ثُمَّ إِنَّكُمْ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلْمُكَذِّبُونَ ٥١
ŝümme inneküm eyyühe-ḍḍâllûne-lmükeẕẕibûn.
Sonra siz, ey sapık yalanlayıcılar!
الواقعة
51–76. ayetler gösteriliyor.
ثُمَّ إِنَّكُمْ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلْمُكَذِّبُونَ ٥١
ŝümme inneküm eyyühe-ḍḍâllûne-lmükeẕẕibûn.
Sonra siz, ey sapık yalanlayıcılar!
لَـَٔاكِلُونَ مِن شَجَرٍ مِّن زَقُّومٍ ٥٢
leâkilûne min şecerim min zeḳḳûm.
Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz.
فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ ٥٣
femâliûne minhe-lbüṭûn.
Karınlarınızı hep onunla dolduracaksınız.
فَشَـٰرِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ ٱلْحَمِيمِ ٥٤
feşâribûne `aleyhi mine-lḥamîm.
Üstüne de kaynar su içeceksiniz.
فَشَـٰرِبُونَ شُرْبَ ٱلْهِيمِ ٥٥
feşâribûne şürbe-lhîm.
Susuzluk illetine tutulmuş develerin içişi gibi içeceksiniz.
هَـٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ ٱلدِّينِ ٥٦
hâẕâ nüzülühüm yevme-ddîn.
İşte ceza gününde onlara sunulacak ziyafet budur.
نَحْنُ خَلَقْنَـٰكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ ٥٧
naḥnü ḫalaḳnâküm felevlâ tüṣaddiḳûn.
Biz sizi yarattık; tasdik etmeniz gerekmez mi?
ءَأَنتُمْ تَخْلُقُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلْخَـٰلِقُونَ ٥٩
eentüm taḫlüḳûnehû em naḥnü-lḫâliḳûn.
Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan biz miyiz?
نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ ٱلْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ ٦٠
naḥnü ḳaddernâ beynekümü-lmevte vemâ naḥnü bimesbûḳîn.
Aranızda ölümü takdir eden biziz ve bizim önümüze geçilmez.
عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ أَمْثَـٰلَكُمْ وَنُنشِئَكُمْ فِى مَا لَا تَعْلَمُونَ ٦١
`alâ en nübeddile emŝâleküm venünşieküm fî mâ lâ ta`lemûn.
Böylece sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi bilmediğiniz bir yaratılışta tekrar var edelim diye (böyle yapıyoruz).
وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْأُولَىٰ فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ ٦٢
veleḳad `alimtümü-nneş'ete-l'ûlâ felevlâ teẕekkerûn.
Andolsun, ilk yaratılışı bildiniz. Düşünüp ibret almanız gerekmez mi?
ءَأَنتُمْ تَزْرَعُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلزَّٰرِعُونَ ٦٤
eentüm tezra`ûnehû em naḥnü-zzâri`ûn.
Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?
لَوْ نَشَآءُ لَجَعَلْنَـٰهُ حُطَـٰمًا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ ٦٥
lev neşâü lece`alnâhü ḥuṭâmen feżaltüm tefekkehûn.
Dileseydik, onu kuru bir çöp yapardık. Hayret eder dururdunuz.
بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ ٦٧
bel naḥnü maḥrûmûn.
"Doğrusu, biz yoksul bırakıldık" (derdiniz).
أَفَرَءَيْتُمُ ٱلْمَآءَ ٱلَّذِى تَشْرَبُونَ ٦٨
eferaeytümü-lmâe-lleẕî teşrabûn.
İçtiğiniz suya baktınız mı?
ءَأَنتُمْ أَنزَلْتُمُوهُ مِنَ ٱلْمُزْنِ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنزِلُونَ ٦٩
eentüm enzeltümûhü mine-lmüzni em naḥnü-lmünzilûn.
Buluttan onu siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz?
لَوْ نَشَآءُ جَعَلْنَـٰهُ أُجَاجًا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ ٧٠
lev neşâü ce`alnâhü ücâcen felevlâ teşkürûn.
Dileseydik onu tuzlu yapardık. O halde şükretseniz ya!
أَفَرَءَيْتُمُ ٱلنَّارَ ٱلَّتِى تُورُونَ ٧١
eferaeytümü-nnâra-lletî tûrûn.
Yaktığınız ateşi gördünüz mü?
ءَأَنتُمْ أَنشَأْتُمْ شَجَرَتَهَآ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنشِـُٔونَ ٧٢
eentüm enşe'tüm şeceratehâ em naḥnü-lmünşiûn.
Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz?
نَحْنُ جَعَلْنَـٰهَا تَذْكِرَةً وَمَتَـٰعًا لِّلْمُقْوِينَ ٧٣
naḥnü ce`alnâhâ teẕkiratev vemetâ`al lilmuḳvîn.
Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlere bir fayda yaptık.
فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ ٧٤
fesebbiḥ bismi rabbike-l`ażîm.
Öyleyse büyük Rabbinin adını yücelt.
۞ فَلَآ أُقْسِمُ بِمَوَٰقِعِ ٱلنُّجُومِ ٧٥
felâ uḳsimü bimevâḳi`i-nnücûm.
Hayır, yıldızların yerlerine yemin ederim.
وَإِنَّهُۥ لَقَسَمٌ لَّوْ تَعْلَمُونَ عَظِيمٌ ٧٦
veinnehû leḳasemül lev ta`lemûne `ażîm.
Bilirseniz bu büyük bir yemindir.