فَلَمَّا تَرَٰٓءَا ٱلْجَمْعَانِ قَالَ أَصْحَـٰبُ مُوسَىٰٓ إِنَّا لَمُدْرَكُونَ ٦١
felemmâ terâe-lcem`âni ḳâle aṣḥâbü mûsâ innâ lemüdrakûn.
İki topluluk birbirini görünce, Musa'nın adamları "Eyvah, yakalandık! dediler.
الشعراء
61–83. ayetler gösteriliyor.
فَلَمَّا تَرَٰٓءَا ٱلْجَمْعَانِ قَالَ أَصْحَـٰبُ مُوسَىٰٓ إِنَّا لَمُدْرَكُونَ ٦١
felemmâ terâe-lcem`âni ḳâle aṣḥâbü mûsâ innâ lemüdrakûn.
İki topluluk birbirini görünce, Musa'nın adamları "Eyvah, yakalandık! dediler.
قَالَ كَلَّآ ۖ إِنَّ مَعِىَ رَبِّى سَيَهْدِينِ ٦٢
ḳâle kellâ. inne me`iye rabbî seyehdîn.
Musa: "Hayır, aslâ! dedi, Rabbim şüphesiz benimledir, bana yolunu gösterecektir."
فَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱضْرِب بِّعَصَاكَ ٱلْبَحْرَ ۖ فَٱنفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَٱلطَّوْدِ ٱلْعَظِيمِ ٦٣
feevḥaynâ ilâ mûsâ eni-ḍrib bi`aṣâke-lbaḥr. fenfeleḳa fekâne küllü firḳin keṭṭavdi-l`ażîm.
Bunun üzerine Musa'ya "Vur asân ile denize" diye vahyettik; vurunca bir infilak etti, her bölük koca bir dağ gibi oluverdi,
وَأَزْلَفْنَا ثَمَّ ٱلْـَٔاخَرِينَ ٦٤
veezlefnâ ŝemme-l'âḫarîn.
Ötekilerini de buraya yanaştırıvermiştik.
وَأَنجَيْنَا مُوسَىٰ وَمَن مَّعَهُۥٓ أَجْمَعِينَ ٦٥
veenceynâ mûsâ vemem me`ahû ecme`în.
Musa ve beraberindekilerin hepsini kurtardık,
ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ ٦٦
ŝümme agraḳne-l'âḫarîn.
Sonra da ötekileri suda boğduk.
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ ٦٧
inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.
Şüphesiz bunda bir âyet (ibret) vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ٦٨
veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.
Ve şüphesiz, işte o Rabbin, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
وَٱتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ إِبْرَٰهِيمَ ٦٩
vetlü `aleyhim nebee ibrâhîm.
(Resulüm!) onlara İbrahim'in kıssasını da naklet.
إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَا تَعْبُدُونَ ٧٠
iẕ ḳâle liebîhi veḳavmihî mâ ta`büdûn.
Hani o, babasına ve kavmine, "Neye tapıyorsunuz?" demişti.
قَالُوا۟ نَعْبُدُ أَصْنَامًا فَنَظَلُّ لَهَا عَـٰكِفِينَ ٧١
ḳâlû na`büdü aṣnâmen feneżallü lehâ `âkifîn.
"Birtakım putlara taparız da onlar sayesinde toplanırız" dediler.
قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ إِذْ تَدْعُونَ ٧٢
ḳâle hel yesme`ûneküm iẕ ted`ûn.
İbrahim "Peki, dedi, yalvardığınızda onlar sizi işitiyorlar mı?"
أَوْ يَنفَعُونَكُمْ أَوْ يَضُرُّونَ ٧٣
ev yenfe`ûneküm ev yeḍurrûn.
"Veya size fayda veya zararları olur mu?"
قَالُوا۟ بَلْ وَجَدْنَآ ءَابَآءَنَا كَذَٰلِكَ يَفْعَلُونَ ٧٤
ḳâlû bel vecednâ âbâenâ keẕâlike yef`alûn.
"Yok, dediler, ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk."
قَالَ أَفَرَءَيْتُم مَّا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ ٧٥
ḳâle eferaeytüm mâ küntüm ta`büdûn.
İbrahim dedi ki: "İyi ama, ister sizin, ister önceki atalarınızın olsun, neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü?"
أَنتُمْ وَءَابَآؤُكُمُ ٱلْأَقْدَمُونَ ٧٦
entüm veâbâükümü-l'aḳdemûn.
↑ Bu ayet, yukarıdaki ayetle birlikte çevrilmiştir.
فَإِنَّهُمْ عَدُوٌّ لِّىٓ إِلَّا رَبَّ ٱلْعَـٰلَمِينَ ٧٧
feinnehüm `adüvvül lî illâ rabbe-l`âlemîn.
"Hep onlar benim düşmanımdır; ancak âlemlerin Rabbi (benim dostumdur)"
ٱلَّذِى خَلَقَنِى فَهُوَ يَهْدِينِ ٧٨
elleẕî ḫaleḳanî fehüve yehdîn.
"O ki, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir,"
وَٱلَّذِى هُوَ يُطْعِمُنِى وَيَسْقِينِ ٧٩
velleẕî hüve yuṭ`imünî veyesḳîn.
"Beni yediren, içirendir,"
وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ ٨٠
veiẕâ meriḍtü fehüve yeşfîn.
"Hastalandığım zaman bana O, şifâ verir."
وَٱلَّذِى يُمِيتُنِى ثُمَّ يُحْيِينِ ٨١
velleẕî yümîtünî ŝümme yuḥyîn.
"O ki, benim canımı alacak, sonra diriltecektir. "
وَٱلَّذِىٓ أَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لِى خَطِيٓـَٔتِى يَوْمَ ٱلدِّينِ ٨٢
velleẕî aṭme`u ey yagfira lî ḫaṭîetî yevme-ddîn.
"Ve hesap günü, hatamı bağışlayacağını umduğumdur."
رَبِّ هَبْ لِى حُكْمًا وَأَلْحِقْنِى بِٱلصَّـٰلِحِينَ ٨٣
rabbi heb lî ḥukmev veelḥiḳnî biṣṣâliḥîn.
"Ya Rab! Bana hikmet (hüküm) ver ve beni iyiler (zümresin)e kat."