Sâffât Suresi
الصافات
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
1–24. ayetler gösteriliyor.
رَّبُّ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ ٱلْمَشَـٰرِقِ ٥
rabbü-ssemâvâti vel'arḍi vemâ beynehümâ verabbü-lmeşâriḳ.
O, göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir, bütün doğuların da Rabbidir.
إِنَّا زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا بِزِينَةٍ ٱلْكَوَاكِبِ ٦
innâ zeyyenne-ssemâe-ddünyâ bizînetini-lkevâkib.
Gerçekten biz dünya göğünü (o yakın göğü) bir zinetle, yıldızlarla süsledik.
وَحِفْظًا مِّن كُلِّ شَيْطَـٰنٍ مَّارِدٍ ٧
veḥifżam min külli şeyṭânim mârid.
Onu her inatçı şeytandan koruduk.
لَّا يَسَّمَّعُونَ إِلَى ٱلْمَلَإِ ٱلْأَعْلَىٰ وَيُقْذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٍ ٨
lâ yessemme`ûne ile-lmelei-l'a`lâ veyuḳẕefûne min külli cânib.
Onlar yüksek (melekler) topluluğunu dinleyemezler. Her taraftan kovulup atılırlar.
دُحُورًا ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ ٩
düḥûrav velehüm `aẕâbüv vâṣib.
Uzaklaştırılırlar. Onlara ardı arkası kesilmez bir azab vardır.
إِلَّا مَنْ خَطِفَ ٱلْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌ ثَاقِبٌ ١٠
illâ men ḫaṭife-lḫaṭfete feetbe`ahû şihâbün ŝâḳib.
Ancak kulak hırsızlığı yapanlar olur. Onu da yakıcı bir alev takip eder.
فَٱسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَم مَّنْ خَلَقْنَآ ۚ إِنَّا خَلَقْنَـٰهُم مِّن طِينٍ لَّازِبٍۭ ١١
festeftihim ehüm eşeddü ḫalḳan em men ḫalaḳnâ. innâ ḫalaḳnâhüm min ṭînil lâzib.
Şimdi onlara sor: "Yaradılışça kendileri mi daha çetin, yoksa bizim yarattıklarımız mı?" Gerçekten biz onları cıvık bir çamurdan yarattık.
بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ ١٢
bel `acibte veyesḫarûn.
Fakat sen onlara şaşıyorsun, ama onlar (seninle) eğleniyorlar.
وَإِذَا ذُكِّرُوا۟ لَا يَذْكُرُونَ ١٣
veiẕâ ẕükkirû lâ yeẕkürûn.
Kendilerine hatırlatıldığında da düşünmüyorlar.
وَإِذَا رَأَوْا۟ ءَايَةً يَسْتَسْخِرُونَ ١٤
veiẕâ raev âyetey yestesḫirûn.
Bir mucize gördükleri zaman da eğlenceye alıyorlar.
وَقَالُوٓا۟ إِنْ هَـٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ مُّبِينٌ ١٥
veḳâlû in hâẕâ illâ siḥrum mübîn.
Ve diyorlar ki: "Bu apaçık büyüden başka bir şey değildir."
أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَـٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ ١٦
eiẕâ mitnâ vekünnâ türâbev ve`iżâmen einnâ lemeb`ûŝûn.
"Öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman mı biz tekrar dirilecekmişiz?"
قُلْ نَعَمْ وَأَنتُمْ دَٰخِرُونَ ١٨
ḳul ne`am veentüm dâḫirûn.
De ki: "Evet, hem de sizler çok aşağılanmış olarak (dirileceksiniz)."
فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌ وَٰحِدَةٌ فَإِذَا هُمْ يَنظُرُونَ ١٩
feinnemâ hiye zecratüv vâḥidetün feiẕâ hüm yenżurûn.
Çünkü O (sura üfürmek) zorlu bir kumandadan ibarettir ki, derhal onların gözleri açılıverir.
وَقَالُوا۟ يَـٰوَيْلَنَا هَـٰذَا يَوْمُ ٱلدِّينِ ٢٠
veḳâlû yâ veylenâ hâẕâ yevmü-ddîn.
"Eyvah bizlere! İşte bu hesap günüdür." derler.
هَـٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ ٢١
hâẕâ yevmü-lfaṣli-lleẕî küntüm bihî tükeẕẕibûn.
(Onlara): "İşte bu, sizin yalanlamakta olduğunuz (iyi ve kötüyü) ayırt etme günüdür" denir.
۞ ٱحْشُرُوا۟ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ وَأَزْوَٰجَهُمْ وَمَا كَانُوا۟ يَعْبُدُونَ ٢٢
uḥşürü-lleẕîne żalemû veezvâcehüm vemâ kânû ya`büdûn.
Toplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru.
مِن دُونِ ٱللَّهِ فَٱهْدُوهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلْجَحِيمِ ٢٣
min dûni-llâhi fehdûhüm ilâ ṣirâṭi-lceḥîm.
↑ Bu ayet, yukarıdaki ayetle birlikte çevrilmiştir.
وَقِفُوهُمْ ۖ إِنَّهُم مَّسْـُٔولُونَ ٢٤
veḳifûhüm innehüm mes'ûlûn.
Ve durdurun onları, çünkü sorguya çekilecekler.