وَجَآءَ فِرْعَوْنُ وَمَن قَبْلَهُۥ وَٱلْمُؤْتَفِكَـٰتُ بِٱلْخَاطِئَةِ ٩
vecâe fir`avnü vemen ḳablehû velmü'tefikâtü bilḫâṭieh.
Firavun, ondan öncekiler ve altı üstüne getirilen beldeler de hep o hatayı işleyegeldiler.
الحاقة
9–34. ayetler gösteriliyor.
وَجَآءَ فِرْعَوْنُ وَمَن قَبْلَهُۥ وَٱلْمُؤْتَفِكَـٰتُ بِٱلْخَاطِئَةِ ٩
vecâe fir`avnü vemen ḳablehû velmü'tefikâtü bilḫâṭieh.
Firavun, ondan öncekiler ve altı üstüne getirilen beldeler de hep o hatayı işleyegeldiler.
فَعَصَوْا۟ رَسُولَ رَبِّهِمْ فَأَخَذَهُمْ أَخْذَةً رَّابِيَةً ١٠
fe`aṣav rasûle rabbihim feeḫaẕehüm aḫẕeter râbiyetâ.
Hep Rablerinin elçilerine karşı geldiler. O da onları pek şiddetli bir şekilde yakalayıverdi.
إِنَّا لَمَّا طَغَا ٱلْمَآءُ حَمَلْنَـٰكُمْ فِى ٱلْجَارِيَةِ ١١
innâ lemmâ ṭaga-lmâü ḥamelnâküm fi-lcâriyeh.
Kuşkusuz, sular kabarınca sizi gemide biz taşıdık.
لِنَجْعَلَهَا لَكُمْ تَذْكِرَةً وَتَعِيَهَآ أُذُنٌ وَٰعِيَةٌ ١٢
linec`alehâ leküm teẕkiratev vete`iyehâ üẕünüv vâ`iyeh.
Onu size bir ibret yapalım ve belleyici kulaklar bellesin diye.
فَإِذَا نُفِخَ فِى ٱلصُّورِ نَفْخَةٌ وَٰحِدَةٌ ١٣
feiẕâ nüfiḫa fi-ṣṣûri nefḫatüv vâḥideh.
Sûr'a bir tek üfleme üflendiği,
وَحُمِلَتِ ٱلْأَرْضُ وَٱلْجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةً وَٰحِدَةً ١٤
veḥumileti-l'arḍu velcibâlü fedükketâ dekketev vâḥidetâ.
Arz ve dağlar yerlerinden kaldırılıp şiddetle birbirine çarpılarak darmadağın olduğu zaman,
فَيَوْمَئِذٍ وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ ١٥
feyevmeiẕiv veḳa`ati-lvâḳi`ah.
İşte o gün olacak olur.
وَٱنشَقَّتِ ٱلسَّمَآءُ فَهِىَ يَوْمَئِذٍ وَاهِيَةٌ ١٦
venşeḳḳati-ssemâü fehiye yevmeiẕiv vâhiyeh.
O gün gök yarılmış, sarkmıştır.
وَٱلْمَلَكُ عَلَىٰٓ أَرْجَآئِهَا ۚ وَيَحْمِلُ عَرْشَ رَبِّكَ فَوْقَهُمْ يَوْمَئِذٍ ثَمَـٰنِيَةٌ ١٧
velmelekü `alâ ercâihâ. veyaḥmilü `arşe rabbike fevḳahüm yevmeiẕin ŝemâniyeh.
Melekler de onun etrafındadır, O gün Rabbinin Arşını bunların da üstünde sekiz melek yüklenir.
يَوْمَئِذٍ تُعْرَضُونَ لَا تَخْفَىٰ مِنكُمْ خَافِيَةٌ ١٨
yevmeiẕin tü`raḍûne lâ taḫfâ minküm ḫâfiyeh.
O gün (hesap için Allah'a) arz olunursunuz, öyle ki gizli bir haliniz kalmaz.
فَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَـٰبَهُۥ بِيَمِينِهِۦ فَيَقُولُ هَآؤُمُ ٱقْرَءُوا۟ كِتَـٰبِيَهْ ١٩
feemmâ men ûtiye kitâbehû biyemînihî feyeḳûlü hâümu-ḳraû kitâbiyeh.
Kitabı sağından verilen, "alın okuyun kitabımı.."
إِنِّى ظَنَنتُ أَنِّى مُلَـٰقٍ حِسَابِيَهْ ٢٠
innî żanentü ennî mülâḳin ḥisâbiyeh.
"Çünkü ben hesabıma kavuşacağımı sezmiştim" der.
فَهُوَ فِى عِيشَةٍ رَّاضِيَةٍ ٢١
fehüve fî `îşetir râḍiyeh.
Artık o hoşnut bir hayattadır.
كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَآ أَسْلَفْتُمْ فِى ٱلْأَيَّامِ ٱلْخَالِيَةِ ٢٤
külû veşrabû henîem bimâ esleftüm fi-l'eyyâmi-lḫâliyeh.
"Geçmiş günlerde yaptığınız işlerden ötürü afiyetle yeyin, için." (denir).
وَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَـٰبَهُۥ بِشِمَالِهِۦ فَيَقُولُ يَـٰلَيْتَنِى لَمْ أُوتَ كِتَـٰبِيَهْ ٢٥
veemmâ men ûtiye kitâbehû bişimâlihî feyeḳûlü yâ leytenî lem ûte kitâbiyeh.
Kitabı sol tarafından verilen ise der ki: "Keşke kitabım verilmeseydi de,
وَلَمْ أَدْرِ مَا حِسَابِيَهْ ٢٦
velem edri mâ ḥisâbiyeh.
Hesabımın ne olduğunu bilmeseydim,
يَـٰلَيْتَهَا كَانَتِ ٱلْقَاضِيَةَ ٢٧
yâ leytehâ kâneti-lḳâḍiyeh.
Ne olurdu o ölüm, iş bitirici olsaydı.
خُذُوهُ فَغُلُّوهُ ٣٠
ḫuẕûhü fegullûh.
(Zebanilere şöyle denir): "Onu yakalayın da bağlayın."
ثُمَّ فِى سِلْسِلَةٍ ذَرْعُهَا سَبْعُونَ ذِرَاعًا فَٱسْلُكُوهُ ٣٢
ŝümme fî silsiletin ẕer`uhâ seb`ûne ẕirâ`an feslükûh.
"Sonra da boyu yetmiş arşın zincir içerisinde onu oraya sokun."
إِنَّهُۥ كَانَ لَا يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ ٱلْعَظِيمِ ٣٣
innehû kâne lâ yü'minü billâhi-l`ażîm.
Çünkü o, büyük Allah'a inanmıyordu.
وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلْمِسْكِينِ ٣٤
velâ yeḥuḍḍu `alâ ṭa`âmi-lmiskîn.
Yoksula yedirmeye teşvik etmiyordu.