وَٱجْعَل لِّى لِسَانَ صِدْقٍ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ ٨٤
vec`al lî lisâne ṣidḳin fi-l'âḫirîn.
"Sonra gelecekler içinde beni doğrulukla anılanlardan eyle!"
الشعراء
84–111. ayetler gösteriliyor.
وَٱجْعَل لِّى لِسَانَ صِدْقٍ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ ٨٤
vec`al lî lisâne ṣidḳin fi-l'âḫirîn.
"Sonra gelecekler içinde beni doğrulukla anılanlardan eyle!"
وَٱجْعَلْنِى مِن وَرَثَةِ جَنَّةِ ٱلنَّعِيمِ ٨٥
vec`alnî miv veraŝeti cenneti-nne`îm.
"Ve beni naîm (nimeti bol) cennetin varislerinden eyle!"
وَٱغْفِرْ لِأَبِىٓ إِنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ ٨٦
vagfir liebî innehû kâne mine-ḍḍâllîn.
"Babamı da bağışla, çünkü o yanlış gidenlerdendir. "
وَلَا تُخْزِنِى يَوْمَ يُبْعَثُونَ ٨٧
velâ tuḫzinî yevme yüb`aŝûn.
"(İnsanların) diriltilecekleri gün, beni mahcub etme."
يَوْمَ لَا يَنفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَ ٨٨
yevme lâ yenfe`u mâlüv velâ benûn.
"O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar!"
إِلَّا مَنْ أَتَى ٱللَّهَ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ ٨٩
illâ men ete-llâhe biḳalbin selîm.
"Ancak Allah'a temiz bir kalple gelenler o günde (kurtuluşa erer)."
وَأُزْلِفَتِ ٱلْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ ٩٠
veüzlifeti-lcennetü lilmütteḳîn.
(O gün) Cennet müttakilere yaklaştırılmıştır.
وَبُرِّزَتِ ٱلْجَحِيمُ لِلْغَاوِينَ ٩١
vebürrizeti-lceḥîmü lilgâvîn.
Azgınlar için de cehennem hortlatılmıştır.
وَقِيلَ لَهُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ ٩٢
veḳîle lehüm eyne mâ küntüm ta`büdûn.
Onlara, "Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, hani nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilir.
مِن دُونِ ٱللَّهِ هَلْ يَنصُرُونَكُمْ أَوْ يَنتَصِرُونَ ٩٣
min dûni-llâh. hel yenṣurûneküm ev yenteṣirûn.
↑ Bu ayet, yukarıdaki ayetle birlikte çevrilmiştir.
فَكُبْكِبُوا۟ فِيهَا هُمْ وَٱلْغَاوُۥنَ ٩٤
fekübkibû fîhâ hüm velgâvûn.
Ve arkasından hep onlar (putlar ve azgınlar) o cehennemin içine fırlatılmaktadırlar.
وَجُنُودُ إِبْلِيسَ أَجْمَعُونَ ٩٥
vecünûdü iblîse ecme`ûn.
Ve bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken dediler ki:
قَالُوا۟ وَهُمْ فِيهَا يَخْتَصِمُونَ ٩٦
ḳâlû vehüm fîhâ yaḫteṣimûn.
↑ Bu ayet, yukarıdaki ayetle birlikte çevrilmiştir.
تَٱللَّهِ إِن كُنَّا لَفِى ضَلَـٰلٍ مُّبِينٍ ٩٧
tellâhi in künnâ lefî ḍalâlim mübîn.
"Vallahi biz, gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz."
إِذْ نُسَوِّيكُم بِرَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ ٩٨
iẕ nüsevvîküm birabbi-l`âlemîn.
"Çünkü biz sizi, âlemlerin Rabbi ile bir seviyede tutuyorduk."
وَمَآ أَضَلَّنَآ إِلَّا ٱلْمُجْرِمُونَ ٩٩
vemâ eḍallenâ ille-lmücrimûn.
"Ve bizi hep o günahkarlar saptırdı."
فَمَا لَنَا مِن شَـٰفِعِينَ ١٠٠
femâ lenâ min şâfi`în.
"Bak bizim için ne şefaatçiler var,"
فَلَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَكُونَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ ١٠٢
felev enne lenâ kerraten fenekûne mine-lmü'minîn.
"Ah keşke (dünyaya) bir kere daha dönebilsek de, müminlerden olabilseydik."
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ ١٠٣
inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.
Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır; oysa çokları iman etmiş değillerdir.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ١٠٤
veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.
Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍ ٱلْمُرْسَلِينَ ١٠٥
keẕẕebet ḳavmü nûḥin-lmürselîn.
Nuh kavmi de peygamberleri yalancılıkla itham etti.
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ نُوحٌ أَلَا تَتَّقُونَ ١٠٦
iẕ ḳâle lehüm eḫûhüm nûḥun elâ tetteḳûn.
Hani kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ ١٠٧
innî leküm rasûlün emîn.
"Haberiniz olsun ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir Peygamberim.
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ ١٠٨
fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.
"Gelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ ١٠٩
vemâ es'elüküm `aleyhi min ecr. in ecriye illâ `alâ rabbi-l`âlemîn.
"Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafaatımı verecek olan ancak, âlemlerin Rabbidir."
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ ١١٠
fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.
"Gelin, artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
۞ قَالُوٓا۟ أَنُؤْمِنُ لَكَ وَٱتَّبَعَكَ ٱلْأَرْذَلُونَ ١١١
ḳâlû enü'minü leke vettebe`ake-l'erẕelûn.
"Â, dediler, senin ardına hep düşük kimseler düşmüşken, biz sana hiç inanır mıyız?"