İçeriğe geç
51

Zâriyât Suresi

الذاريات

Ayet
60
İndiği yer
Mekkî
İniş sırası
67.
Cüz
26.
Kelime
360
Harf
1.546
Ebced
116.592

Mushaf'ta aç Surenin tamamı

7–30. ayetler gösteriliyor.

7

وَٱلسَّمَآءِ ذَاتِ ٱلْحُبُكِ ۝٧

vessemâi ẕâti-lḥubük.

Yollara sahip göğe andolsun ki,

Kelimeler
8

إِنَّكُمْ لَفِى قَوْلٍ مُّخْتَلِفٍ ۝٨

inneküm lefî ḳavlim muḫtelif.

Siz elbette çelişkili sözler içindesiniz.

Kelimeler
9

يُؤْفَكُ عَنْهُ مَنْ أُفِكَ ۝٩

yü'fekü `anhü men üfik.

Ondan çevrilen (imana) çevrilir.

Kelimeler
10

قُتِلَ ٱلْخَرَّٰصُونَ ۝١٠

ḳutile-lḫarrâṣûn.

Kahrolsun (o fikir adına) kendi tahminlerini ileri sürenler!

Kelimeler
11

ٱلَّذِينَ هُمْ فِى غَمْرَةٍ سَاهُونَ ۝١١

elleẕîne hüm fî gamratin sâhûn.

Onlar bir sarhoşluk ve cehalet içinde şuursuzdurlar.

Kelimeler
12

يَسْـَٔلُونَ أَيَّانَ يَوْمُ ٱلدِّينِ ۝١٢

yes'elûne eyyâne yevmü-ddîn.

Onlar: "Hesap ve ceza günü ne zaman?" diye soruyorlar.

Kelimeler
13

يَوْمَ هُمْ عَلَى ٱلنَّارِ يُفْتَنُونَ ۝١٣

yevme hüm `ale-nnâri yüftenûn.

O gün, onların ateş üzerinde azap görecekleri gündür.

Kelimeler
14

ذُوقُوا۟ فِتْنَتَكُمْ هَـٰذَا ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تَسْتَعْجِلُونَ ۝١٤

ẕûḳû fitneteküm. hâẕe-lleẕî küntüm bihî testa`cilûn.

Onlara: "Tadın inkarınızın cezasını, işte sizin acele istediğiniz budur!" denecektir.

Kelimeler
15

إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّـٰتٍ وَعُيُونٍ ۝١٥

inne-lmütteḳîne fî cennâtiv ve`uyûn.

Şüphesiz ki takva sahipleri Rablerinin kendilerine verdiği sevabı almış olarak cennet bahçelerinde ve pınar başlarında bulunacaklardır. Çünkü onlar bundan önce iyilik yapıyorlardı.

Kelimeler
16

ءَاخِذِينَ مَآ ءَاتَىٰهُمْ رَبُّهُمْ ۚ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُحْسِنِينَ ۝١٦

âḫiẕîne mâ âtâhüm rabbühüm. innehüm kânû ḳable ẕâlike muḥsinîn.

↑ Bu ayet, yukarıdaki ayetle birlikte çevrilmiştir.

Kelimeler
17

كَانُوا۟ قَلِيلًا مِّنَ ٱلَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ ۝١٧

kânû ḳalîlem mine-lleyli mâ yehce`ûn.

Onlar geceleyin pek az uyurlardı.

Kelimeler
18

وَبِٱلْأَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ ۝١٨

vebil'esḥâri hüm yestagfirûn.

Onlar seher vakitlerinde Allah'tan bağışlanma dilerlerdi.

Kelimeler
19

وَفِىٓ أَمْوَٰلِهِمْ حَقٌّ لِّلسَّآئِلِ وَٱلْمَحْرُومِ ۝١٩

vefî emvâlihim ḥaḳḳul lissâili velmaḥrûm.

Onların mallarında isteyen ve istemeyen yoksullar için bir hak vardı.

Kelimeler
20

وَفِى ٱلْأَرْضِ ءَايَـٰتٌ لِّلْمُوقِنِينَ ۝٢٠

vefi-l'arḍi âyâtül lilmûḳinîn.

Kesin olarak inananlar için, yeryüzünde ve kendi nefislerinde nice ibretler vardır. Hiç görmüyor musunuz?

Kelimeler
21

وَفِىٓ أَنفُسِكُمْ ۚ أَفَلَا تُبْصِرُونَ ۝٢١

vefî enfüsiküm. efelâ tübṣirûn.

↑ Bu ayet, yukarıdaki ayetle birlikte çevrilmiştir.

Kelimeler
22

وَفِى ٱلسَّمَآءِ رِزْقُكُمْ وَمَا تُوعَدُونَ ۝٢٢

vefi-ssemâi rizḳuküm vemâ tû`adûn.

Sizin rızkınız da size vaad edilen sevap ve ceza da göktedir.

Kelimeler
23

فَوَرَبِّ ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ إِنَّهُۥ لَحَقٌّ مِّثْلَ مَآ أَنَّكُمْ تَنطِقُونَ ۝٢٣

feverabbi-ssemâi vel'arḍi innehû leḥaḳḳum miŝle mâ enneküm tenṭiḳûn.

Gök ve yerin Rabbine andolsun ki size edilen o vaad, herhalde haktır. O tıpkı sizin konuşmanız gibi gerçektir.

Kelimeler
24

هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ضَيْفِ إِبْرَٰهِيمَ ٱلْمُكْرَمِينَ ۝٢٤

hel etâke ḥadîŝü ḍayfi ibrâhîme-lmükramîn.

Ey Muhammed! İbrahim'in şerefli misafirlerinin haberi sana geldi mi?

Kelimeler
25

إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَيْهِ فَقَالُوا۟ سَلَـٰمًا ۖ قَالَ سَلَـٰمٌ قَوْمٌ مُّنكَرُونَ ۝٢٥

iẕ deḫalû `aleyhi feḳâlû selâmâ. ḳâle selâm. ḳavmüm münkerûn.

Hani onlar İbrahim'in huzuruna girmişlerdi de "Selam sana!" demişlerdi. İbrahim: "Size de selam" demiş, ve içinden: "Bunlar tanınmamış bir topluluk!" diye geçirmişti.

Kelimeler
26

فَرَاغَ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦ فَجَآءَ بِعِجْلٍ سَمِينٍ ۝٢٦

ferâga ilâ ehlihî fecâe bi`iclin semîn.

İbrahim, sonra ailesine giderek semiz bir buzağı (eti) getirdi.

Kelimeler
27

فَقَرَّبَهُۥٓ إِلَيْهِمْ قَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ ۝٢٧

feḳarrabehû ileyhim ḳâle elâ te'külûn.

Onu önlerine sürerek: "Yemez misiniz?" dedi.

Kelimeler
28

فَأَوْجَسَ مِنْهُمْ خِيفَةً ۖ قَالُوا۟ لَا تَخَفْ ۖ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَـٰمٍ عَلِيمٍ ۝٢٨

feevcese minhüm ḫîfeh. ḳâlû lâ teḫaf. vebeşşerûhü bigulâmin `alîm.

Yemediklerini görünce onlardan içine bir korku düştü. Onlar İbrahim'e: "Korkma!" dediler ve onu çok bilgili bir oğul ile müjdelediler.

Kelimeler
29

فَأَقْبَلَتِ ٱمْرَأَتُهُۥ فِى صَرَّةٍ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَقِيمٌ ۝٢٩

feaḳbeleti-mraetühû fî ṣarratin feṣakket vechehâ veḳâlet `acûzün `aḳîm.

Bunun üzerine karısı (Sâre) bir çığlık atarak geldi ve elini yüzüne vurarak: "Ben kısır bir kocakarıyım, nasıl çocuğum olur?" dedi.

Kelimeler
30

قَالُوا۟ كَذَٰلِكِ قَالَ رَبُّكِ ۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْحَكِيمُ ٱلْعَلِيمُ ۝٣٠

ḳâlû keẕâliki ḳâle rabbük. innehû hüve-lḥakîmü-l`alîm.

Misafir melekler: "Evet bu böyledir. Rabbin böyle buyurdu. Gerçekten O hüküm ve hikmet sahibidir. Herşeyi hakkıyla bilir." dediler.

Kelimeler

Okuma ayarları

Arapça yazı boyutu
Meal
Satır altı kelime meali
Okunuş (Latin harfleriyle)
Görünüm
Öneri kutusu