إِنَّ يَوْمَ ٱلْفَصْلِ مِيقَـٰتُهُمْ أَجْمَعِينَ ٤٠
inne yevme-lfaṣli mîḳâtühüm ecme`în.
Şüphesiz ki hakkı batıldan ayırd etme günü onların hepsinin bir araya toplanacağı gündür.
الدخان
40–59. ayetler gösteriliyor.
إِنَّ يَوْمَ ٱلْفَصْلِ مِيقَـٰتُهُمْ أَجْمَعِينَ ٤٠
inne yevme-lfaṣli mîḳâtühüm ecme`în.
Şüphesiz ki hakkı batıldan ayırd etme günü onların hepsinin bir araya toplanacağı gündür.
يَوْمَ لَا يُغْنِى مَوْلًى عَن مَّوْلًى شَيْـًٔا وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ ٤١
yevme lâ yugnî mevlen `am mevlen şey'ev velâ hüm yünṣarûn.
O gün dostun dosta hiçbir faydası olmaz. Onlara yardım da edilmez.
إِلَّا مَن رَّحِمَ ٱللَّهُ ۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ٤٢
illâ mer raḥime-llâh. innehû hüve-l`azîzü-rraḥîm.
Ancak Allah'ın merhamet ettiği kimseler böyle değildir. Şüphesiz ki Allah çok güçlüdür, çok merhamet edicidir.
كَٱلْمُهْلِ يَغْلِى فِى ٱلْبُطُونِ ٤٥
kelmühl. yaglî fi-lbüṭûn.
O pota gibi karınlarda kaynar.
خُذُوهُ فَٱعْتِلُوهُ إِلَىٰ سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ ٤٧
ḫuẕûhü fa`tilûhü ilâ sevâi-lceḥîm.
Allah meleklere şöyle emreder. "Şunu tutun da Cehennem'in ortasına sürükleyin."
ثُمَّ صُبُّوا۟ فَوْقَ رَأْسِهِۦ مِنْ عَذَابِ ٱلْحَمِيمِ ٤٨
ŝümme ṣubbû fevḳa ra'sihî min `aẕâbi-lḥamîm.
"Sonra onun başının üstüne kaynar su azabından dökün."
ذُقْ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْكَرِيمُ ٤٩
ẕuḳ. inneke ente-l`azîzü-lkerîm.
Ona şöyle denir! "Tat bakalım azabı! hani sen kendine göre çok güçlü ve çok üstündün.
إِنَّ هَـٰذَا مَا كُنتُم بِهِۦ تَمْتَرُونَ ٥٠
inne hâẕâ mâ küntüm bihî temterûn.
İşte sizin inkâr edip durduğunuz şey budur."
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى مَقَامٍ أَمِينٍ ٥١
inne-lmütteḳîne fî meḳâmin emîn.
Şüphesiz ki kötülükten sakınanlar güvenli bir makamdadırlar.
يَلْبَسُونَ مِن سُندُسٍ وَإِسْتَبْرَقٍ مُّتَقَـٰبِلِينَ ٥٣
yelbesûne min sündüsiv veistebraḳim müteḳâbilîn.
Onlar ince ipekten ve parlak atlastan elbiseler giyerek karşılıklı olarak otururlar.
كَذَٰلِكَ وَزَوَّجْنَـٰهُم بِحُورٍ عِينٍ ٥٤
keẕâlik. vezevvecnâhüm biḥûrin `în.
İşte böyle, biz onları ayrıca iri siyah gözlü hurilerle evlendiririz.
يَدْعُونَ فِيهَا بِكُلِّ فَـٰكِهَةٍ ءَامِنِينَ ٥٥
yed`ûne fîhâ bikülli fâkihetin âminîn.
Onlar orada güven içinde her çeşit meyveyi isteyebilirler.
لَا يَذُوقُونَ فِيهَا ٱلْمَوْتَ إِلَّا ٱلْمَوْتَةَ ٱلْأُولَىٰ ۖ وَوَقَىٰهُمْ عَذَابَ ٱلْجَحِيمِ ٥٦
lâ yeẕûḳûne fîhe-lmevte ille-lmevtete-l'ûlâ. veveḳâhüm `aẕâbe-lceḥîm.
Onlar orada ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Allah onları cehennem azabından korumuştur.
فَضْلًا مِّن رَّبِّكَ ۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ ٥٧
faḍlem mir rabbik. ẕâlike hüve-lfevzü-l`ażîm.
(Bunların hepsi) Rabbinden bir lütuf olarak (verilmiştir.) İşte büyük kurtuluş budur.
فَإِنَّمَا يَسَّرْنَـٰهُ بِلِسَانِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ ٥٨
feinnemâ yessernâhü bilisânike le`allehüm yeteẕekkerûn.
Biz Kur'ân'ı senin dilinle indirip kolaylaştırdık. Umulur ki onlar öğüt alırlar.
فَٱرْتَقِبْ إِنَّهُم مُّرْتَقِبُونَ ٥٩
ferteḳib innehüm mürteḳibûn.
Artık sen onların başlarına gelecekleri bekle: Çünkü onlar da bekleyip durmaktadırlar.