مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ ٢٥
mâ leküm lâ tenâṣarûn.
(Onlara): "Ne oldu sizlere de yardımlaşmıyorsunuz?" (denilir.)
الصافات
25–51. ayetler gösteriliyor.
مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ ٢٥
mâ leküm lâ tenâṣarûn.
(Onlara): "Ne oldu sizlere de yardımlaşmıyorsunuz?" (denilir.)
بَلْ هُمُ ٱلْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ ٢٦
bel hümü-lyevme müsteslimûn.
Hayır, bugün onlar teslim olmuşlardır.
وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ ٢٧
veaḳbele ba`ḍuhüm `alâ ba`ḍiy yetesâelûn.
Onlar, birbirine dönmüş soruşuyorlar.
قَالُوٓا۟ إِنَّكُمْ كُنتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ ٱلْيَمِينِ ٢٨
ḳâlû inneküm küntüm te'tûnenâ `ani-lyemîn.
Onlar: "Siz bize (uğurlu görünerek) sağdan gelir dururdunuz" derler.
قَالُوا۟ بَل لَّمْ تَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ ٢٩
ḳâlû bel lem tekûnû mü'minîn.
(İleri gelenler de) derler ki: "Hayır, siz inanmamıştınız."
وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُم مِّن سُلْطَـٰنٍۭ ۖ بَلْ كُنتُمْ قَوْمًا طَـٰغِينَ ٣٠
vemâ kâne lenâ `aleyküm min sülṭân. bel küntüm ḳavmen ṭâgîn.
"Bizim de size karşı bir gücümüz yoktu. Fakat siz azmış bir kavimdiniz."
فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَآ ۖ إِنَّا لَذَآئِقُونَ ٣١
feḥaḳḳa `aleynâ ḳavlü rabbinâ. innâ leẕâiḳûn.
"Onun için üzerimize Rabbimizin azab sözü hak oldu. Şüphesiz azabımızı tadacağız."
فَأَغْوَيْنَـٰكُمْ إِنَّا كُنَّا غَـٰوِينَ ٣٢
feagveynâküm innâ künnâ gâvîn.
"Evet biz, sizi kışkırttık. Çünkü biz azgındık."
فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِى ٱلْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ ٣٣
feinnehüm yevmeiẕin fi-l`aẕâbi müşterikûn.
O halde hepsi o gün azabda ortaktırlar.
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ ٣٤
innâ keẕâlike nef`alü bilmücrimîn.
İşte biz günahkarlara böyle yaparız.
إِنَّهُمْ كَانُوٓا۟ إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ ٣٥
innehüm kânû iẕâ ḳîle lehüm lâ ilâhe ille-llâhü yestekbirûn.
Çünkü onlar, kendilerine: "Allah'tan başka ilâh yoktur" denildiği zaman kafa tutuyorlardı.
وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوٓا۟ ءَالِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَّجْنُونٍۭ ٣٦
veyeḳûlûne einnâ letârikû âlihetinâ lişâ`irim mecnûn.
Ve: "Biz, hiçbir mecnun (deli) şair için ilâhlarımızı bırakır mıyız?" diyorlardı.
بَلْ جَآءَ بِٱلْحَقِّ وَصَدَّقَ ٱلْمُرْسَلِينَ ٣٧
bel câe bilḥaḳḳi veṣaddeḳa-lmürselîn.
Hayır o, hak ile geldi ve bütün peygamberleri tasdik etti.
إِنَّكُمْ لَذَآئِقُوا۟ ٱلْعَذَابِ ٱلْأَلِيمِ ٣٨
inneküm leẕâiḳu-l`aẕâbi-l'elîm.
Elbette siz o acı azabı tadacaksınız.
وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ ٣٩
vemâ tüczevne illâ mâ küntüm ta`melûn.
Bununla beraber başka değil, hep yaptığınız amellerinizle cezalandırılacaksınız.
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ ٤٠
illâ `ibâde-llâhi-lmuḫleṣîn.
Sadece Allah'ın ihlaslı kulları müstesnadır.
أُو۟لَـٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَّعْلُومٌ ٤١
ülâike lehüm rizḳum ma`lûm.
İşte onlar için belli bir rızık vardır.
فَوَٰكِهُ ۖ وَهُم مُّكْرَمُونَ ٤٢
fevâkih. vehüm mükramûn.
Meyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir.
فِى جَنَّـٰتِ ٱلنَّعِيمِ ٤٣
fî cennâti-nne`îm.
↑ Bu ayet, yukarıdaki ayetle birlikte çevrilmiştir.
عَلَىٰ سُرُرٍ مُّتَقَـٰبِلِينَ ٤٤
`alâ sürurim müteḳâbilîn.
(Onlar) Karşılıklı tahtlar üzerindedirler.
يُطَافُ عَلَيْهِم بِكَأْسٍ مِّن مَّعِينٍۭ ٤٥
yüṭâfü `aleyhim bike'sim mim me`în.
İçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır.
بَيْضَآءَ لَذَّةٍ لِّلشَّـٰرِبِينَ ٤٦
beyḍâe leẕẕetil lişşâribîn.
↑ Bu ayet, yukarıdaki ayetle birlikte çevrilmiştir.
لَا فِيهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنزَفُونَ ٤٧
lâ fîhâ gavlüv velâ hüm `anhâ yünzefûn.
Onda ne bir zararlı sonuç vardır, ne de sarhoşluk verir.
وَعِندَهُمْ قَـٰصِرَٰتُ ٱلطَّرْفِ عِينٌ ٤٨
ve`indehüm ḳâṣirâtu-ṭṭarfi `în.
Yanlarında iri gözlü, bakışlarını kocalarından başkalarına çevirmeyen hanımlar vardır.
كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَّكْنُونٌ ٤٩
keennehünne beyḍum meknûn.
Sanki onlar örtülüp saklanmış yumurta gibidirler.
فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ ٥٠
feaḳbele ba`ḍuhüm `alâ ba`ḍiy yetesâelûn.
Derken birbirine dönüp sorarlar:
قَالَ قَآئِلٌ مِّنْهُمْ إِنِّى كَانَ لِى قَرِينٌ ٥١
ḳâle ḳâilüm minhüm innî kâne lî ḳarîn.
İçlerinden bir sözcü der ki: "Gerçekten benim bir arkadaşım vardı."