فَلَمَّآ أَسْلَمَا وَتَلَّهُۥ لِلْجَبِينِ ١٠٣
felemmâ eslemâ vetellehû lilcebîn.
Ne zaman ki ikisi de bu şekilde Allah'a teslim oldular, İbrahim oğlunu şakağı üzerine yatırdı.
الصافات
103–126. ayetler gösteriliyor.
فَلَمَّآ أَسْلَمَا وَتَلَّهُۥ لِلْجَبِينِ ١٠٣
felemmâ eslemâ vetellehû lilcebîn.
Ne zaman ki ikisi de bu şekilde Allah'a teslim oldular, İbrahim oğlunu şakağı üzerine yatırdı.
وَنَـٰدَيْنَـٰهُ أَن يَـٰٓإِبْرَٰهِيمُ ١٠٤
venâdeynâhü ey yâ ibrâhîm.
Biz de ona şöyle seslendik: "Ey İbrahim! "
قَدْ صَدَّقْتَ ٱلرُّءْيَآ ۚ إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ ١٠٥
ḳad ṣaddaḳte-rru'yâ. innâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.
"Rüyana gerçekten sadakat gösterdin, şüphesiz ki, biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız."
إِنَّ هَـٰذَا لَهُوَ ٱلْبَلَـٰٓؤُا۟ ٱلْمُبِينُ ١٠٦
inne hâẕâ lehüve-lbelâü-lmübîn.
"Şüphesiz ki bu apaçık bir imtihandı." (dedik)
وَفَدَيْنَـٰهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍ ١٠٧
vefedeynâhü biẕibḥin `ażîm.
Ve ona büyük bir kurbanlık fidye verdik.
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ ١٠٨
veteraknâ `aleyhi fi-l'âḫirîn.
Kendisine sonradan gelenler içinde iyi bir nâm bıraktık.
كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ ١١٠
keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.
İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ ١١١
innehû min `ibâdine-lmü'minîn.
Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.
وَبَشَّرْنَـٰهُ بِإِسْحَـٰقَ نَبِيًّا مِّنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ ١١٢
vebeşşernâhü biisḥâḳa nebiyyem mine-ṣṣâliḥîn.
Ona bir de salihlerden bir peygamber olmak üzere İshak'ı müjdeledik.
وَبَـٰرَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلَىٰٓ إِسْحَـٰقَ ۚ وَمِن ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِّنَفْسِهِۦ مُبِينٌ ١١٣
vebâraknâ `aleyhi ve`alâ isḥâḳ. vemin ẕürriyyetihimâ muḥsinüv veżâlimül linefsihî mübîn.
Hem ona hem İshak'a bereketler verdik. Her ikisinin neslinden de hem iyilik yapanlar var, hem de açıkça kendi nefsine zulmedenler var.
وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَـٰرُونَ ١١٤
veleḳad menennâ `alâ mûsâ vehârûn.
Andolsun ki biz Musa ile Harun'a da nimetler verdik.
وَنَجَّيْنَـٰهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ ١١٥
venecceynâhümâ veḳavmehümâ mine-lkerbi-l`ażîm.
Hem kendilerini ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
وَنَصَرْنَـٰهُمْ فَكَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَـٰلِبِينَ ١١٦
veneṣarnâhüm fekânû hümü-lgâlibîn.
Hem yardım ettik onlara da, galip gelenler onlar oldular.
وَءَاتَيْنَـٰهُمَا ٱلْكِتَـٰبَ ٱلْمُسْتَبِينَ ١١٧
veâteynâhüme-lkitâbe-lmüstebîn.
Hem kendilerine o belli kitabı (Tevrat'ı) verdik.
وَهَدَيْنَـٰهُمَا ٱلصِّرَٰطَ ٱلْمُسْتَقِيمَ ١١٨
vehedeynâhüme-ṣṣirâṭa-lmüsteḳîm.
Kendilerini doğru yola çıkardık.
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ ١١٩
veteraknâ `aleyhimâ fi-l'âḫirîn.
Sonrakiler içinde onlara iyi bir nam bıraktık:
سَلَـٰمٌ عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَـٰرُونَ ١٢٠
selâmün `alâ mûsâ vehârûn.
Selam olsun, Musa ile Harun'a.
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ ١٢١
innâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.
İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
إِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ ١٢٢
innehümâ min `ibâdine-lmü'minîn.
Çünkü onların ikisi de bizim mümin kullarımızdandı.
وَإِنَّ إِلْيَاسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ ١٢٣
veinne ilyâse lemine-lmürselîn.
Şüphesiz İlyas da gönderilen peygamberlerdendir.
إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦٓ أَلَا تَتَّقُونَ ١٢٤
iẕ ḳâle liḳavmihî elâ tetteḳûn.
Hani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi.
أَتَدْعُونَ بَعْلًا وَتَذَرُونَ أَحْسَنَ ٱلْخَـٰلِقِينَ ١٢٥
eted`ûne ba`lev veteẕerûne aḥsene-lḫâliḳîn.
↑ Bu ayet, yukarıdaki ayetle birlikte çevrilmiştir.
ٱللَّهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ ١٢٦
allâhe rabbeküm verabbe âbâikümü-l'evvelîn.
↑ Bu ayet, yukarıdaki ayetle birlikte çevrilmiştir.