وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُۥ هُمُ ٱلْبَاقِينَ ٧٧
vece`alnâ ẕürriyyetehû hümü-lbâḳîn.
Hem onun neslini bâki kalanlar kıldık.
الصافات
77–102. ayetler gösteriliyor.
وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُۥ هُمُ ٱلْبَاقِينَ ٧٧
vece`alnâ ẕürriyyetehû hümü-lbâḳîn.
Hem onun neslini bâki kalanlar kıldık.
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ ٧٨
veteraknâ `aleyhi fi-l'âḫirîn.
Hem de sonradan gelenler içinde güzel bir namını bıraktık.
سَلَـٰمٌ عَلَىٰ نُوحٍ فِى ٱلْعَـٰلَمِينَ ٧٩
selâmün `alâ nûḥin fi-l`âlemîn.
Bütün âlemler içinde Nuh'a selam olsun.
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ ٨٠
innâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.
İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ ٨١
innehû min `ibâdine-lmü'minîn.
Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.
ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ ٨٢
ŝümme agraḳne-l'âḫarîn.
Sonra diğerlerini suda boğduk.
۞ وَإِنَّ مِن شِيعَتِهِۦ لَإِبْرَٰهِيمَ ٨٣
veinne min şî`atihî leibrâhîm.
Şüphesiz ki İbrahim de onun kolundandı.
إِذْ جَآءَ رَبَّهُۥ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ ٨٤
iẕ câe rabbehû biḳalbin selîm.
Çünkü o, Rabbine tertemiz bir kalb ile gelmişti.
إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَاذَا تَعْبُدُونَ ٨٥
iẕ ḳâle liebîhi veḳavmihî mâẕâ ta`büdûn.
O babasına ve kavmine şöyle demişti: "Siz nelere tapıyorsunuz?"
أَئِفْكًا ءَالِهَةً دُونَ ٱللَّهِ تُرِيدُونَ ٨٦
eifken âliheten dûne-llâhi türîdûn.
"Yalancılık etmek için mi Allah'tan başka ilâhlar istiyorsunuz?"
فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ ٨٧
femâ żannüküm birabbi-l`âlemîn.
"Siz âlemlerin Rabbini ne zannediyorsunuz?"
فَنَظَرَ نَظْرَةً فِى ٱلنُّجُومِ ٨٨
feneżara nażraten fi-nnücûm.
Derken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi.
فَقَالَ إِنِّى سَقِيمٌ ٨٩
feḳâle innî seḳîm.
↑ Bu ayet, yukarıdaki ayetle birlikte çevrilmiştir.
فَتَوَلَّوْا۟ عَنْهُ مُدْبِرِينَ ٩٠
fetevellev `anhü müdbirîn.
O zaman arkalarını dönerek başından kaçışıverdiler.
فَرَاغَ إِلَىٰٓ ءَالِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ ٩١
ferâga ilâ âlihetihim feḳâle elâ te'külûn.
Derken bir kurnazlıkla onların ilâhlarına vardı da, "Buyursanıza, yemez misiniz?" dedi.
مَا لَكُمْ لَا تَنطِقُونَ ٩٢
mâ leküm lâ tenṭiḳûn.
(Cevap vermediklerini görünce de): "Neyiniz var da konuşmuyorsunuz?" (dedi).
فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًۢا بِٱلْيَمِينِ ٩٣
ferâga `aleyhim ḍarbem bilyemîn.
Nihayet bir yolunu bulup onlara kuvvetli bir darbe indirdi.
فَأَقْبَلُوٓا۟ إِلَيْهِ يَزِفُّونَ ٩٤
feaḳbelû ileyhi yeziffûn.
Bunun üzerine birbirlerine girerek ona yürüdüler.
قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ ٩٥
ḳâle eta`büdûne mâ tenḥitûn.
İbrahim dedi ki: "A, siz kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?"
وَٱللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ ٩٦
vellâhü ḫaleḳaküm vemâ ta`melûn.
"Halbuki sizi de yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır."
قَالُوا۟ ٱبْنُوا۟ لَهُۥ بُنْيَـٰنًا فَأَلْقُوهُ فِى ٱلْجَحِيمِ ٩٧
ḳâlü-bnû lehû bünyânen feelḳûhü fi-lceḥîm.
Onlar: "Haydin onun için bir yapı yapın da onu ateşe atın." dediler.
فَأَرَادُوا۟ بِهِۦ كَيْدًا فَجَعَلْنَـٰهُمُ ٱلْأَسْفَلِينَ ٩٨
feerâdû bihî keyden fece`alnâhümü-l'esfelîn.
Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de kendilerini daha alçak düşürdük.
وَقَالَ إِنِّى ذَاهِبٌ إِلَىٰ رَبِّى سَيَهْدِينِ ٩٩
veḳâle innî ẕâhibün ilâ rabbî seyehdîn.
Bir de dedi ki: "Ben Rabbime gidiyorum, o bana yolunu gösterir."
رَبِّ هَبْ لِى مِنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ ١٠٠
rabbi heb lî mine-ṣṣâliḥîn.
"Ey Rabbim! Bana salihlerden (bir oğul) ihsan et!"
فَبَشَّرْنَـٰهُ بِغُلَـٰمٍ حَلِيمٍ ١٠١
febeşşernâhü bigulâmin ḥalîm.
Biz de kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik.
فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ ٱلسَّعْىَ قَالَ يَـٰبُنَىَّ إِنِّىٓ أَرَىٰ فِى ٱلْمَنَامِ أَنِّىٓ أَذْبَحُكَ فَٱنظُرْ مَاذَا تَرَىٰ ۚ قَالَ يَـٰٓأَبَتِ ٱفْعَلْ مَا تُؤْمَرُ ۖ سَتَجِدُنِىٓ إِن شَآءَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلصَّـٰبِرِينَ ١٠٢
felemmâ belega me`ahü-ssa`ye ḳâle yâ büneyye innî erâ fi-lmenâmi ennî eẕbeḥuke fenżur mâẕâ terâ. ḳâle yâ ebeti-f`al mâ tü'mer. setecidünî in şâe-llâhü mine-ṣṣâbirîn.
Oğlu, yanında koşacak çağa gelince: "Ey oğlum! Ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Artık bak, ne düşünürsün?" dedi. Çocuk da: "Babacığım sana ne emrediliyorsa yap, inşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi.