İçeriğe geç
44

Duhân Suresi

الدخان

Ayet
59
İndiği yer
Mekkî
İniş sırası
64.
Cüz
25.
Kelime
346
Harf
1.474
Ebced
95.955

Mushaf'ta aç

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

1

حمٓ ۝١

ḥâ-mîm.

Hâ, mîm.

Kelimeler
2

وَٱلْكِتَـٰبِ ٱلْمُبِينِ ۝٢

velkitâbi-lmübîn.

O apaçık Kitab'a andolsun ki biz onu gerçekten mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz onunla insanları uyarmaktayız.

Kelimeler
3

إِنَّآ أَنزَلْنَـٰهُ فِى لَيْلَةٍ مُّبَـٰرَكَةٍ ۚ إِنَّا كُنَّا مُنذِرِينَ ۝٣

innâ enzelnâhü fî leyletim mübâraketin innâ künnâ münẕirîn.

↑ Bu ayet, yukarıdaki ayetle birlikte çevrilmiştir.

Kelimeler
4

فِيهَا يُفْرَقُ كُلُّ أَمْرٍ حَكِيمٍ ۝٤

fîhâ yüfraḳu küllü emrin ḥakîm.

O gecede her hikmetli iş tarafımızdan bir emirle ayrılır. Gerçekten biz Rabbin tarafından bir rahmet olarak peygamberler göndeririz. Şüphesiz ki O, herşeyi işitir ve bilir.

Kelimeler
5

أَمْرًا مِّنْ عِندِنَآ ۚ إِنَّا كُنَّا مُرْسِلِينَ ۝٥

emram min `indinâ. innâ künnâ mürsilîn.

↑ Bu ayet, yukarıdaki ayetle birlikte çevrilmiştir.

Kelimeler
6

رَحْمَةً مِّن رَّبِّكَ ۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ ۝٦

raḥmetem mir rabbik. innehû hüve-ssemî`u-l`alîm.

↑ Bu ayet, yukarıdaki ayetle birlikte çevrilmiştir.

Kelimeler
7

رَبِّ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَآ ۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ ۝٧

rabbi-ssemâvâti vel'arḍi vemâ beynehümâ. in küntüm mûḳinîn.

Siz eğer kesin olarak inanıyorsanız, iyi bilin ki Allah göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir.

Kelimeler
8

لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ يُحْىِۦ وَيُمِيتُ ۖ رَبُّكُمْ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ ۝٨

lâ ilâhe illâ hüve yuḥyî veyümît. rabbüküm verabbü âbâikümü-l'evvelîn.

Ondan başka hiçbir ilâh yoktur. O hem yaşatır, hem öldürür. O sizin de Rabbiniz, sizden önceki babalarınızın da Rabbidir.

Kelimeler
9

بَلْ هُمْ فِى شَكٍّ يَلْعَبُونَ ۝٩

bel hüm fî şekkiy yel`abûn.

Fakat kâfirler bir şüphe içinde oynayıp eğleniyorlar.

Kelimeler
10

فَٱرْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِى ٱلسَّمَآءُ بِدُخَانٍ مُّبِينٍ ۝١٠

ferteḳib yevme te'ti-ssemâü bidüḫânim mübîn.

Ey Muhammed! Şimdi sen göğün, insanları bürüyecek açık bir duman getireceği günü gözetle. Bu acı bir azabdır.

Kelimeler
11

يَغْشَى ٱلنَّاسَ ۖ هَـٰذَا عَذَابٌ أَلِيمٌ ۝١١

yagşe-nnâs. hâẕâ `aẕâbün elîm.

↑ Bu ayet, yukarıdaki ayetle birlikte çevrilmiştir.

Kelimeler

رَّبَّنَا ٱكْشِفْ عَنَّا ٱلْعَذَابَ إِنَّا مُؤْمِنُونَ ۝١٢

rabbene-kşif `anne-l`aẕâbe innâ mü'minûn.

O gün insanlar: "Ey Rabbimiz! Bizden azabı kaldır. Artık biz inanıyoruz" derler.

Kelimeler
13

أَنَّىٰ لَهُمُ ٱلذِّكْرَىٰ وَقَدْ جَآءَهُمْ رَسُولٌ مُّبِينٌ ۝١٣

ennâ lehümü-ẕẕikrâ veḳad câehüm rasûlüm mübîn.

Onlar için bunu düşünüp öğüt almak nerede? Oysa kendilerine gerçeği açıklayan bir de peygamber gelmişti.

Kelimeler
14

ثُمَّ تَوَلَّوْا۟ عَنْهُ وَقَالُوا۟ مُعَلَّمٌ مَّجْنُونٌ ۝١٤

ŝümme tevellev `anhü veḳâlû mü`allemüm mecnûn.

Sonra onlar, o peygamberden yüz çevirdiler ve: "Bu öğretilmiş bir delidir." dediler.

Kelimeler
15

إِنَّا كَاشِفُوا۟ ٱلْعَذَابِ قَلِيلًا ۚ إِنَّكُمْ عَآئِدُونَ ۝١٥

innâ kâşifü-l`aẕâbi ḳalîlen inneküm `âidûn.

Biz o azabı sizden birazcık kaldırırız. Ama siz mutlaka eski halinize dönersiniz.

Kelimeler
16

يَوْمَ نَبْطِشُ ٱلْبَطْشَةَ ٱلْكُبْرَىٰٓ إِنَّا مُنتَقِمُونَ ۝١٦

yevme nebṭişü-lbaṭşete-lkübrâ. innâ münteḳimûn.

Biz o büyük şiddetle çarptığımız gün mutlaka intikamımızı alırız.

Kelimeler
17

۞ وَلَقَدْ فَتَنَّا قَبْلَهُمْ قَوْمَ فِرْعَوْنَ وَجَآءَهُمْ رَسُولٌ كَرِيمٌ ۝١٧

veleḳad fetennâ ḳablehüm ḳavme fir`avne vecâehüm rasûlün kerîm.

Andolsun ki, biz onlardan önce Firavun kavmini de denemiştik. Onlara çok kıymetli bir peygamber gelmişti.

Kelimeler
18

أَنْ أَدُّوٓا۟ إِلَىَّ عِبَادَ ٱللَّهِ ۖ إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ ۝١٨

en eddû ileyye `ibâde-llâh. innî leküm rasûlün emîn.

O peygamber onlara şöyle demişti: "Esaretiniz altındaki Allah'ın kullarını bana teslim edin. Çünkü ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.

Kelimeler
19

وَأَن لَّا تَعْلُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ ۖ إِنِّىٓ ءَاتِيكُم بِسُلْطَـٰنٍ مُّبِينٍ ۝١٩

veel lâ ta`lû `ale-llâh. innî âtîküm bisülṭânim mübîn.

Allah'a karşı üstünlük taslamayın. Şüphesiz ki ben size apaçık bir delil getiriyorum.

Kelimeler
20

وَإِنِّى عُذْتُ بِرَبِّى وَرَبِّكُمْ أَن تَرْجُمُونِ ۝٢٠

veinnî `uẕtü birabbî verabbiküm en tercümûn.

Gerçekten ben, beni taşlamanızdan dolayı benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığındım.

Kelimeler
21

وَإِن لَّمْ تُؤْمِنُوا۟ لِى فَٱعْتَزِلُونِ ۝٢١

veil lem tü'minû lî fa`tezilûn.

Eğer siz bana iman etmezseniz hemen yanımdan uzaklaşın."

Kelimeler
22

فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنَّ هَـٰٓؤُلَآءِ قَوْمٌ مُّجْرِمُونَ ۝٢٢

fede`â rabbehû enne hâülâi ḳavmüm mücrimûn.

Musa: "Şüphesiz ki bunlar suçlu bir kavimdir." diyerek yardım etmesi için Rabbine yalvardı.

Kelimeler
23

فَأَسْرِ بِعِبَادِى لَيْلًا إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ ۝٢٣

feesri bi`ibâdî leylen inneküm müttebe`ûn.

Allah buyurdu ki: "Kullarımı geceleyin yürüt. Çünkü siz takib edileceksiniz.

Kelimeler
24

وَٱتْرُكِ ٱلْبَحْرَ رَهْوًا ۖ إِنَّهُمْ جُندٌ مُّغْرَقُونَ ۝٢٤

vetruki-lbaḥra rahvâ. innehüm cündüm mugraḳûn.

Karşıya geçince denizi olduğu gibi açık bırak. Çünkü onlar suda boğulacak bir ordudur."

Kelimeler
25

كَمْ تَرَكُوا۟ مِن جَنَّـٰتٍ وَعُيُونٍ ۝٢٥

kem terakû min cennâtiv ve`uyûn.

Onlar neler bırakmışlardı, ne bahçeler, ne pınarlar!

Kelimeler
26

وَزُرُوعٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ ۝٢٦

vezürû`iv vemeḳâmin kerîm.

Ne ekinler, ne güzel kaynaklar,

Kelimeler
27

وَنَعْمَةٍ كَانُوا۟ فِيهَا فَـٰكِهِينَ ۝٢٧

vena`metin kânû fîhâ fâkihîn.

Ve içinde eğlenip durdukları nice nimetler ve refah!

Kelimeler
28

كَذَٰلِكَ ۖ وَأَوْرَثْنَـٰهَا قَوْمًا ءَاخَرِينَ ۝٢٨

keẕâlik. veevraŝnâhâ ḳavmen âḫarîn.

İşte böylece biz onları başka bir kavme miras bıraktık.

Kelimeler
29

فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ ٱلسَّمَآءُ وَٱلْأَرْضُ وَمَا كَانُوا۟ مُنظَرِينَ ۝٢٩

femâ beket `aleyhimü-ssemâü vel'arḍu vemâ kânû münżarîn.

Gök ve yer onların üzerine ağlamadı. Onlara mühlet de verilmedi.

Kelimeler
30

وَلَقَدْ نَجَّيْنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ مِنَ ٱلْعَذَابِ ٱلْمُهِينِ ۝٣٠

veleḳad necceynâ benî isrâîle mine-l`aẕâbi-lmühîn.

Andolsun ki biz İsrailoğullarını o aşağılayıcı azabdan kurtardık.

Kelimeler
31

مِن فِرْعَوْنَ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَالِيًا مِّنَ ٱلْمُسْرِفِينَ ۝٣١

min fir`avn. innehû kâne `âliyem mine-lmüsrifîn.

Firavun'dan da kurtardık çünkü o üstünlük taslayıp haddi aşan bir zorbaydı.

Kelimeler
32

وَلَقَدِ ٱخْتَرْنَـٰهُمْ عَلَىٰ عِلْمٍ عَلَى ٱلْعَـٰلَمِينَ ۝٣٢

veleḳadi-ḫternâhüm `alâ `ilmin `ale-l`âlemîn.

Andolsun ki biz onları bilerek o zamanki alemlere üstün kıldık.

Kelimeler
33

وَءَاتَيْنَـٰهُم مِّنَ ٱلْـَٔايَـٰتِ مَا فِيهِ بَلَـٰٓؤٌا۟ مُّبِينٌ ۝٣٣

veâteynâhüm mine-l'âyâti mâ fîhi belâüm mübîn.

Biz onlara içinde apaçık bir imtihan bulunan mucizeler verdik.

Kelimeler
34

إِنَّ هَـٰٓؤُلَآءِ لَيَقُولُونَ ۝٣٤

inne hâülâi leyeḳûlûn.

Gerçekten şu kâfirler diyorlar ki:

Kelimeler
35

إِنْ هِىَ إِلَّا مَوْتَتُنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُنشَرِينَ ۝٣٥

in hiye illâ mevtetüne-l'ûlâ vemâ naḥnü bimünşerîn.

"Bizim ilk ölümümüzden başka bir şey yoktur. Biz tekrar diriltilecek değiliz.

Kelimeler
36

فَأْتُوا۟ بِـَٔابَآئِنَآ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ ۝٣٦

fe'tû biâbâinâ in küntüm ṣâdiḳîn.

Eğer siz doğru söyleyen kimselerseniz babalarınızı bize getirin."

Kelimeler
37

أَهُمْ خَيْرٌ أَمْ قَوْمُ تُبَّعٍ وَٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ ۚ أَهْلَكْنَـٰهُمْ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ مُجْرِمِينَ ۝٣٧

ehüm ḫayrun em ḳavmü tübbe`iv velleẕîne min ḳablihim. ehleknâhüm. innehüm kânû mücrimîn.

Onlar mı daha hayırlıdır, yoksa Tükba kavmi ile onlardan öncekiler mi? Biz onların hepsini de helak ettik. Çünkü onlar suçluydular.

Kelimeler
38

وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَـٰعِبِينَ ۝٣٨

vemâ ḫalaḳne-ssemâvâti vel'arḍa vemâ beynehümâ lâ`ibîn.

Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri bir oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık.

Kelimeler
39

مَا خَلَقْنَـٰهُمَآ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَلَـٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ۝٣٩

mâ ḫalaḳnâhümâ illâ bilḥaḳḳi velâkinne ekŝerahüm lâ ya`lemûn.

Biz onları hak ve hikmetle yarattık. Fakat onların çoğu bunu bilmezler.

Kelimeler
40

إِنَّ يَوْمَ ٱلْفَصْلِ مِيقَـٰتُهُمْ أَجْمَعِينَ ۝٤٠

inne yevme-lfaṣli mîḳâtühüm ecme`în.

Şüphesiz ki hakkı batıldan ayırd etme günü onların hepsinin bir araya toplanacağı gündür.

Kelimeler
41

يَوْمَ لَا يُغْنِى مَوْلًى عَن مَّوْلًى شَيْـًٔا وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ ۝٤١

yevme lâ yugnî mevlen `am mevlen şey'ev velâ hüm yünṣarûn.

O gün dostun dosta hiçbir faydası olmaz. Onlara yardım da edilmez.

Kelimeler
42

إِلَّا مَن رَّحِمَ ٱللَّهُ ۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ۝٤٢

illâ mer raḥime-llâh. innehû hüve-l`azîzü-rraḥîm.

Ancak Allah'ın merhamet ettiği kimseler böyle değildir. Şüphesiz ki Allah çok güçlüdür, çok merhamet edicidir.

Kelimeler
43

إِنَّ شَجَرَتَ ٱلزَّقُّومِ ۝٤٣

inne şecerate-zzeḳḳûm.

Gerçekten zakkum ağacı,

Kelimeler
44

طَعَامُ ٱلْأَثِيمِ ۝٤٤

ṭa`âmü-l'eŝîm.

Günahkârların yemeğidir.

Kelimeler
45

كَٱلْمُهْلِ يَغْلِى فِى ٱلْبُطُونِ ۝٤٥

kelmühl. yaglî fi-lbüṭûn.

O pota gibi karınlarda kaynar.

Kelimeler
46

كَغَلْىِ ٱلْحَمِيمِ ۝٤٦

kegalyi-lḥamîm.

O, kızgın bir sıvının kaynaması gibidir.

Kelimeler
47

خُذُوهُ فَٱعْتِلُوهُ إِلَىٰ سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ ۝٤٧

ḫuẕûhü fa`tilûhü ilâ sevâi-lceḥîm.

Allah meleklere şöyle emreder. "Şunu tutun da Cehennem'in ortasına sürükleyin."

Kelimeler
48

ثُمَّ صُبُّوا۟ فَوْقَ رَأْسِهِۦ مِنْ عَذَابِ ٱلْحَمِيمِ ۝٤٨

ŝümme ṣubbû fevḳa ra'sihî min `aẕâbi-lḥamîm.

"Sonra onun başının üstüne kaynar su azabından dökün."

Kelimeler
49

ذُقْ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْكَرِيمُ ۝٤٩

ẕuḳ. inneke ente-l`azîzü-lkerîm.

Ona şöyle denir! "Tat bakalım azabı! hani sen kendine göre çok güçlü ve çok üstündün.

Kelimeler
50

إِنَّ هَـٰذَا مَا كُنتُم بِهِۦ تَمْتَرُونَ ۝٥٠

inne hâẕâ mâ küntüm bihî temterûn.

İşte sizin inkâr edip durduğunuz şey budur."

Kelimeler
51

إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى مَقَامٍ أَمِينٍ ۝٥١

inne-lmütteḳîne fî meḳâmin emîn.

Şüphesiz ki kötülükten sakınanlar güvenli bir makamdadırlar.

Kelimeler
52

فِى جَنَّـٰتٍ وَعُيُونٍ ۝٥٢

fî cennâtiv ve`uyûn.

Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.

Kelimeler
53

يَلْبَسُونَ مِن سُندُسٍ وَإِسْتَبْرَقٍ مُّتَقَـٰبِلِينَ ۝٥٣

yelbesûne min sündüsiv veistebraḳim müteḳâbilîn.

Onlar ince ipekten ve parlak atlastan elbiseler giyerek karşılıklı olarak otururlar.

Kelimeler
54

كَذَٰلِكَ وَزَوَّجْنَـٰهُم بِحُورٍ عِينٍ ۝٥٤

keẕâlik. vezevvecnâhüm biḥûrin `în.

İşte böyle, biz onları ayrıca iri siyah gözlü hurilerle evlendiririz.

Kelimeler
55

يَدْعُونَ فِيهَا بِكُلِّ فَـٰكِهَةٍ ءَامِنِينَ ۝٥٥

yed`ûne fîhâ bikülli fâkihetin âminîn.

Onlar orada güven içinde her çeşit meyveyi isteyebilirler.

Kelimeler
56

لَا يَذُوقُونَ فِيهَا ٱلْمَوْتَ إِلَّا ٱلْمَوْتَةَ ٱلْأُولَىٰ ۖ وَوَقَىٰهُمْ عَذَابَ ٱلْجَحِيمِ ۝٥٦

lâ yeẕûḳûne fîhe-lmevte ille-lmevtete-l'ûlâ. veveḳâhüm `aẕâbe-lceḥîm.

Onlar orada ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Allah onları cehennem azabından korumuştur.

Kelimeler
57

فَضْلًا مِّن رَّبِّكَ ۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ ۝٥٧

faḍlem mir rabbik. ẕâlike hüve-lfevzü-l`ażîm.

(Bunların hepsi) Rabbinden bir lütuf olarak (verilmiştir.) İşte büyük kurtuluş budur.

Kelimeler
58

فَإِنَّمَا يَسَّرْنَـٰهُ بِلِسَانِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ ۝٥٨

feinnemâ yessernâhü bilisânike le`allehüm yeteẕekkerûn.

Biz Kur'ân'ı senin dilinle indirip kolaylaştırdık. Umulur ki onlar öğüt alırlar.

Kelimeler
59

فَٱرْتَقِبْ إِنَّهُم مُّرْتَقِبُونَ ۝٥٩

ferteḳib innehüm mürteḳibûn.

Artık sen onların başlarına gelecekleri bekle: Çünkü onlar da bekleyip durmaktadırlar.

Kelimeler

Okuma ayarları

Arapça yazı boyutu
Meal
Satır altı kelime meali
Okunuş (Latin harfleriyle)
Görünüm
Öneri kutusu