle inne hâülâi ḍayfî felâ tefḍaḥûn.

Lût, kavmine şöyle dedi: "Bunlar benim misafirlerimdir, beni rüsvay etmeyin."

Kelimeler
69

وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَلَا تُخْزُونِ ۝٦٩

vetteḳu-llâhe velâ tuḫzûn.

"Allah'tan korkun! Beni mahcub etmeyin."

Kelimeler
70

قَالُوٓا۟ أَوَلَمْ نَنْهَكَ عَنِ ٱلْعَـٰلَمِينَ ۝٧٠

ḳâlû evelem nenheke `ani-l`âlemîn.

Lût kavmi şöyle dedi: "Biz sana kimsenin koruyuculuğunu yapmamanı söylememiş miydik?"

Kelimeler
71

قَالَ هَـٰٓؤُلَآءِ بَنَاتِىٓ إِن كُنتُمْ فَـٰعِلِينَ ۝٧١

ḳâle hâülâi benâtî in küntüm fâ`ilîn.

Lût şöyle dedi: "İşte kızlarım! Düşündüğünüzü yapacaksanız (onlarla evlenin).

Kelimeler
72

لَعَمْرُكَ إِنَّهُمْ لَفِى سَكْرَتِهِمْ يَعْمَهُونَ ۝٧٢

le`amruke innehüm lefî sekratihim ya`mehûn.

Resulüm! Ömrüne yemin olsun ki gerçekten onlar, sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı.

Kelimeler
73

فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ مُشْرِقِينَ ۝٧٣

feeḫaẕethümu-ṣṣayḥatü müşriḳîn.

Güneş doğarken o korkunç çığlık onları yakaladı.

Kelimeler
74

فَجَعَلْنَا عَـٰلِيَهَا سَافِلَهَا وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِّن سِجِّيلٍ ۝٧٤

fece`alnâ `âliyehâ sâfilehâ veemṭarnâ `aleyhim ḥicâratem min siccîl.

Biz, onların şehirlerinin üstünü altına geçirdik ve üzerlerine de balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık.

Kelimeler
75

إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَـٰتٍ لِّلْمُتَوَسِّمِينَ ۝٧٥

inne fî ẕâlike leâyâtil lilmütevessimîn.

Gerçekten bunda, düşünen keskin anlayışlılar için ibretler vardır.

Kelimeler
76

وَإِنَّهَا لَبِسَبِيلٍ مُّقِيمٍ ۝٧٦

veinnehâ lebisebîlim müḳîm.

Hem o Lût kavminin bulunduğu şehir harabesi bir yol üzerinde bulunmaktadır.

Kelimeler
77

إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً لِّلْمُؤْمِنِينَ ۝٧٧

inne fî ẕâlike leâyetel lilmü'minîn.

Şüphesiz ki, bunda iman edenler için bir ibret vardır.

Kelimeler
78

وَإِن كَانَ أَصْحَـٰبُ ٱلْأَيْكَةِ لَظَـٰلِمِينَ ۝٧٨

vein kâne aṣḥâbü-l'eyketi leżâlimîn.

Eyke halkı da gerçekten zalimlerdi.

Kelimeler
79

فَٱنتَقَمْنَا مِنْهُمْ وَإِنَّهُمَا لَبِإِمَامٍ مُّبِينٍ ۝٧٩

fenteḳamnâ minhüm. veinnehümâ lebiimâmim mübîn.

Biz Eyke halkından da intikâm aldık. İkisi de (Eyke ve Medyen) açık bir yol üzerindedir.

Kelimeler
80

وَلَقَدْ كَذَّبَ أَصْحَـٰبُ ٱلْحِجْرِ ٱلْمُرْسَلِينَ ۝٨٠

veleḳad keẕẕebe aṣḥâbü-lḥicri-lmürselîn.

Şüphesiz ki, Hıcr halkı da peygamberleri yalanladılar.

Kelimeler
81

وَءَاتَيْنَـٰهُمْ ءَايَـٰتِنَا فَكَانُوا۟ عَنْهَا مُعْرِضِينَ ۝٨١

veâteynâhüm âyâtinâ fekânû `anhâ mü`riḍîn.

Biz, onlara âyetlerimizi vermiştik de onlar, yüz çeviriyorlardı

Kelimeler
82

وَكَانُوا۟ يَنْحِتُونَ مِنَ ٱلْجِبَالِ بُيُوتًا ءَامِنِينَ ۝٨٢

vekânû yenḥitûne mine-lcibâli büyûten âminîn.

Onlar, dağlardan emniyetli emniyetli evler yontuyorlardı.

Kelimeler
83

فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ مُصْبِحِينَ ۝٨٣

feeḫaẕethümu-ṣṣayḥatü muṣbiḥîn.

Onları da sabahleyin korkunç bir çığlık yakaladı.

Kelimeler
84

فَمَآ أَغْنَىٰ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ ۝٨٤

femâ agnâ `anhüm mâ kânû yeksibûn.

Kazanmakta oldukları şeyler, onlardan hiçbir zararı savmadı.

Kelimeler
85

وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَآ إِلَّا بِٱلْحَقِّ ۗ وَإِنَّ ٱلسَّاعَةَ لَـَٔاتِيَةٌ ۖ فَٱصْفَحِ ٱلصَّفْحَ ٱلْجَمِيلَ ۝٨٥

vemâ ḫalaḳne-ssemâvâti vel'arḍa vemâ beynehümâ illâ bilḥaḳḳi. veinne-ssâ`ate leâtiyetün faṣfeḥi-ṣṣafḥa-lcemîl.

Biz gökleri, yeri ve aralarındaki varlıkları ancak hak ve hikmetle yarattık ve elbette ki, kıyamet kopacaktır. (Ey Peygamber!) Şimdi sen onlara yumuşak davran ve güzel muamele et.

Kelimeler
86

إِنَّ رَبَّكَ هُوَ ٱلْخَلَّـٰقُ ٱلْعَلِيمُ ۝٨٦

inne rabbeke hüve-lḫallâḳu-l`alîm.

Şüphesiz Rabbin kemaliyle yaratandır ve iyi bilendir.

Kelimeler
87

وَلَقَدْ ءَاتَيْنَـٰكَ سَبْعًا مِّنَ ٱلْمَثَانِى وَٱلْقُرْءَانَ ٱلْعَظِيمَ ۝٨٧

veleḳad âteynâke seb`am mine-lmeŝânî velḳur'âne-l`ażîm.

Andolsun ki, biz sana tekrarlanan yedi âyeti (Fatihayı) ve yüce Kur'ân'ı verdik.

Kelimeler
88

لَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعْنَا بِهِۦٓ أَزْوَٰجًا مِّنْهُمْ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَٱخْفِضْ جَنَاحَكَ لِلْمُؤْمِنِينَ ۝٨٨

lâ temüddenne `ayneyke ilâ mâ metta`nâ bihî ezvâcem minhüm velâ taḥzen `aleyhim vaḫfiḍ cenâḥake lilmü'minîn.

Sakın o kâfirlerden birtakımlarına verip de kendilerini zevklendirdiğimiz şeye (mal ve servete) heveslenip göz dikeyim deme. Onlardan dolayı üzülme. Müminlere merhamet kanatlarını indir.

Kelimeler
89

وَقُلْ إِنِّىٓ أَنَا ٱلنَّذِيرُ ٱلْمُبِينُ ۝٨٩

veḳul innî ene-nneẕîru-lmübîn.

De ki: "Şüphesiz ben apaçık bir uyarıcıyım."

Kelimeler
90

كَمَآ أَنزَلْنَا عَلَى ٱلْمُقْتَسِمِينَ ۝٩٠

kemâ enzelnâ `ale-lmuḳtesimîn.

(İnanmazsanız başınıza) tıpkı o taksimcilere (yahudi ve hıristiyanlara) indirdiğimiz azap gibi (bir azab inecektir).

Kelimeler
91

ٱلَّذِينَ جَعَلُوا۟ ٱلْقُرْءَانَ عِضِينَ ۝٩١

elleẕîne ce`alü-lḳur'âne `iḍîn.

Onlar, Kur'ân'ın bir kısmına inanıp bir kısmına inanmayarak onu kısım kısım böldüler.

Kelimeler
92

فَوَرَبِّكَ لَنَسْـَٔلَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ ۝٩٢

feverabbike lenes'elennehüm ecme`în.

Rabbin hakkı için biz, mutlaka onların hepsini yaptıklarından dolayı hesaba çekeceğiz.

Kelimeler
93

عَمَّا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ ۝٩٣

`ammâ kânû ya`melûn.

↑ Bu ayet, yukarıdaki ayetle birlikte çevrilmiştir.

Kelimeler
94

فَٱصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ وَأَعْرِضْ عَنِ ٱلْمُشْرِكِينَ ۝٩٤

faṣda` bimâ tü'meru vea`riḍ `ani-lmüşrikîn.

Şimdi sen emrolunduğunu açıkça tebliğ et. Müşriklerden yüz çevir.

Kelimeler
95

إِنَّا كَفَيْنَـٰكَ ٱلْمُسْتَهْزِءِينَ ۝٩٥

innâ kefeynâke-lmüstehziîn.

Muhakkak ki alay edenlere karşı biz sana yeteriz.

Kelimeler
96

ٱلَّذِينَ يَجْعَلُونَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَـٰهًا ءَاخَرَ ۚ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ ۝٩٦

elleẕîne yec`alûne me`a-llâhi ilâhen âḫar. fesevfe ya`lemûn.

Onlar Allah ile birlikte başkasını ilâh edinenlerdir. Onlar yakında bileceklerdir.

Kelimeler
97

وَلَقَدْ نَعْلَمُ أَنَّكَ يَضِيقُ صَدْرُكَ بِمَا يَقُولُونَ ۝٩٧

veleḳad na`lemü enneke yeḍîḳu ṣadruke bimâ yeḳûlûn.

Gerçekten biliriz ki, onların söylediklerine göğsün daralıyor.

Kelimeler
98

فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَكُن مِّنَ ٱلسَّـٰجِدِينَ ۝٩٨

fesebbiḥ biḥamdi rabbike veküm mine-ssâcidîn.

O halde Rabbini hamd ile tesbih et. Ve secde edenlerden ol.

Kelimeler
99

وَٱعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّىٰ يَأْتِيَكَ ٱلْيَقِينُ ۝٩٩

va`büd rabbeke ḥattâ ye'tiyeke-lyeḳîn.

Ve sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et.

Kelimeler

Okuma ayarları

Arapça yazı boyutu
Meal
Satır altı kelime meali
Okunuş (Latin harfleriyle)
Görünüm
Öneri kutusu