Necm Suresi
النجم
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
1–26. ayetler gösteriliyor.
مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَىٰ ٢
mâ ḍalle ṣâḥibüküm vemâ gavâ.
Arkadaşınız (Muhammed) sapmadı, azmadı.
وَمَا يَنطِقُ عَنِ ٱلْهَوَىٰٓ ٣
vemâ yenṭiḳu `ani-lhevâ.
O, hevâdan (arzularına göre) konuşmaz.
إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْىٌ يُوحَىٰ ٤
in hüve illâ vaḥyüy yûḥâ.
O(nun konuşması kendisine ) vahyedilenden başkası değildir.
عَلَّمَهُۥ شَدِيدُ ٱلْقُوَىٰ ٥
`allemehû şedîdü-lḳuvâ.
Onu, müthiş kuvvetleri olan biri öğretti
ذُو مِرَّةٍ فَٱسْتَوَىٰ ٦
ẕû mirrah. festevâ.
(Ki o) akıl ve görüşünde kuvvetli (bir melek)dir. Hemen (gerçek meleklik şekliyle) doğruldu.
ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّىٰ ٨
ŝümme denâ fetedellâ.
Sonra (Cebrail ona) yaklaştı ve (aşağıya doğru) sarktı.
فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَىٰ ٩
fekâne ḳâbe ḳavseyni ev ednâ.
Onunla arasındaki mesafe, iki yay kadar, yahut daha az kaldı.
فَأَوْحَىٰٓ إِلَىٰ عَبْدِهِۦ مَآ أَوْحَىٰ ١٠
feevḥâ ilâ `abdihî mâ evḥâ.
(Allah), kuluna verdiği vahyi verdi.
مَا كَذَبَ ٱلْفُؤَادُ مَا رَأَىٰٓ ١١
mâ keẕebe-lfüâdü mâ raâ.
Onun gördüğünü kalb(i) yalanlamadı.
أَفَتُمَـٰرُونَهُۥ عَلَىٰ مَا يَرَىٰ ١٢
efetümârûnehû `alâ mâ yerâ.
Onun gördükleri hakkında şimdi kendisi ile tartışacak mısınız.
وَلَقَدْ رَءَاهُ نَزْلَةً أُخْرَىٰ ١٣
veleḳad raâhü nezleten uḫrâ.
Andolsun onu bir kez daha görmüştü.
عِندَهَا جَنَّةُ ٱلْمَأْوَىٰٓ ١٥
`indehâ cennetü-lme'vâ.
Ki Cennetü'lMe'vâ onun yanındadır.
إِذْ يَغْشَى ٱلسِّدْرَةَ مَا يَغْشَىٰ ١٦
iẕ yagşe-ssidrate mâ yagşâ.
Sidre'yi kaplayan kaplıyordu.
مَا زَاغَ ٱلْبَصَرُ وَمَا طَغَىٰ ١٧
mâ zâga-lbeṣaru vemâ ṭagâ.
(Peygamberin) gözü şaşmadı ve sınırı aşmadı.
لَقَدْ رَأَىٰ مِنْ ءَايَـٰتِ رَبِّهِ ٱلْكُبْرَىٰٓ ١٨
leḳad raâ min âyâti rabbihi-lkübrâ.
Andolsun ki o, Rabbinin âyetlerinden en büyüğünü gördü.
أَفَرَءَيْتُمُ ٱللَّـٰتَ وَٱلْعُزَّىٰ ١٩
eferaeytümü-llâte vel`uzzâ.
Siz de gördünüz değil mi o Lât ve Uzza'yı?
وَمَنَوٰةَ ٱلثَّالِثَةَ ٱلْأُخْرَىٰٓ ٢٠
vemenâte-ŝŝâliŝete-l'uḫrâ.
Ve üçüncü olarak da öteki (put) Menat'ı?
أَلَكُمُ ٱلذَّكَرُ وَلَهُ ٱلْأُنثَىٰ ٢١
elekümü-ẕẕekeru velehü-l'ünŝâ.
Size erkek O'na dişi öyle mi?
تِلْكَ إِذًا قِسْمَةٌ ضِيزَىٰٓ ٢٢
tilke iẕen ḳismetün ḍîzâ.
Öyle ise bu çok insafsızca bir taksim.
إِنْ هِىَ إِلَّآ أَسْمَآءٌ سَمَّيْتُمُوهَآ أَنتُمْ وَءَابَآؤُكُم مَّآ أَنزَلَ ٱللَّهُ بِهَا مِن سُلْطَـٰنٍ ۚ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ وَمَا تَهْوَى ٱلْأَنفُسُ ۖ وَلَقَدْ جَآءَهُم مِّن رَّبِّهِمُ ٱلْهُدَىٰٓ ٢٣
in hiye illâ esmâün semmeytümûhâ entüm veâbâüküm mâ enzele-llâhü bihâ min sülṭân. iy yettebi`ûne ille-żżanne vemâ tehve-l'enfüs. veleḳad câehüm mir rabbihimü-lhüdâ.
Onlar hiçbir şey değil, sırf sizin ve babalarınızın taktığınız (boş) isimlerdir. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmedi. Onlar yalnız zanna ve nefislerin sevdasına uyuyorlar. Halbuki onlara Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir.
أَمْ لِلْإِنسَـٰنِ مَا تَمَنَّىٰ ٢٤
em lil'insâni mâ temennâ.
Yoksa her arzu ettiği şey, insanın kendisinin mi (olacak) dir?
فَلِلَّهِ ٱلْـَٔاخِرَةُ وَٱلْأُولَىٰ ٢٥
felillâhi-l'âḫiratü vel'ûlâ.
Son da ilk de (ahiret de dünya da) Allah'ındır.
۞ وَكَم مِّن مَّلَكٍ فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ لَا تُغْنِى شَفَـٰعَتُهُمْ شَيْـًٔا إِلَّا مِنۢ بَعْدِ أَن يَأْذَنَ ٱللَّهُ لِمَن يَشَآءُ وَيَرْضَىٰٓ ٢٦
vekem mim melekin fi-ssemâvâti lâ tugnî şefâ`atühüm şey'en illâ mim ba`di ey ye'ẕene-llâhü limey yeşâü veyerḍâ.
Göklerde nice melek var ki Allah'ın dileyip razı olduğuna izin vermeden önce onların şefaatları hiç bir işe yaramaz.