قَالَ وَمَا عِلْمِى بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ ١١٢
ḳâle vemâ `ilmî bimâ kânû ya`melûn.
Nuh dedi ki: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur."
الشعراء
112–136. ayetler gösteriliyor.
قَالَ وَمَا عِلْمِى بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ ١١٢
ḳâle vemâ `ilmî bimâ kânû ya`melûn.
Nuh dedi ki: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur."
إِنْ حِسَابُهُمْ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّى ۖ لَوْ تَشْعُرُونَ ١١٣
in ḥisâbühüm illâ `alâ rabbî lev teş`urûn.
"Onların hesabı ancak Rabbime aittir. Düşünsenize!"
وَمَآ أَنَا۠ بِطَارِدِ ٱلْمُؤْمِنِينَ ١١٤
vemâ ene biṭâridi-lmü'minîn.
"Hem ben iman edenleri kovmaya memur değilim."
إِنْ أَنَا۠ إِلَّا نَذِيرٌ مُّبِينٌ ١١٥
in ene illâ neẕîrum mübîn.
"Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."
قَالُوا۟ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَـٰنُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمَرْجُومِينَ ١١٦
ḳâlû leil lem tentehi yâ nûḥu letekûnenne mine-lmercûmîn.
Dediler ki: "Ey Nuh! Eğer vazgeçmezsen, iyi bil ki, taşa tutulanlardan olacaksın!"
قَالَ رَبِّ إِنَّ قَوْمِى كَذَّبُونِ ١١٧
ḳâle rabbi inne ḳavmî keẕẕebûn.
Nuh: "Rabbim! dedi, kavmim beni yalancılıkla itham etti."
فَٱفْتَحْ بَيْنِى وَبَيْنَهُمْ فَتْحًا وَنَجِّنِى وَمَن مَّعِىَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ ١١٨
feftaḥ beynî vebeynehüm fetḥav veneccinî vemem me`iye mine-lmü'minîn.
"Artık benimle onların arasında sen hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar."
فَأَنجَيْنَـٰهُ وَمَن مَّعَهُۥ فِى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ ١١٩
feenceynâhü vemem me`ahû fi-lfülki-lmeşḥûn.
Bunun üzerine biz de onu ve beraberindekileri, o dolu gemide taşıyarak kurtardık.
ثُمَّ أَغْرَقْنَا بَعْدُ ٱلْبَاقِينَ ١٢٠
ŝümme agraḳnâ ba`dü-lbâḳîn.
Sonra da arkasında kalanları suda boğduk.
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ ١٢١
inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.
Şüphesiz bunda mutlak bir âyet (alınacak ders) vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ١٢٢
veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.
Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
كَذَّبَتْ عَادٌ ٱلْمُرْسَلِينَ ١٢٣
keẕẕebet `âdün-lmürselîn.
Âd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti.
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ هُودٌ أَلَا تَتَّقُونَ ١٢٤
iẕ ḳâle lehüm eḫûhüm hûdün elâ tetteḳûn.
Hani kardeşleri Hûd onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ ١٢٥
innî leküm rasûlün emîn.
"Haberiniz olsun ki ben, size gönderilmiş, güvenilir bir Peygamberim."
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ ١٢٦
fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.
"Gelin artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ ١٢٧
vemâ es'elüküm `aleyhi min ecr. in ecriye illâ `alâ rabbi-l`âlemîn.
"Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir. "
أَتَبْنُونَ بِكُلِّ رِيعٍ ءَايَةً تَعْبَثُونَ ١٢٨
etebnûne bikülli rî`in âyeten ta`beŝûn.
"Siz her tepeye bir alâmet bina edip eğlenir durur musunuz?"
وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَ ١٢٩
vetetteḫiẕûne meṣâni`a le`alleküm taḫlüdûn.
"Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz?"
وَإِذَا بَطَشْتُم بَطَشْتُمْ جَبَّارِينَ ١٣٠
veiẕâ beṭaştüm beṭaştüm cebbârîn.
"Hem tuttuğunuz zaman merhametsiz zorbalar gibi tutuyorsunuz."
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ ١٣١
fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.
"Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
وَٱتَّقُوا۟ ٱلَّذِىٓ أَمَدَّكُم بِمَا تَعْلَمُونَ ١٣٢
vetteḳu-lleẕî emeddeküm bimâ ta`lemûn.
"O Allah'tan korkun ki, size o bildiğiniz şeyleri vermekte,"
وَجَنَّـٰتٍ وَعُيُونٍ ١٣٤
vecennâtiv ve`uyûn.
"Cennet gibi bağlar, bahçeler, pınarlar ihsan etmektedir."
إِنِّىٓ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ ١٣٥
innî eḫâfü `aleyküm `aẕâbe yevmin `ażîm.
"Cidden ben sizin hakkınızda büyük bir günün azabından korkuyorum."
قَالُوا۟ سَوَآءٌ عَلَيْنَآ أَوَعَظْتَ أَمْ لَمْ تَكُن مِّنَ ٱلْوَٰعِظِينَ ١٣٦
ḳâlû sevâün `aleynâ eve`ażte em lem teküm mine-lvâ`iżîn.
"Dediler ki: "Sen ha vaaz etmişsin, ha vaaz edenlerden olmamışsın, bizce birdir."